Home Bilgi Bankası Edebiyat Şarkı Söylüyor Çocuklar
Şarkı Söylüyor Çocuklar

Şarkı Söylüyor Çocuklar

121
0

Ede­bi­yat kari­ye­rine şiirle baş­la­yan, ilk roman­la­rını kırklı yaş­la­rında yayım­la­yan ve 2003 yılında, 50 yaşın­day­ken hayata veda eden Roberto Bolaño, geçen ay içinde Tıl­sım, Uzak Yıl­dız, Mösyö Pain roman­la­rını ve Katil Oros­pu­lar isimli öykü kita­bını kap­sa­yan yeni bir edis­yon ile oku­yu­cu­larla buluştu.

A. Ömer Türkeş

Roberto Bolaño’nun hayat hikâ­ye­sini özet­le­meye gerek yok. Zira Tıl­sım ve Uzak Yıl­dız haya­tını biçim­len­di­ren olay­ları baş­ka­la­rı­nın hayat­la­rına karış­tı­ra­rak çok daha canlı ve iro­nik biçimde anlat­mış. Hele ki –edis­yonda henüz yer alma­makla bir­likte daha önce Türk­çeye çev­ri­len– Vahşi Hafi­ye­ler’i de ekle­di­ği­mizde ortaya Hierony­mus Bosch resim­le­rini andı­ran, ger­çek ile ger­çe­küs­tü­nün bir­bi­rine karış­tığı tuhaf bir man­zara çıkı­yor.

Kimin Hikâ­yesi?

Tıl­sım 1968 yılında, Mexico’nun UNAM üni­ver­si­te­sin­deki öğrenci dire­ni­şine ordu bir­lik­le­ri­nin müda­ha­le­siyle baş­lı­yor. Bu müda­hale bir­kaç hafta sonra Tla­te­lolco Meydanı’nda ger­çek­le­şe­cek kat­li­amın haber­ci­si­dir. Olay­la­rın tanığı olan anla­tıcı kadın, Auxi­lio Laco­uture, ‘Uru­guay vatan­daşı, Güney Ame­ri­kalı, şair ve sey­yah’. Olay sıra­sında tuva­lette olduğu için yaka­lan­ma­mış ama on beş gün kısıtlı kal­dığı tuva­lette zihni allak bul­lak olmuş­tur: “Geç­mişi düşün­düm. Tarih­leri düşü­nür­ken var­sa­yım­sal çare­siz­li­ği­min duvar­ları yavaşça par­ça­landı ve gölün dibin­den yük­se­len görün­tü­ler geldi gözü­mün önüne, onla­rın güne­şin veya ayın aydın­lat­ma­dığı o acı­nası su küt­le­sin­den çık­ma­la­rına kimse engel ola­mazdı ve zaman, rüya­larda olduğu gibi kendi içine kapandı. 1968, 1964 oldu ve 1960 yılı da 1956’ya dönüştü, ama aynı zamanda 1970 ve 1973 yıl­la­rıydı ve 1975 ve 1976 yıl­ları; sanki ölmüş­tüm ve yıl­ları alış­kın olma­dı­ğım bir bakış açı­sıyla görü­yor­dum. Demek iste­di­ğim: Geç­mişi düşü­nü­yor­dum, ama geç­mi­şim şim­diki zama­nın, gele­ce­ğin ve geç­mi­şin bir­leş­miş haliydi, hepsi bir­bi­rine geç­mişti…”

Kadı­nın anlat­tık­ları Meksika’nın, Şili’nin, aslında Güney Amerika’nın teker­rür eden tari­hi­dir. Auxi­lio Lacouture’un anı­ları içinde şiire ve romana düş­kün, dev­rime inan­mış genç bir öğren­ci­nin silu­eti de beli­re­cek­tir; Şili’den Meksika’ya göçen bir aile­nin çocuğu olan Arturo Belano’nun… Şiirin, ede­bi­ya­tın, sana­tın ve dev­ri­min heye­can yarat­tığı 70’li yıl­larda Arturo Belano’nun Mexico City’den Şili’ye, Şili’den El Salvador’a, ora­dan yeni­den Mexico’ya ve niha­yet Mexico’dan Katalanya’ya yap­tığı yol­cu­luk­lar kadı­nın bula­nık zih­nin­den par­ça­lan­mış anı­lar halinde akta­rı­lır. Arturo’nun Şili’de ve Barcelona’da yaşa­dık­ları Uzak Yıl­dız’ın konusu ola­cak­tır.

Uzak Yıl­dız’da Arturo Belano doğ­ru­dan görün­mez ama roma­nın giri­şin­deki açık­la­mada anla­tı­cıyı yön­len­di­re­nin Arturo B. olduğu vur­gu­la­nır. “Arturo başka hikâ­ye­le­rin aynası ya da pat­la­ması değil, sadece kendi ken­di­nin aynası ve pat­la­ması ola­cak daha uzun bir hikâye olsun isti­yordu” der anla­tıcı. Ger­çek­ten de anla­tı­lan, Şili’de Allende ikti­da­rı­nın ve Pinoc­het dar­be­si­nin başka hikâ­ye­lere hiç ben­ze­me­yen hikâ­ye­si­dir. Şili’de sanat ve ede­bi­yat çev­re­le­rin­deki dev­rimci öğren­ci­le­rin ara­sına sızan bir ajan pro­vo­ka­törü mer­ce­ğine alan Uzak Yıl­dız’da Roberto Bolaño pek çok konuya deği­nir ve pek çok haki­katle yüz­le­şir.

