Home Liste Sartre’ın Özgürlük Yolları…
Sartre’ın Özgürlük Yolları…

Sartre’ın Özgürlük Yolları…

399
0

Felsefeyle mi ilgilisiniz o halde Sartre’ı duymamış olamazsınız? Yoksa siz sadece iyi bir edebiyat okuru musunuz, o halde Sartre’ı ıskalamış olmanız mümkün değil? Diyelim ki felsefe veyahut edebiyatla pek ilgili değilsiniz ama tiyatroya bayılıyorsunuz, o halde Sartre’ın en az bir oyunundan haberdar olmalısınız. Bu saydıklarımdan hiçbiri ilginizi çekmiyor mu, tarihle mi ilgileniyorsunuz, o halde Vietnam Savaşı, Cezayir Savaşı, 68 gençlik hareketleri, Che Guevera falan derken mutlaka Sartre’a rastlamışsınızdır.
Kısaca şöyle diyelim sevgili okur: 20.yüzyıla neresinden bakarsan bak bir yerlerde mutlaka Jean-Paul Sartre karşına çıkacaktır.
Sartre’ın en önemli romanlarından Özgürlüğün Yolları üçlemesinden (Akıl Çağı, Yaşanmayan Zaman ve Yıkılış) severek okuyacağınız alıntılar bırakıyorum buraya. İyi okumalar, nice nice okumalara…

Simone de Beauvoir ile.

1

Mathieu: Ben yalnızca kendim olmak, kendime dayanmak İstiyorum.
Marcelle: Evet özgür olmak. Sonuna kadar özgür olmak. Senin günahın bu işte.
Mathieu: Bu bir günah değil. Başka, başka ne isteyebilir ki insan?

2

İhtiyarladım. Şurada bir sandalyenin üzerinde, gırtlağıma kadar kendi yaşamıma gömülmüş oturuyor ve hiçbir şeye inanmıyorum.

3

Özgür olmak! Kendi kendinin nedeni olmak: Benim, çünkü ben olmak istiyorum, diyebilmek! Kendi kendinin başlangıcı olabilmek!

Michel Foucault ile bir sokak gösterisinde.

4

Artık beklemiyorum, diye düşündü. Baştanbaşa bekleyiş olmak için kendimi boşalttım, kısırlaştım. Şimdi bomboşum işte ve artık beklediğim bir şey yok.

5

Özgür olmak için her şeyden vazgeçtim dedi Brunet. Şimdi bir adım daha at özgürlüğünden vazgeç: O zaman her şeyi yeniden kazandığını göreceksin.

6

İnsan, uğrunda ölümü göze alabileceği bir şey bulmadığı müddetçe insan değildir.

7

‘Ah’ diye düşündü. ‘İnsan aynı anda her yerde birden var olabilmeli.’

8

Bu özgürlüğü ben ne kadar aradım: O kadar yakınımdaydı ki göremedim onu, elimi değdiremedim, özgürlük bendim oysa ben, kendimim. Ben kendi özgürlüğümüm. Günün birinde, gövdesini şurasından burasından delip geçen kurşunlarla ruhunun mutlulukla dolacağına inanmıştı. Ama şimdi kurşun yoktu, mutluluk yoktu. Yalnızca bu yokluk, hiçlik vardı, bu kendi dehşeti karşısında başı dönen boşluk, bu kendi saydamlığı kendisini görmesine engel olan korku bu ölesiye bunaltı.

9

Kötülük yapmak için bile insan olmak gerek Philippe, insan olmak, irade sahibi olmak, inatçı olmak gerek.

10

Umut öldükten sonra yürümek niye? Yaşamak niye? Niçin?

11

Gülüyorlardı, kaderin, anlamsızlığın çevrelerine ördüğü taş duvarlara çarparak çırpınıyorlardı. Gülüyorlardı, kendilerini cezalandırmak için, kendilerini suçlarından yıkamak için, çalmak için gülüyorlardı. İnsanlık dışı, alabildiğine insan umutsuzluğunun ötesinde umutsuzluğun kucağında insanlar.

