Home Kültür Sanat Edebiyat Şarkı Söylet Onlara
Şarkı Söylet Onlara

Şarkı Söylet Onlara

333
0

Savaşı unutturmamak için çabalamak tarihçilere değil yazarlara düşer. Bellek yitimine karşı savaşan yazarlardır.

Pınar Özdemir

Bellek yitimi en çok savaşlar gibi büyük toplumsal trajedilerden sonra arzulanan bir durumdur. Halktan, olanları unutması ya da bir zaman sonra geçmişi savaş koşulları içerisinde değerlendirmesi istenir. Zaten yıllar geçtikten sonra savaş dönemi “zamanın ruhu” olarak anılacak, böylece sonraki kuşaklar sorumluluk üstlenmek zorunda kalmayacaktır. Bütün madalyalar, nişanlar, şehitlik payeleri bunun için verilir; kahramanları değil kahramanlıkları hatırlamak, ödenen bedeli unutturmak için.

John Steinbeck İkinci Dünya Savaşı deneyimlerini derlediği Bir Savaş Vardı (Once There Was a War, 1958) kitabı için yazdığı önsözde, “Yazdığım olayların hepsi gerçektir” der ve şöyle yazar: “O savaşa katılmıştım; daha doğrusu o savaşı şöyle bir ‘ziyaret’ etmiştim. Gazete muhabiriydim. Savaş sırasında yazdığım yazıları yeniden okudum da, ne kadar çok şey unutmuş olduğuma şaştım kaldım. …. Bu savaş, belki de unutulmayacaktır. Kendi çeşidinin son örneğiydi çünkü. Bütün dünyayı saran bir savaşı, ama bu uzunlukta bir savaşı, kimse göremeyecektir. Gelecek savaş, eğer çıkmasına meydan verecek kadar aptalsak, hem çok kısa sürecektir, hem de sonradan onu hatırlayacak kimse bulunmayacaktır.”

İspanya İç Savaşı ve sonrasındaki uzun Franco dönemi de Steinbeck’in yazdıklarından farklı değildir. Savaşı unutturmamak için çabalamak ise tarihçilere değil yazarlara düşer. Bellek yitimine karşı savaşan yazarlardır.

Savaşın açtığı yaraları kapamaya değil deşmeye çalışan yazarlardan biri de Michel del Castillo’dur. Türkçeye her nedense “İspanyol Kanı” olarak çevrilmiş olan “Le crime des péres” (Babaların Günahı) romanında bilinçli unutturma meselesinin altını çizmiştir: “Biz bellek yitimi temeli üstünde kurulmuş bir demokraside yaşıyoruz. Hiçbir şey konuşulmuyor, ama her şey belleklere kazınmış olarak, olduğu gibi duruyor.”

Michel Del Castillo 2 Ağustos 1933’te Madrid’de doğdu. Tam adı Michel-Xavier Janicot Del Castillo. Babası Georges Michel Janicot, Lyon bölgesinden toprak sahibi bir Fransız, annesi Candida Isabel del Castillo ise Halk Cephesi militanı bir gazetecidir. Kendisini Halk Cephesi’ne adamış anne Endülüslüdür, Cumhuriyetçidir ve direnişçidir. Annesi İç Savaş’ın başlarında İspanya’da bulundukları dönemde Isabel ya da Isabelita adlarıyla cumhuriyetçi basına yazılar yazdı, Madrid Radyosu’nda her akşam yaptığı programla tanındı.

İspanya İç Savaşı’nı izleyen mülteci akı­nıyla birlikte Castillo 1939 Martı’nda, Franco kuvvetlerinin Madrid’e girmesinden birkaç gün önce Fransa’ya kaçtı, kısa bir süre sonra da annesiyle birlikte Nazi toplama kamplarına gönderildi. Çocukluğunun 1939-1942 yılları arası Vichy hükümetinin Fransa’da açtığı ve birçok İspanyol sığınmacının tutulduğu Fransa’nın güneydoğusunda bulunan Lozère bölgesinin Mende şehri yakınlarındaki Rieucros toplama kampında geçti. Castillo, Kardeşim Budala adlı kitabında bu kampla ilgili şunları yazıyordu: “Çocuk belleğim, o kampı uzun süre Mende’nin çok uzağına taşıdı; gerçekte, Lozére bölgesinin merkezinden, beş kilometreden az bir uzaklıkta, iki yanını ormanların sardığı dar bir yolun sonundaydı.”