Tıl­sım’da ve Uzak Yıl­dız’da A. Belano Şili’yi terk eder. Peki ya geriye kalan? Genç­li­ğin bütün coş­kusu ve inan­cıyla sarıl­dık­ları şiire, sanata, o dina­mik ede­bi­yat top­lu­luk­la­rına ne olmuş­tur? İşte bu soru­la­rın cevabı ‘Vahşi Hafiyeler’de veri­lir. ‘Veri­lir’ pek doğru bir sap­tama olmadı. Bir son­raki kuşak­tan bir gen­cin gün­lü­ğün­den akta­rı­lan hikâ­yede Arturo Belano’nun aki­beti yine bula­nık­tır. Net olan, faşist dar­be­siyle sav­ru­lan hayat­lar, param­parça olan umut­lar­dır. Sanat hayatı değiş­ti­re­me­miş­tir…

Büyük ve Buruk Bir Aşk

Bu yazı çer­çe­ve­sinde Mösyö Pain’e deği­ne­me­dim. Diğer­le­rin­den farklı görün­mekle bir­likte gerek barın­dır­dığı şahıs­lar ve motif­ler gerek anlatı yapısı açı­sın­dan Bolaño romanı oku­du­ğu­nuzu belli eden tuhaf, esra­ren­giz, biraz da ger­çe­küstü bir hikâ­yesi var.

Ger­çek­ten de Roberto Bolaño’yu oku­mak gizli bir hikâye duy­mak, anla­tı­lan­la­rın arka­sında başka bir şey­le­rin var­lı­ğını sez­mek, sanatla iliş­ki­len­mek, hayatı ve dün­yayı bir rüya­nın için­den izle­mek gibi­dir. Anla­tı­la­rın bir­bi­riyle bağ­lan­tısı –özel­likle ‘2066’da– çok sey­rek teğel­len­miş­tir ama gide­rek sıkı­la­şır. Ve bütün roman­la­rında insan­la­rın kader­le­rini bir­bi­rine bağ­la­yan ölüm ve şid­det­tir. Kendi kuşa­ğı­nın yaşa­dık­la­rın­dan yola çıkan Bolaсo’nun hayata bakışı biraz karam­sar. Seç­tiği konu­larla da ilgili ama acı, alay ve hüzün yayı­lı­yor anla­tı­la­rın­dan.

Bir yaza­rın kendi etkin­liği –yani sanat ve ede­bi­yat– hak­kında bu denli inanç­sız, hadi inanç­sız deme­ye­lim ama eleş­ti­rel olması şaşır­tıcı. Bunun nede­nini yuka­rıda değin­di­ğim roman­la­rın hikâ­ye­le­rin­den bir nebze olsun çıka­ra­bi­li­yo­ruz. Sanat ve ede­bi­yat, sanat ve hayat ara­sın­daki bir­lik­te­li­ğin kop­ma­sı­dır Bolaño’yu umut­suz­luğa sevk eden. Ede­bi­yat poli­tik bir etkin­lik olmalı, haki­kati yaka­la­ma­lı­dır. Ancak haki­ka­tin olay­la­rın art arda sıra­la­na­rak ortaya çıka­rı­la­ma­ya­ca­ğını bilir. Onun ara­dığı yaşan­mış hayat hikâ­ye­leri, tanık­lık­lar değil o hayat hikâ­ye­le­ri­nin arka­sın­daki gizli hikâ­ye­ler­dir. Böyle bir fik­ri­yat­tan hare­ketle –kendi ifa­de­siyle “Fran­sız Sür­re­alizmi ile Mek­sika usulü Dada­iz­min tuhaf bir karı­şımı” bir üslup ve kurgu geliş­tir­miş­tir. Tıl­sım ve Vahşi Hafi­ye­ler bu tar­zın çok iyi örnek­leri. Tıl­sım’ın roman kişi­le­rini ele ala­lım: Arturo Belano’nun Roberto Bolaño’dan, Auxi­lio Lacouture’un ise olayı ger­çek­ten yaşa­yan Alcira Soust Scaffo isimli Uru­gu­aylı bir kadın­dan esin­len­miş karak­ter­ler olduk­la­rını, Bolaño ve Scaffo’nun 1970’te tanış­tık­la­rını bili­yo­ruz. Ancak ‘imdat!’ anla­mına gelen Auxi­lio adıyla Auxi­lio Laco­uture bir roman karak­teri olduğu kadar Latin Ame­rika dene­yim­leri ile zen­gin­leş­miş tari­hin sesi­dir. İşte bu nedenle zama­nın içinde ser­bestçe dola­şa­cak, pek çok ger­çek ve kur­maca karak­te­rin çığ­lı­ğını duyu­ra­cak­tır.

Roberto Bolaño Vahşi Hafi­ye­ler’i “kendi kuşa­ğıma yaz­dı­ğım bir aşk mek­tubu” diye tanım­la­mıştı: “Kuşa­ğım tüm genç­ler gibi aptal ve cömertti, eli­miz­deki her şeyi veri­yor, kar­şı­lı­ğında hiç­bir şey bek­le­mi­yor­duk. Şimdi biz­den geriye hiç­bir şey kal­madı… Latin Ame­rika top­ra­ğında yatı­yor ceset­le­ri­miz…”

Roman­la­rın­daki hüz­nün nede­nini ortaya koyan bir açık­lama bu. Vahşi Hafi­ye­ler’le sınırlı kal­ma­yan, diğer roman­la­rını da kap­sa­yan uzun bir aşk mek­tubu…

(121)

Yorumlar