12

Tören bitmiş, barış kutsanmıştı. Onlar tarih önünde barıştan sonraydılar artık. O zaman usul usul akıyordu, güneşte ılınmış, tatlı, şifa verici bir iksir. Yeniden yaşamaya koyulmak gerekti.

13

Mathieu esnedi, kaygılı dertli gözlerle yarı karanlıkta çevresinde göze görünmez olmuş yüzleri aradı. Biz diye mırıldandı. Ama bu kelime sihrini kaybetmişti artık, yalnızdı. Başını arkaya yasladı ve gökte parlayan ilk Yıldızlara baktı. Gök bir kadın gibi yumuşaktı. Yeryüzünün bütün aşkları göğe yükselmişti sanki.

14

Ölü, tek gözü kapalı, şimdi hakkında düşünülenlere gülümsüyordu. Ölmek çok da zor değildi galiba. Kolaydı hatta kolay ve hemen de keyifli bir şey. “Öyleyse, öyleyse yaşamak niye? ”

15

Sırt üstü uzandı. Gök, gökyüzü pembe ve anlamsız; gökyüzünde yuvarlanmak mümkün olsaydı. Yapılacak hiçbir şey yok, çaresiz. Aşağıda, dipte yaşamak için yaratılmışız biz, bütün kötülük bundan geliyor.

16

O gideceği yere çoktan varmıştı; ölümü doğumuyla çoktan birleşmiş, bir ortak nokta olmuştu. Ayın beyaz ışığında yürüyordu, eve gelecek günün güneşi yaralarını aydınlatıyordu. Kendi kendisinin peşinde koşuyordu artık, kendinde bütünüyle vardı o, kendinde bütünüyle yaşıyordu.

17

Mathieu yalnızdı. Yüksek sesle” Allah kahretsin!” dedi. 15 dakika bile dayanamadılar, dedirtmeyeceğim size, dedirtmeyeceğim!”
Parmaklığın önünde durdu, ayakta ateş etmeye koyuldu. Bu, dev bir öç almaydı artık. Her patlama bir eski, uzak utancın intikamıydı. Parasına el Süremediğim Lola’ya Ateş! Yüzüstü bıraktığım Marcelle’e ateş! Bir el ateş, öpmek istemediğim, öpemediğim Odette’e! Bu yazamadığım, yazmaya Cesaret edemediğim bütün kitaplar için, bu, kendime yasak ettiğim, gidemediğim tüm yolculuklar için, bu nefret etmek arzusuyla kıvrandığım ama anlamaya çabaladığım bütün insanlar için, hepsi, herkes için! Ateş ediyordu ve yasalar havada uçuyordu, insanları sevdiğin gibi seveceksin, geber orospu çocuğu! Asla öldürmeyeceksin, geber bok soyu bok! İnsanoğluna, erdeme, dünyaya Ateş: Özgürlük Korkutmak tır. Belediye alev alev yanıyordu, beyni alev alev yanıyordu. Kurşunlar vızıldıyordu, hava kadar Özgür, dünya havaya uçacak benimle birlikte. Ateş etti, saate baktı: 14 dakika 30 saniye dünyadan 30 Saniyelik bir kısacık süreden öte bir isteği yoktu artık 30 saniye. Şu kiliseye doğru Koşan güzel mağrur subaya ateş etmesine yetecek 30 saniye; güzel mağrur subaya ateş etti, yeryüzündeki bütün güzelliklere, sokağa çiçeklere, bahçelere, sevdiği, sevmiş olduğu her şeye. Güzellik hayasız bir sıçramayla uçtu. Ateş etti: Tertemizdi şimdi, tertemizdi, tanrı kadar güçlüydü, özgürdü. 15 dakika.

Kaynak: Akıl Çağı – Özgürlük Yolları 1. Kitap, Yaşanmayan Zaman – Özgürlük Yolları 2. Kitap, Yıkılış – Özgürlük Yolları 3. Kitap, Çeviren: Gülseren Devrim, Can Yayınları

(399)

Yorum yaz