Michel Del Castillo In Paris, France On December 5, 1981 -
Michel del Castillo

1941’in sonlarına doğru annesi oğlunu da alarak sahte bir kimlikle kamptan kaçmayı başarır. Gizlice Paris’e geçerler. 1942 yılında aile parçalanır. Castillo tek başına Almanya’da bir kampa gönderilir. 1945 yılında İspanya’ya geri dönebildiğinde, “kızıl komünist bir kadının çocuğu” olarak yetim sayılmış ve Barselona’da bir yetimhaneye gönderilmiştir. Castillo, 1949 Haziranı’nda kaçacağı güne kadar dört yıl bu yetimhanede kaldı.

Fransa’ya dönüp ailesini bulmadan önce 1949’da bir süre Endülüs bölgesindeki Ubeda’da bulunan bir Cizvit okulunda eğitim gördü. Bu dönemde fabrika işçiliği, duvarcılık, hamallık, Fransızca öğretmenliği gibi işler yaparak para biriktirdi. 1951-1953 yılları arasında Aragon bölgesinde, Fransa sınırına yakın bir bölgede bulunan Huesca’da yaşar. Burada Fransızca dersleri vererek yaşamını sürdürdü. Huesca kentini İspanyol Kanı ve Karar Gecesi gibi yapıtlarında anlattı.

1953 yılında Fransa’ya döndü, lise öğrenimine başladı. Üniversitede psikoloji öğrenimi gördü.

İlgiyle karşılanan ve onu üne kavuşturan ilk romanı Çağımızın Çocuğu’nu (Tanguy) 1957’de yirmi dört yaşındayken yayımladı. İç Savaş’ın vahşetini dokuz yaşında bir çocuğun, Tanguy’un gözünden anlatır. Castillo bu ilk romanını çocukluğunun geçtiği toplama kamplarında yaşadığı olaylardan esinlenerek yazmıştı.

Castillo, İspanyol olmasına rağmen yapıtlarını Fransızca yazdı. Bunu da Kardeşim Budala’da şu sözlerle dile getirir: “Madrid’deyken okuduğum her şeyi Fransızca okuyordum. İspanyolcadan çok, Fransızca konuşmaya hevesliydim, çünkü savaşı ve nefreti kusan Kastilya dilinin kulağıma hoş gelebilecek hiç, ama hiçbir yanı yoktu.”

Türkiye’de pek çok okuru Castillo ile tanıştıran kitap Gitar (La Guitare) oldu. 1958’de yayımlanan Gitar Castillo’nun ikinci romanıdır. Korkunç derecede çirkin bir yüze ama masum, kocaman bir yüreğe sahip, yaşama ve kendini ifade etme aracı olarak gitarla insanların kalbine ulaşmaya çalışan bir cüceyi anlatır. Başta yüreği iyilik dolu olan bu cüce karşılığında hep kötülük, şüphe ve değiştirilemez önyargıları bulunca topluma uyum sağlamaya, kötülük karşısında yüreğini katılaştırmaya çalışır. Ama ilk bulduğu fırsatta iyiliğe dönmek ister. Çirkin cüce gitar çalmaya heves eder. Ona asla şefkatle yaklaşmamış insanların merhametini onlarda bulunmayan bir araçla, gitarla elde etmeye çalışır. Gitar’ın asıl odaklandığı konu, insanın içinde sürekli savaşım veren iyi ile kötüdür. Castillo, insanın özünde iyi olduğunu onu toplumun kötü yaptığını savunur. Ona göre özünde önyargı ve kötülük barındıran toplum insanın iyi olmasına izin vermez. Castillo İspanyol Kanı kitabında masumiyetin en güzel tanımlarından birini de yapar: Başkalarının günahlarını taşımak.

