Home Kültür Sanat Sinema Şirin mi şirin
Şirin mi şirin

Şirin mi şirin

206
0

Şükür ki artık bu tür kötü niyetli düşün­ce­le­rin çok uza­ğın­da­yız! Holl­y­wood, eski­nin ‘komü­nist’ gön­der­meli çizgi seri­sini alla­yıp pul­la­ya­rak ve yeni öykü­ler içinde amba­laj­la­ya­rak popü­ler kül­tü­rün hiz­me­tine sunu­yor.

Uğur Vardan

Peyo’nun ünlü çizgi serisi Şirin­ler’in sine­ma­daki yeni mace­rası Kayıp Köy, her daim çocuk­lar­dan ziyade hali­ha­zırda çocuk­lu­ğunu yaşa­yan­lara ses­le­ni­yor.

Bel­çi­kalı çizer Pierre Cul­li­ford’un (ki Peyo imza­sını kul­la­nırdı) elin­den çıkan Les scht­ro­umpfs adlı çizgi seri, Türkiye’deki minik­lere bir zaman­la­rın kült der­gisi Doğan Kar­deş üze­rin­den ulaş­mıştı. Yaş iti­ba­riyle söz konusu der­gi­nin son döne­mine (1977’de yayı­nına son veril­mişti, yıl­lar sonra yeni­den çıktı ama eski tadın­dan eser yoktu; yeni ham­le­nin uzun süreli bir mace­rası da olmadı) yeti­şen, içinde yer aldı­ğım kuşak, bu seriyi Man­tar Cüce­leri ola­rak tanıdı. Lider­le­rini Man­tar Dede,  kötü büyü­cüyü Gar­ga­mel, hain kedi­sini Azrail, top­lu­lu­ğun tek kadın üye­sini de Man­tar Kız ola­rak… Çünkü çeviri böyle yapıl­mıştı. TRT’de yayın­la­nan çizgi film serisi ise aynı kah­ra­man­ları bu kez Şirin­ler, lider­le­rini Şirin Baba, kadın üyeyi Şirine, Gargamel’in kedi­sini ise Azman ola­rak tanım­ladı. Çünkü TRT’nin çevi­risi de bu isim­ler üze­rine yapı­lan­dı­rıl­mıştı.

ŞİRİNLER: KAYIP KÖY

Yönet­men: Kelly Asbury

Ses­len­di­ren­ler: Aysun Topar, Fatih Öza­cun, Harun Can, Fatih Özkul, Hakan Vanlı, Engin Alkan, Özden Ayyıl­dız, Ayça Kop­tur

ABD yapımı

Sizi gidi komünistler sizi!

Dola­yı­sıyla mesela 2011 tarihli, Holl­y­wood işi insani karak­ter­lerle ani­me­le­rin karı­şımı bir öyküye sahip olan The Smurfs’da karak­ter­le­rin Türkçe adları TRT çevi­ri­sine sadık kalı­na­rak seyirci kar­şı­sına çıktı. Bu hafta viz­yona giren ve sadece ani­mas­yon karak­ter­ler­den olu­şan Smurfs: The Lost Vil­lage’a da ben­zer bir durum hâkim, film Şirin­ler: Kayıp Köy ismiyle ve TRT’nin karak­ter­lere ver­diği isim­lerle viz­yonda.

Buraya kadar olan­lar seri­nin Tür­kiye serü­ve­nine iliş­kindi. Öte yan­dan 1992’de kay­bet­ti­ği­miz Peyo’nun yarat­tığı bu evreni şöyle tanım­la­mak müm­kündü: Aklı ve sağ­du­yuyu önder­leri Şirin Baba’nın tem­sil ettiği köyde, deri­le­ri­nin rengi mavi olan sem­pa­tik üye­ler para­dan pul­dan uzak, reka­bet ve yük­selme hır­sın­dan yok­sun, bir tür komü­nal hayat yaşar­lardı. Aslında reka­be­tin yaşan­dığı bir yer vardı, o da Gargamel’in köyün den­ge­sini boz­sun diye kil hamu­run­dan yarat­tığı Şirine’ye beğen­di­rilme çabası. Bu komü­ral görüntü “Komü­nizm pro­pa­gan­dası yapı­yor­lar” dam­ga­sı­nın vurul­ma­sına sebep olmuş ve seri, Amerika’yla bir­likte bazı ülke­lerde bir ara yasak­lan­mıştı. Çünkü gön­der­me­ler çok açıktı; Şirin Baba beyaz sakal­ları ve ‘kızıl’ bere­siyle Marx’tı, kötü büyücü Gar­ga­mel de ‘kapitalizm’in ta ken­disi…

