Home Kültür Sanat Sinema Şirin mi şirin
Şirin mi şirin

Şirin mi şirin

238
0

Şükür ki artık bu tür kötü niyetli düşüncelerin çok uzağındayız! Hollywood, eskinin ‘komünist’ göndermeli çizgi serisini allayıp pullayarak ve yeni öyküler içinde ambalajlayarak popüler kültürün hizmetine sunuyor.

Uğur Vardan

Peyo’nun ünlü çizgi serisi Şirinler’in sinemadaki yeni macerası Kayıp Köy, her daim çocuklardan ziyade halihazırda çocukluğunu yaşayanlara sesleniyor.

Belçikalı çizer Pierre Culliford’un (ki Peyo imzasını kullanırdı) elinden çıkan Les schtroumpfs adlı çizgi seri, Türkiye’deki miniklere bir zamanların kült dergisi Doğan Kardeş üzerinden ulaşmıştı. Yaş itibariyle söz konusu derginin son dönemine (1977’de yayınına son verilmişti, yıllar sonra yeniden çıktı ama eski tadından eser yoktu; yeni hamlenin uzun süreli bir macerası da olmadı) yetişen, içinde yer aldığım kuşak, bu seriyi Mantar Cüceleri olarak tanıdı. Liderlerini Mantar Dede,  kötü büyücüyü Gargamel, hain kedisini Azrail, topluluğun tek kadın üyesini de Mantar Kız olarak… Çünkü çeviri böyle yapılmıştı. TRT’de yayınlanan çizgi film serisi ise aynı kahramanları bu kez Şirinler, liderlerini Şirin Baba, kadın üyeyi Şirine, Gargamel’in kedisini ise Azman olarak tanımladı. Çünkü TRT’nin çevirisi de bu isimler üzerine yapılandırılmıştı.

ŞİRİNLER: KAYIP KÖY

Yönetmen: Kelly Asbury

Seslendirenler: Aysun Topar, Fatih Özacun, Harun Can, Fatih Özkul, Hakan Vanlı, Engin Alkan, Özden Ayyıldız, Ayça Koptur

ABD yapımı

Sizi gidi komünistler sizi!

Dolayısıyla mesela 2011 tarihli, Hollywood işi insani karakterlerle animelerin karışımı bir öyküye sahip olan The Smurfs’da karakterlerin Türkçe adları TRT çevirisine sadık kalınarak seyirci karşısına çıktı. Bu hafta vizyona giren ve sadece animasyon karakterlerden oluşan Smurfs: The Lost Village’a da benzer bir durum hâkim, film Şirinler: Kayıp Köy ismiyle ve TRT’nin karakterlere verdiği isimlerle vizyonda.

Buraya kadar olanlar serinin Türkiye serüvenine ilişkindi. Öte yandan 1992’de kaybettiğimiz Peyo’nun yarattığı bu evreni şöyle tanımlamak mümkündü: Aklı ve sağduyuyu önderleri Şirin Baba’nın temsil ettiği köyde, derilerinin rengi mavi olan sempatik üyeler paradan puldan uzak, rekabet ve yükselme hırsından yoksun, bir tür komünal hayat yaşarlardı. Aslında rekabetin yaşandığı bir yer vardı, o da Gargamel’in köyün dengesini bozsun diye kil hamurundan yarattığı Şirine’ye beğendirilme çabası. Bu komüral görüntü “Komünizm propagandası yapıyorlar” damgasının vurulmasına sebep olmuş ve seri, Amerika’yla birlikte bazı ülkelerde bir ara yasaklanmıştı. Çünkü göndermeler çok açıktı; Şirin Baba beyaz sakalları ve ‘kızıl’ beresiyle Marx’tı, kötü büyücü Gargamel de ‘kapitalizm’in ta kendisi…

Şükür ki artık bu tür kötü niyetli düşüncelerin çok uzağındayız! Hollywood, eskinin ‘komünist’ göndermeli çizgi serisini allayıp pullayarak ve yeni öyküler içinde ambalajlayarak popüler kültürün hizmetine sunuyor.

Son adım Şirinler: Kayıp Köy’e gelince… Şirene ve üç Şirin’in (Güçlü, Gözlüklü ve Sakar) tesadüfen keşfettikleri bir yerleşim merkezini Gargamel de fark ediyor ve hain emellerini gerçekleştirmek için harekete geçiyor. Kelly Asbury’nin yönettiği film, seriye kadınların katılması üzerine kurulu bir öyküye sahip. Lakin film her daim çocuk kalanlardan ziyade halihazırda çocukluğunu yaşayanlara sesleniyor.

