Home Öykü Kısa Öykü Serkan Engin • Yalnızlığın Teras Katı
Serkan Engin • Yalnızlığın Teras Katı

Serkan Engin • Yalnızlığın Teras Katı

136
0

Kapıyı açar açmaz bir çığ gibi dev­rildi üze­rine yal­nız­lık. Güç bela kal­kıp ayağa, üze­rin­deki hayal kırık­lığı toz­la­rını sil­ke­ledi. Önce usulca beline dolan­dıysa da karan­lık; hiç yüz ver­medi. Meka­nik bir hare­ketle açtığı lam­ba­dan çürük sarı bir ışık bir bed­dua gibi odaya yayıldı. Tab­la­sını bir yana bıraktı, umut­la­rını bir yana. Geç­mi­şin­den soyu­nur gibi çıkardı ceke­tini. Kaç yıl olmuştu İstanbul’a geleli?..

İstan­bul, geç­kin orospu!” dedi tükü­rür gibi. Keke­le­yen adım­larla çık­mıştı mer­di­ven­leri, ulaş­mak için yal­nız­lı­ğın teras katına. Ağır bir par­füm kokusu yapış­mıştı üze­rine birinci katta, Okşan’ın kapı­sı­nın önün­den geçer­ken.

Okşan ki namlu gibi bakardı geceye. Çir­kefi çiğ­nerdi kal­dı­rım­larda kırk dört numara topuklu ayak­ka­bı­la­rıyla. Ken­dini temize çekerdi her sabah çocuk­lu­ğu­nun pamuk hel­vası ren­gin­deki bol köpüklü bir tıraşla. Giz­le­ye­me­diği adem elması bir kart­vi­zit gibi asılı dururdu boy­nunda. Bes­mele ile girerdi evine. Kapı­nın eşi­ğinde sil­ke­lerdi gece­nin irinli anı­la­rını. Saat­lerce yıka­nırdı arın­mak için ken­tin şir­ret­li­ğin­den. Enta­ri­sini usulca giyer, özenle bağ­lardı yeme­ni­sini başına. Saat­lerce Kur’an okurdu ve ara sıra zor tutardı ken­dini küf­ret­me­mek için hayata ve Allah’a. Ne zaman bir Niğde havası çalsa rad­yoda, çocuk­lu­ğu­nun mor men­ge­ne­sine dönerdi, doğ­duğu küçük kasa­bada. Baba­sı­nın yüzü bir küfür gibi diki­lirdi kar­şı­sına. O zaman çekerdi fal­ça­ta­sını, sili­konlu meme­le­ri­nin altına kızıl öfke nehir­leri açmak için. Okşan kızıl’ı bir tek damar­la­rın­dan tanırdı…

Okşan’ın par­füm koku­suna sür­tü­nüp geçe­rek ikinci katın kapı­sı­nın önünde biraz durak­la­mıştı. Kırık bir selam kar­şı­la­mıştı ken­di­sini. Kapıda kirli bir men­dil gibi duru­şuyla Ceva­hir Amca:

Nas­sın evlat, işler nasıl ?” dedi selam fas­lını geçiş­tir­mek iste­yen hafif telaşlı bir halde.

İyi­dir be baba n’olsun ‚bil­di­ğin gibi” dedi düşük omuz­la­rını daha bir sar­kı­ta­rak. Kesik bir of çekip elini duvara yas­ladı.

N’aptın, bizim kaaveye uğra­ya­bil­din mi ? Var mı ara­yan soran ?”

Valla uğra­dım ama bir ses çık­madı.”

Ah şu siya­ti­ğim azma­saydı ben gide­cek­tim ama” dedi Ceva­hir Amca has­ta­lı­ğın­dan uta­na­rak. İki yıl­dır tek bir rol bile ala­ma­mıştı.

Sol elin­deki poşeti sağ elin­den giz­le­ye­rek yaşlı adama uzattı. İki ekmek ve biraz neva­leyle dolu poşeti gören yaşlı adam, göz­le­rin­deki sevinç parıl­tı­la­rını ört­bas etmeye çalı­şa­rak karne alan öğrenci eda­sıyla kabul etti.

” Ya oğlum ne gerek vardı.”

Sıkma canını baba. Man­gi­zin suyunu çekerse habe­rim olsun… Gün­düz, Emine uğradı mı ?”

(Soka­ğın kirli pen­çe­leri ara­sında Okşan’dı adı, evi­nin şev­katli kol­la­rına sığın­dı­ğında ise Emine).

Yok valla dün­den beri görmedim.“dedi Ceva­hir Amca , sökük hır­ka­sını ilik­le­meye çalı­şa­rak. Dış kapı­nın kırık pen­ce­re­sin­den giren ayaz ustura gibi yala­mıştı göv­de­sini. Zaten iki haf­ta­dır kömür ala­mı­yordu. Allah’a havale etmişti geri­sini.

Eyval­lah baba, iyi gece­ler.”

Sağol evlat iyi gece­ler” dedi yaşlı adam mah­çup bakış­la­rını yer­çe­ki­mine uydu­ra­rak…

İstan­bul geç­kin orospu” dedi mırıl­da­na­rak. Port­man­toya astığı ceke­tinde sigara çak­mak aradı .Geç kal­mış gibi azar azar inti­har etmeye, içine zula ettiği duman sen­fo­ni­siyle. Üç tek siga­rası kal­mıştı paketinde.“Allah kah­ret­sin! Çıkar­ta­ma­ya­ca­ğız bu geceyi” dedi gaf­le­tine kıza­rak. Yine ıska­la­mıştı bu akşam da bak­kalı. Üşe­ni­yordu şimdi onca yolu tep­meye. İlk nefeste duman, bir sus­talı gibi sap­lan­mıştı düş­le­rine. Yetim­ha­nede içmişti ilk siga­ra­sını, hela­nın ten­ha­lı­ğına sığı­na­rak , ken­disi gibi ağır yal­nız iki arka­da­şıyla. O zaman da böyle yır­tı­lır gibi olmuştu ciğer­leri. “Anne” söz­cü­ğünü oku­mayı sök­tü­ğünde öğrendi ilk. “Baba” ise sal­la­nan kara bir eldi anı­la­rı­nın flu kad­ra­jına sıkış­mış. Siga­rayı “tur­nike” yapıp çevir­miş­lerdi arka­daş­la­rıyla. İçme sırası ken­di­sin­dey­ken, erkete sin­yal çak­mış, diğer­leri tuva­let­lere sak­la­nır­ken, o sap gibi açıkta kal­mıştı. Nöbetçi öğret­men bir silin­dir gibi geç­mişti üze­rin­den. Sol kula­ğın­daki işitme bozuk­luğu o gece­den miras kal­mıştı…

Yal­nız­lı­ğın teras katına çıkmıştı…üzerindeki hayal kırık­lığı toz­la­rını sil­ke­le­ye­rek…

(136)

Yorumlar