Şükür ki artık bu tür kötü niyetli düşün­ce­le­rin çok uza­ğın­da­yız! Holl­y­wood, eski­nin ‘komü­nist’ gön­der­meli çizgi seri­sini alla­yıp pul­la­ya­rak ve yeni öykü­ler içinde amba­laj­la­ya­rak popü­ler kül­tü­rün hiz­me­tine sunu­yor.

Son adım Şirin­ler: Kayıp Köy’e gelince… Şirene ve üç Şirin’in (Güçlü, Göz­lüklü ve Sakar) tesa­dü­fen keş­fet­tik­leri bir yer­le­şim mer­ke­zini Gar­ga­mel de fark edi­yor ve hain emel­le­rini ger­çek­leş­tir­mek için hare­kete geçi­yor. Kelly Asbury’nin yönet­tiği film, seriye kadın­la­rın katıl­ması üze­rine kurulu bir öyküye sahip. Lakin film her daim çocuk kalan­lar­dan ziyade hali­ha­zırda çocuk­lu­ğunu yaşa­yan­lara ses­le­ni­yor.

KOCA DÜNYA

Yönet­men: Reha Erdem

Oyun­cu­lar: Ecem Uzun, Berke Karaer, Melisa Akman, Murat Deniz

Tür­kiye yapımı

Ah yalan dünya…

Yetim­ha­nede büyü­müş iki gen­cin kaçıp git­tik­leri ormanı, kendi koza­la­rını ördük­leri ve dış dün­ya­nın teh­li­ke­le­rin­den korun­duk­ları bir sığı­nağa dönüş­tür­me­sini anla­tan Reha Erdem imzalı Koca Dünya, özel­likle gör­sel açı­dan ola­ğa­nüstü bir sinema dene­yimi sunu­yor.

Büyü­me­nin ve koca bir dün­ya­nın içinde yolunu bul­ma­nın, ayakta kal­ma­nın zor­luk­ları… Reha Erdem’in önce kimi fes­ti­val­lerde boy gös­te­ren ve niha­ye­tinde bu hafta iti­ba­riyle viz­yona çıkan son çalış­ması Koca Dünya, işte bu mese­le­ler etra­fında biçim­le­nen bir öyküye sahip. Fil­min ana karak­ter­leri Ali ve Zuhal, yetim­ha­nede yeti­şen ama daha sonra hayat­la­rını farklı yer­lerde sür­dü­ren iki genç­tir (belki de kar­deş­tir­ler). Ali, kal­dığı aile­nin yanında prob­lem yaşa­dı­ğını düşün­düğü Zuhal’i adeta yaşa­dığı batak­lık­tan elini kana bula­ya­rak çekip alır. Bir moto­sik­lete atla­ya­rak şeh­rin kaotik orta­mın­dan uzak­la­şan ikili ormana sığı­nır­lar vs…

Bir Reha Erdem fil­mi­nin fes­ti­val ortam­la­rında ilk kez gös­te­ril­me­si­nin ardın­dan ger­çek­leş­ti­ri­len söy­le­şi­lerde genel­likle ben­zer bir görün­tüye tanık­lık ede­riz: İzle­yici, sey­ret­tiği yapım­dan imge­ler, sim­ge­ler, kimi meta­for­lar bulur çıka­rır, yönet­meni ise bu durumu red­de­der ve, “Benim sine­mamda böyle şey­ler yok­tur, her şey görün­düğü ve gös­te­ril­diği gibi­dir” der. (Bu ritü­ele son ola­rak Koca Dünya’nın En İyi Film ödü­lünü aldığı Adana Film Festivali’nde tanık olmuş­tum).

