Home Bilgi Bankası Felsefe Sisifos Söyleni’nden İntihar ve Ölüme Dair Alıntılar
Sisifos Söyleni’nden İntihar ve Ölüme Dair Alıntılar

Sisifos Söyleni’nden İntihar ve Ölüme Dair Alıntılar

230
0

Yaşama dair bir yar­gıya var­ma­dan yaşa­mak müm­kün değil midir? Bunu hayatta pek kim­se­ler yap­maz. Yani, “önce yaşa­mın yaşan­maya değip değ­me­ye­ceği yar­gı­sına vara­yım, sonra yaşa­yıp yaşa­ma­maya karar veri­rim” diyen yok­tur her­halde. Bu soru(n), Albert Camus (1913-1960) açı­sın­dan fel­se­fe­nin en temel, en can alıcı soru(n)larından biri­dir. Çünkü bu soruya vere­ce­ği­miz cevap, soru­nun içi­mizi bir kurt gibi kemir­meye baş­la­ma­sın­dan sonra elzem­dir. Albert Camus’nün yap­maya çalış­tığı şey, bir nevi yaşa­mın cogito ergo sum’unu bul­mak­tır. Yani, yaşama dair olan yar­gı­mı­zın temel ilke­sini, daya­na­ğını bul­mak­tır. Bunu yapar­ken Camus, birey­den hare­ket eder. Çünkü birey, kendi çağı­nın tüm sıkın­tı­sını, bulan­tı­sını, yaban­cı­lı­ğını, anlam­sız­lı­ğını, çeliş­ki­le­rini varo­lu­şunda barın­dı­rır. Bu yüz­den Camus’nün ele aldığı top­lum­sal bir olay ola­rak inti­har değil­dir, birey­sel bir olay ola­rak inti­har­dır. İnti­harı bir fel­sefe sorunu ola­rak ele alır­ken, aslında insa­nın yaşa­mına dair, yaşa­mın anlamlı olup olma­dı­ğına ve yaşam hak­kında ‘evet’ ya da ‘hayır’ yar­gı­sına dair son dere­cede önemli tes­pit­lerde bulu­nur Albert Camus. “Hiç kim­se­nin var­lık bilim­sel bir kanıt uğruna öldü­ğünü gör­me­dim. Önemli bir bilim­sel ger­çeğe var­mış olan Gali­lei, bu ger­çek yaşamı teh­li­keye sokar sok­maz, büyük bir rahat­lıkla dönü­verdi ondan. Bir bakıma iyi de etti. Uğrunda yakı­lıp ölmeye değ­mezdi bu ger­çek. Dünya mı güne­şin çev­re­sinde döner, güneş mi dün­ya­nın çev­re­sinde, hiç mi hiç önemi yok bunun.” (Camus, 2010:21) İnsan apa­çık olan ya da doğa­nın belirli yasa­ları çer­çe­ve­sinde ger­çek­le­şen olay­lar zin­ci­ri­nin sıra­dan, basit ve aciz bir hal­kası değil­dir. Öyle olma­mak için müca­dele için­de­dir en azın­dan. Ama onun güç­süz­lüğü, ölüm kar­şı­sın­daki çare­siz­liği, onu ister iste­mez doğa­nın bu yasa­la­rına karşı bir şey­ler söy­le­me­sine mec­bur eder: Yaşa­mak ya da yaşa­ma­mak, en azın­dan bu konuda bir hükme var­mak. İşte böyle bir yar­gıya varma düşün­cesi de ‘dün­ya­nın güne­şin etra­fında dön­düğü’ ger­çe­ğin­den daha önem­li­dir. Çünkü insa­nın sırf bu ger­çek­ler yüzün­den ken­dini öldür­düğü görül­me­miş­ken, yaşa­mın anlamı ve ona dair bir yar­gıda bulunma düşün­cesi insanı ken­dini öldür­meye sevk etmiş­tir. İşte bu yüz­den­dir ki çağı­nın en temel fel­sefe sorunu ola­rak inti­harı görür Camus.

İşte Albert Camus’nün en zihin açıcı, sar­sıcı ve insanı allak bul­lak eden eser­le­rin­den biri olan Sisi­fos Söy­leni’nden her biri­nin üstünde düşü­nül­mesi gere­ken çar­pıcı alın­tı­lar.

1

Ger­çek­ten önemli olan bir tek fel­sefe sorunu var­dır, inti­har. Yaşa­mın yaşan­maya değip değ­me­diği konu­sunda bir yar­gıya var­mak, fel­se­fe­nin temel soru­suna yanıt ver­mek­tir.

2

Hiç kim­se­nin var­lık bilim­sel bir kanıt uğruna öldü­ğünü gör­me­dim. Önemli bir bilim­sel ger­çeğe var­mış olan Gali­lei, bu ger­çek, yaşa­mını teh­li­keye sokar sok­maz, büyük bir rahat­lıkla dönü­verdi ondan. Bir bakıma iyi de etti. Uğrunda yakı­lıp ölmeye değ­mezdi bu ger­çek. Dünya mı güne­şin çev­re­sinde döner, güneş mi dün­ya­nın çev­re­sinde, hiç mi hiç önemi yok bunun.

3

Tüm temel sorun­lar üze­rinde-kişiyi baş­ka­la­rına öldürt­meye yönel­ten ya da onun yaşama tut­ku­sunu on katına çıka­ran sorun­ları söy­le­mek isti­yo­rum.

4

İnti­har şim­diye kadar yal­nızca top­lum­sal bir olay ola­rak ele alın­mış­tır. Bura­daysa tam ter­sine, birey­sel düşün­ceyle inti­har ara­sın­daki ilişki söz konusu. Böyle bir edim, yüre­ğin ses­siz­li­ğinde, tıpkı büyük bir yapıt gibi hazır­la­nır. İnsan kendi de bil­mez bunu. Bir akşam tetiğe basar ya da ken­dini sulara bıra­kır.