KOCA DÜNYA

Yönetmen: Reha Erdem

Oyuncular: Ecem Uzun, Berke Karaer, Melisa Akman, Murat Deniz

Türkiye yapımı

Ah yalan dünya…

Yetimhanede büyümüş iki gencin kaçıp gittikleri ormanı, kendi kozalarını ördükleri ve dış dünyanın tehlikelerinden korundukları bir sığınağa dönüştürmesini anlatan Reha Erdem imzalı Koca Dünya, özellikle görsel açıdan olağanüstü bir sinema deneyimi sunuyor.

Büyümenin ve koca bir dünyanın içinde yolunu bulmanın, ayakta kalmanın zorlukları… Reha Erdem’in önce kimi festivallerde boy gösteren ve nihayetinde bu hafta itibariyle vizyona çıkan son çalışması Koca Dünya, işte bu meseleler etrafında biçimlenen bir öyküye sahip. Filmin ana karakterleri Ali ve Zuhal, yetimhanede yetişen ama daha sonra hayatlarını farklı yerlerde sürdüren iki gençtir (belki de kardeştirler). Ali, kaldığı ailenin yanında problem yaşadığını düşündüğü Zuhal’i adeta yaşadığı bataklıktan elini kana bulayarak çekip alır. Bir motosiklete atlayarak şehrin kaotik ortamından uzaklaşan ikili ormana sığınırlar vs…

Bir Reha Erdem filminin festival ortamlarında ilk kez gösterilmesinin ardından gerçekleştirilen söyleşilerde genellikle benzer bir görüntüye tanıklık ederiz: İzleyici, seyrettiği yapımdan imgeler, simgeler, kimi metaforlar bulur çıkarır, yönetmeni ise bu durumu reddeder ve, “Benim sinemamda böyle şeyler yoktur, her şey göründüğü ve gösterildiği gibidir” der. (Bu ritüele son olarak Koca Dünya’nın En İyi Film ödülünü aldığı Adana Film Festivali’nde tanık olmuştum).

Her ne kadar yaratıcısı durumu böyle dile getirse de, kendisi de kabul eder ki bütün filmler gibi kendisinin yapıtları da seyirci zihniyle buluştuktan sonra farklı, bambaşka anlamların ifadesine dönüşecek ve herkes, öyküyü ve aktarılanları kendi penceresinden ve muhayyilesinden okuyacaktır. Ki bu okumaların bazılarını Erdem de çok beğenir ve söyleşilerinde altını çizer. Eleştirmen denilen ‘meslek erbabı’ da asıl olarak bir seyircidir ve o da benzer şekilde, hatta daha fazla bir didiklemeyle imgeler ve simgeler peşinde koşar. Özellikle de Reha Erdem filmlerinde!

Sinema tarihimizde eşi benzeri yok!

Şimdi biz gelelim kendi okumamıza: Koca Dünya’nın iki ana karakteri büyümenin, masumiyeti yitirmenin ve hayata karışmanın zorlukları ekseninde yollarını arıyorlar. Aslında benzer dertler Erdem’in Korkuyorum Anne’sinde de, Hayat Var’ında da mevcuttu (ya da bize öyle geliyor!) İkili (ki Adana’da bir seyirci öykünün karakterleri için, “Âdem’le Havva gibiler” demiş, Erdem de bu görüşe ilişkin, “Hiç öyle düşünmemiştim ama öyle de okunabiliyor demek ki” yorumunda bulunmuştu) için orman, kendi kozalarını ördükleri ve dış dünyanın tehlikelerinden korundukları bir sığınağa dönüşüyor. Ormandan çıkıp dış dünyayla ilişkiye geçtikleri her noktada da koza örseleniyor, yıpranıyor.

Tema, yönetmenin geçmiş filmleriyle örtüşüyor olabilir ama Koca Dünya’yı farklı yapan, görsel açıdan büyük bir virtüozun elinden çıktığını gösteren kadrajları, çerçeveleri, sekansları ve atmosferi. Karşımızdaki film, bana sorarsanız olağanüstü bir sinema deneyimi. Hele yaklaşık beş dakika süren bir rüya sekansıvar ki, (belki biraz abartıyor olabilirim ama) sinema tarihimizde eşi benzeri yok diye düşünüyorum.

Oyunculuklara gelince… Ali’de, filmdeki rolüyle ilk kez kamera karşısına geçen Berke Karaer, Zuhal’de de ‘Tereddüt’ten de hatırladığımız Ecem Uzuncanlandırdıkları karakterlerin hayatın üzerlerine geldiği noktadaki haleti ruhiyelerini yansıtmada çok başarılı. İkisinin de sinemamız dahilinde yollarının uzun olmasını dilerim.

Toparlarsak Koca Dünya, üst düzey bir yönetmenlik gösterisi; alt metinleri, yüzeyde görünenleri vs. bir yana, bu içinde kaybolmaktan özel bir tat alacağınızı umduğumuz filmi kesinlikle kaçırmayın derim…

Uğur Vardan’ın yazısı

(238)

Yorum yaz