Her ne kadar yara­tı­cısı durumu böyle dile getirse de, ken­disi de kabul eder ki bütün film­ler gibi ken­di­si­nin yapıt­ları da seyirci zih­niyle buluş­tuk­tan sonra farklı, bam­başka anlam­la­rın ifa­de­sine dönü­şe­cek ve her­kes, öyküyü ve akta­rı­lan­ları kendi pen­ce­re­sin­den ve muhay­yi­le­sin­den oku­ya­cak­tır. Ki bu oku­ma­la­rın bazı­la­rını Erdem de çok beğe­nir ve söy­le­şi­le­rinde altını çizer. Eleş­tir­men deni­len ‘mes­lek erbabı’ da asıl ola­rak bir seyir­ci­dir ve o da ben­zer şekilde, hatta daha fazla bir didik­le­meyle imge­ler ve sim­ge­ler peşinde koşar. Özel­likle de Reha Erdem film­le­rinde!

Sinema tarihimizde eşi benzeri yok!

Şimdi biz gele­lim kendi oku­ma­mıza: Koca Dünya’nın iki ana karak­teri büyü­me­nin, masu­mi­yeti yitir­me­nin ve hayata karış­ma­nın zor­luk­ları ekse­ninde yol­la­rını arı­yor­lar. Aslında ben­zer dert­ler Erdem’in Kor­ku­yo­rum Anne’sinde de, Hayat Var’ında da mev­cuttu (ya da bize öyle geli­yor!) İkili (ki Adana’da bir seyirci öykü­nün karak­ter­leri için, “Âdem’le Havva gibi­ler” demiş, Erdem de bu görüşe iliş­kin, “Hiç öyle düşün­me­miş­tim ama öyle de oku­na­bi­li­yor demek ki” yoru­munda bulun­muştu) için orman, kendi koza­la­rını ördük­leri ve dış dün­ya­nın teh­li­ke­le­rin­den korun­duk­ları bir sığı­nağa dönü­şü­yor. Orman­dan çıkıp dış dün­yayla iliş­kiye geç­tik­leri her nok­tada da koza örse­le­ni­yor, yıp­ra­nı­yor.

Tema, yönet­me­nin geç­miş film­le­riyle örtü­şü­yor ola­bi­lir ama Koca Dünya’yı farklı yapan, gör­sel açı­dan büyük bir vir­tü­ozun elin­den çık­tı­ğını gös­te­ren kad­raj­ları, çer­çe­ve­leri, sekans­ları ve atmos­feri. Kar­şı­mız­daki film, bana sorar­sa­nız ola­ğa­nüstü bir sinema dene­yimi. Hele yak­la­şık beş dakika süren bir rüya sekan­sı­var ki, (belki biraz abar­tı­yor ola­bi­li­rim ama) sinema tari­hi­mizde eşi ben­zeri yok diye düşü­nü­yo­rum.

Oyun­cu­luk­lara gelince… Ali’de, film­deki rolüyle ilk kez kamera kar­şı­sına geçen Berke Karaer, Zuhal’de de ‘Tereddüt’ten de hatır­la­dı­ğı­mız Ecem Uzun­can­lan­dır­dık­ları karak­ter­le­rin haya­tın üzer­le­rine gel­diği nok­ta­daki haleti ruhi­ye­le­rini yan­sıt­mada çok başa­rılı. İki­si­nin de sine­ma­mız dahi­linde yol­la­rı­nın uzun olma­sını dile­rim.

Topar­lar­sak Koca Dünya, üst düzey bir yönet­men­lik gös­te­risi; alt metin­leri, yüzeyde görü­nen­leri vs. bir yana, bu içinde kay­bol­mak­tan özel bir tat ala­ca­ğı­nızı umdu­ğu­muz filmi kesin­likle kaçır­ma­yın derim…

Uğur Vardan’ın yazısı

(206)

Yorumlar