Castillo’nun en çok etkilendiği yazarlar da insanın özündeki çelişkilerle derdi olan Cervantes, Dostoyevski ve Miguel de Unamuno gibi yazarlardır. Castillo, Dostoveyski’nin insanın ruhundaki büyük çelişkiye odaklandığını düşünür. Gitar için yazdığı önsözde Dostoyevski’yi şu sözlerle anlatır: “İnsan ruhunun sarrafı olan Dostoyevski günahkâr insana bütün gücüyle aydınlığı, namuslu insana da zaman zaman cehennemi özleten derin çelişkiyi, insan ruhundaki bu parçalanmayı vurgulamayı başarmıştır.”

Fedor diye hitap ettiği Dostoyevski için 1995 yılında yayımlanan Kardeşim Budala  (Monfrère l’Idiot) romanını yazdı ve bu kitapla L’écritIntime Ödülü’nü aldı. “Kardeşim Budala” Dostoyevski’ye yazılmış uzun bir mektup gibidir: “Roman kişilerinin her biri kendi içinde bir düşçü, bir çılgın, bir ermiş ve bir cani taşıyor; bu gizil niteliklerin hangisinin, sonunda onu bir yazgı içinde durduracağı bilinemiyor. Belirsiz olan insanı betimliyorsun sen: İnsana öylesine genişlik kazandırıyorsun ki, senin her insanının içinde yüzlerce insan var.”

Castillo, Dostoyevski’ye çokça hayranlığını bazen de kızgınlığını dile getirir. Dostoyevski ile konuşur. Turgenyev’den yardım istediği için kızar örneğin: “Turgenyev’den bile yardım istiyorsun (buna cüret ettin, Fedor, kendini alçalttın! En çok nefret ettiğin adamın, o Batılının, Parislinin kapısını çalmaya cüret ettin!)”

Kitabında Dostoyevski ile 13-14 yaşlarındayken nasıl tanıştığını, sonra kendisinin de “Dostoyevski’nin yarattığı kişilerden biri” haline geldiğini anlatır. Bazı bölümlerde Nabokov gibi yazarlara karşı Dostoyevski’yi korur. Castillo, Dostoyevski’yi kendi anılarıyla da iç içe geçirerek anlatır. Bazen anlatı Castillo’nun yaşam öyküsüne dönüşür.

Castillo’nun Karar Gecesi adlı romanı ise içinde Raskolnikov’a özgü çelişkiler ve hesaplaşmalar barındıran bir karaktere odaklanır: Don Avelino Pared. “Büyük Engizisyoncu” olarak anılan Huesca Emniyet Müdürü Don AvelinoPared, iç savaş döneminin karanlık insanlarından biridir. Franco İspanyası’nın, o dönemdeki acımasızlığın, kıyıcılığın eksiksiz bir portresidir.

Romanda genç polis müfettişi Santiago Laredo, Huesca’ya atandığını öğrendiğinden itibaren, sorduğu herkesin hakkında gizemli ve anlaşılmaz yorumları yaptığı Don Avelino Pared hakkında bir araştırmaya girişir. Bu araştırma bir bulmaca çözer gibi, karmaşık bir yapbozun parçalarını birleştirdiği bir süreç haline gelir. Araştırmayı derinleştirdikçe kendi geçmişine, geçmişinin karanlık noktalarına inmeye başlar. Giderek kendi geçmişi Avelino Pared’in geçmişiyle bütünleşir ve Laredo’yu kendi geçmişiyle bir hesaplaşmaya götürür. Castillo Karar Gecesi romanı ile 1981 yılı Renaudot Ödülü’nü aldı.

Kısa bir süre oyunculuk da yapan Castillo, Sartre’ın Duvar romanından uyarlanan 1967 yapımı Le mur adlı filmde Pablo rolünde oynadı. 1997 yılında “Belçika Kraliyet Bilim ve Sanat Akademisi”ne üye seçildi. Castillo kariyerini piyanist olarak sürdürmeyi düşünecek kadar klasik müziğe meraklıdır.