5

Ama aklın hangi daki­kada, hangi dav­ra­nışla ölümü seç­ti­ğini sap­ta­mak güç olsa bile, eyle­min gerek­tir­diği sonuç­ları bu eyle­min ken­di­sin­den çıkar­mak o kadar güç değil. Ken­dini öldür­mek bir anlamda, melod­ram­larda olduğu gibi için­de­kini söy­le­mek­tir. Yaşa­mın bizi aştı­ğını ya da yaşamı anla­ma­dı­ğı­mızı söy­le­mek­tir.

6

Yal­nızca “çaba­la­maya değ­mez” demek­tir ken­dini öldür­mek.

7

İste­ye­rek ölmek, bu alış­kan­lı­ğın gülünç­lü­ğü­nün, yaşa­mak için hiç­bir derin neden bulun­ma­dı­ğı­nın, her gün yine­le­nen bu çır­pın­ma­nın anlam­sız­lı­ğı­nın, acı çek­me­nin yarar­sız­lı­ğı­nın içgü­düyle de olsa benim­den­miş olma­sını gerek­ti­rir.

8

Sağ­lam insan­lar ara­sında bile kendi inti­ha­rını düşün­me­miş bir kim­seye rast­la­na­ma­ya­ca­ğına göre, bu duy­guyla hiç­liği iste­mek ara­sında dolay­sız bir bağ bulun­duğu fazla açık­lama yapıl­ma­dan da benim­se­ne­bi­lir.

9

İşte bu dene­me­nin konusu, uyum­suz bir inti­har ara­sın­daki bu bağıntı, inti­ha­rın uyum­suz için tam ola­rak hangi ölçüde bir çözüm oldu­ğu­dur.

10

Bir insa­nın yaşama bağ­la­nı­şında dün­ya­nın tüm düş­kün­lük­le­rin­den daha güçlü bir şey var­dır. Bede­nin yar­gısı, aklın yar­gı­sın­dan hiç de aşağı değil­dir, beden de yok oluş kar­şı­sında geri­ler.

11

Yaşam yaşan­maya değ­me­diği için insan ken­di­sini öldü­rür, işte bir ger­çek, kuş­ku­suz, ama kısır bir ger­çek, çünkü faz­la­sıyla açık. Ama yaşa­maya yönel­ti­len bu aşa­ğı­lama, içinde dal­dı­rıl­dığı bu yalan­lama, hiç anlamı olma­ma­sın­dan mı geli­yor? Uyum­suz olması, umut ya da inti­har yoluyla ken­di­sin­den sıy­rıl­mayı mı gerek­ti­ri­yor?

12

Derin duy­gu­lar da büyük yapıt­lar gibi bilinçli ola­rak söy­le­dik­le­rin­den daha fazla anlam taşır her zaman.

13

Tüm büyük eylem­le­rin, tüm büyük düşün­ce­le­rin önem­siz bir baş­lan­gıcı var­dır. Büyük yapıt­lar çoğu kez bir soka­ğın döne­me­cinde ya da bir lokan­ta­nın kapı­sında doğar. Uyum­suz­luk da böyle. Özel­likle uyum­suz dünya soy­lu­lu­ğunu bu zavallı doğuş­tan alır.

14

Bık­kın­lık, maki­nemsi bir yaşa­mın edim­le­ri­nin sonun­da­dır, ama aynı zamanda bilin­cin devi­ni­mini baş­la­tır. Onu uyan­dı­rır, geri­sine yol açar. Gerisi, bilinç­siz ola­rak yeni­den zin­cire dönüş ya da kesin uya­nış­tır. Uya­nı­şın ardın­dan da sonuç gelir zamanla; inti­har ya da iyi­leşme. Tek başına ele alı­nınca, bık­kın­lıkta tik­sin­di­rici bir şey var­dır. Burada, iyi bir şey olduğu sonu­cunu çıkar­mam gere­ki­yor. Çünkü her şey bilinçle baş­lar. Her şey ancak onunla bir değer taşı­ya­bi­lir.

15

Her güzel­li­ğin dibinde insan dışı bir şey yatar ve bu tepe­ler, gök­yü­zü­nün bu tat­lı­lığı, bu ağaç dizi­leri ken­di­le­rine yük­le­di­ği­miz düş­sel anlamı hemen o daki­kada yiti­ri­ve­rir, yiti­ril­miş bir cen­net kadar uzak­tır­lar bun­dan böyle.

16

Kimi uya­nık­lık saat­le­rinde, devi­nim­le­ri­nin meka­nik görü­şünü, anlam­dan yok­sun pan­to­mim­leri, çev­re­le­rin­deki her şeyi saç­ma­laş­tı­rır.

17

Gene de her­ke­sin sanki hiç kimse “bil­mi­yor­muş” gibi yaşa­ma­sına ne kadar şaşılsa azdır. Ger­çekte ölüm dene­yimi yok­tur da ondan. Ancak yaşa­nan, bilin­cine varı­lan şey denen­miş ola­bi­lir. Burada, olsa olsa baş­ka­la­rı­nın ölü­müyle ilgili bir dene­yim­den söz edi­le­bi­lir.

18

İste­ye­rek ölmeli mi, yoksa ne olursa olsun umut mu etmeli?

Kay­nak:
Albert Camus, Sisi­fos Söy­leni, Can Yayın­ları, Çeviri: Tah­sin Yücel, Ekim 2010, İstan­bul

(230)

Yorumlar