Castillo savaşın tüm kayıplarını yaşamış bir yazardır. İlk romanını “yaşayan ya da ölü bütün arkadaşlarına” ithaf eder. Romanın kahramanı Tanguy Yahudi olmadığı halde annesiyle sürekli kaçmak zorunda olan bir çocuktur. Savaş, çocuk dünyasının her şeyden önce kurulu küçük düzenini yıkılmıştır. Ne evi, ne bahçesi, ne köpeği, ne de bir arkadaşı vardır artık. Kısa süre kalabildikleri yerlerde bulduklarını da hep birdenbire terk etmek zorunda kalır. Bu yolculuklarından birinde –annesinin yakalanmaması için– annesiyle ayrı seyahat etmek zorunda kalırlar, Tanguy annesinden bir hafta sonra yola çıkıp yanına gidecektir. Ancak Tanguy’un sığındığı ve bir hafta sonra terk edeceği ev SS subayları tarafından basılır. Tanguy diğer Yahudi çocuklarla birlikte trene bindirilip sonu toplama kampında bitecek bir yolculuğa çıkarılır.

Tanguy trene binmeden önce ihtiyar bir Yahudi ile tanışır. Bu ihtiyar yolculuğun ne kadar zorlu olacağını bilir. Trene binmelerinden önce, kendini tutamayıp çaresizlikten ağlayan Tanguy’a bir parça ekmek ve biraz su verir. Tam ayrılacaklarken bir tavsiyede bulunur. Eğer çocuklardan birinin başına bir şey gelirse, eğer bir kaza filan olursa, ötekilerin ağlamasına meydan vermemesini öğütler. Çünkü, çocuklar hep birlikte ağlamaya başlarsa o kargaşa diğer vagonlara sıçrayacak, elbette Naziler çocukları sakinleştirmeye çalışmayacaklardır. Böyle bir kargaşanın nelere yol açabileceğini iyi bilen ihtiyar adam, çocukların olduğu vagonda hepsini üzecek bir durum olursa Tanguy’dan onlara şarkı söyletmesini ister:

“Şarkı söylet onlara!” der:

“Şarkı mı?” Tanguy şaşırmıştı. “Ne şarkısı?”

“Farketmez. Ne olursa olsun. Hiç Fransız şarkıları bilmez misin?”

“ ‘Auclair de la lune’ nasıl?”

“Çok güzel,” dedi ihtiyar Yahudi. “Bundan iyisi olamaz.”

Gerçekten de yolculuğun beşinci gününde, o koşullara dayanamayan çocuklardan biri ölür. Bunu önce Tanguy fark eder ancak öbürlerine söylemez. Sonra çocuklardan biri daha anlar arkadaşının öldüğünü ve bağırmaya başlar. Bu panik havası hemen diğer çocuklar arasında yayılır ve hepsi dehşete kapılarak ağlamaya başlar. Tanguy o zaman ihtiyar adamın dediklerini hatırlar, kendini toparlayıp ayağa kalkar ve “Auclair de la lune’/ ‘Monami Pierrot…”* şarkısını söylemeye başlar. Öbür çocuklar önce şaşırıp çekinse de kısa sürede yatışıp şarkıya katılırlar. Vagonda kurşuna dizilmekten bir çocuk şarkısı kurtarır onları.

NOT: Daha sonra bu halk şarkısına Aloysius Bertrand’ın Gaspard De La Nuit kitabında yapılan bir atıfta rastladım ve şarkı böylece tamamlandı: “Ay ışığında… / Dostom Pierrot / Bir kelime yazayım / Kalemini ver de bana. / Söndü mumum. / Işığım yok artık; / Aç kapını bana / Allah aşkına.”

* Ay ışığında / Dostum Pierrot…

Kaynaklar:

John Steinbeck, Bir Savaş Vardı, Çev. Ülkü Tamer, Milliyet Yayınları, 1996.
Michel del Castillo, İspanyol Kanı, Çev. Aykut Derman, Can Yayınları, 1996.
Michel del Castillo, Kardeşim Budala, Çev. Aykut Derman, Can Yayınları, 1998.
Michel del Castillo, Gitar, Çev. İnci Kaplan, Can Yayınları, 1994.
Michel del Castillo, Karar Gecesi, Çev. Özdemir İnce, Can Yayınları, 1984.
Michel del Castillo, Çağımızın Çocuğu, Çev. Lale Burak, Can Yayınları, 1984.
Aloysius Bertrand, Gaspard de la Nuit, Çev. Özdemir İnce, İmge Kitabevi Yayınları, 2015.
IMDB – Le mur

(333)

Yorum yaz