Home Kültür Sanat Edebiyat Kitap Siyasetten Edebiyata Terfinin adı: Seher
Siyasetten Edebiyata Terfinin adı: Seher

Siyasetten Edebiyata Terfinin adı: Seher

297
0

Demirtaş’ın siyasetçi kimliğini bir yana bırakın, şimdilik en azından! Edebiyatçı kimliği üzerinden bir okuma yapın bakalım kaç vereceksiniz.

Şeyhmus Diken

Selahattin Demirtaş’ın etkili bir siyasal aktör olarak Türkiye Siyaset sahnesine çıkması henüz on yılı bile bulmadı. Ama popülaritesinin yükselişi doğrusu çok hızla gelişti. Türkiye siyaseti, hele hele parlamento üzerinden parti eksenli siyaset çok geleneksel kodlar üzerinden yürüyor. Sanki bir kalıba sokulmuş gibi birbirlerinin kötü kopyaları al birini vur öbürüne misali. Elbette bu durumun istisnai kimi örnekleri var. Kısmen Demirtaş’la kıyaslayacağımız belki de Bülent Ecevit olabilir. Ecevit de siyasetçi kimliğinin dışında şair ve gazeteci kimliklerini de her zaman önemseyen hatta yer yer öne çıkaran biriydi.

Selahattin Demirtaş’ın siyasal kimliği, parti genel başkanlığı üzerinden popülaritesinin artışı, açıkçası geniş kesimlerce sempatik bir siyasal lider olarak yaygın kabulü işini kısmen kolaylaştırdıysa da kısmen de zora soktu. İkili bir zorlanmaydı bu. Birincisi geleneksel kodlar üzerinden yürüyen Türkiye tarz-ı siyaseti Selahattin Demirtaş gibi yüzü sahiden halka dönük, içten ve açık konuşan siyasete pek sıcak bakmazdı. Bakmadığını da her muktedir siyaseti gibi “kustu” nitekim. İkincisi de Kürt cenahında, ez cümle doğulu toplumlarda bu denli tez zamanda popülerleşen siyasal aktörlere yılların “kurt” siyasetçileri sıcak bakmazlar. Fırsatını bulunca “ipini çekmeye” fırsat kollarlar. Bu da bir başka handikap.

Bir başka açıdan da yazarlık ve siyasetçilik ilişkilenmesi çok tartışılır bir konu. Siyaset öyle bir “iş” kapısı gibi herkes açısından yapılabilir gözükür Türkiye’de. Bu açıdan düzeyi hayli düşük bir iş! Ama yazı işi öyle mi? Yazmaya soyunmak tek kelimeyle “çap” meselesi, herkesin harcı değil! Yazmak için bilgi ve birikim şart. Siyasetin tribünlere oynayan popüler bir yanının hayli baskın olmasına rağmen, yazarlığın böyle bir edayı asla kabullenmeyeceği bir gerçeklik.

Neyse konumuz bu değil! Bu üç paragraflık girizgâha “Siyasetçi Selahattin Demirtaş”ın taze kitabı Seher ile “Edebiyatçı Selahattin Demirtaş” olarak sahneye çıkması vesile oldu.

Şimdi siyasetçi kimliği ile tanınıp bilinen Selahattin Demirtaş’ı popülaritesi nedeniyle hayli kişi Seher üzerinden alıp okuyacak. Umuyor ve diliyorum ki Demirtaş’ın siyasetçi kimliğinden bir miktar, hatta hayli azade davranarak düşünerek hakkaniyetli bir edebiyat okuması ile kitaba yönelir okur. En azından ben böyle olmasını istemiş olmama rağmen biliyorum ki, yine de siyaseten sempati kitabın okurunu daha çok kucaklayacak.

Fakat şimdinin geçer akçe vurgusu üzerinden diyeyim ki “Ey Okur…” bil ki, Selahattin Demirtaş yeni yazar değildir. 4 Kasım 2016 tarihi itibariyle mahpus damına düştükten sonra “işte cezaevidir iş-kâr yoktur, zaman da çoktur hobi olsun diye oturup yazayım” demiş biri değildir. Neden, dersen yazayım…

2000’li yılların başında Diyarbakır merkezli bir bölge gazetesi çıkıyordu adı da Gün Gazetesi idi. Kendisiyle ikinci sayfada yazar olarak köşe arkadaşı idik. Hatta şimdilerin çok ilgi görüp okunan gazeteci yazarı sevgili İrfan Aktan o günlerde yeni gazetecilik mektebini bitirmiş, Diyarbakır’a gelmiş ve Gün Gazetesi‘nde editör-muhabir olarak çalışıyordu, hatırlar…

İşte Demirtaş’ın yazarlık serüveni 16-17 yıl öncesinden başlar. Şimdilerde “görünür” olması tümüyle Türkiye’nin makus demokrasi tarihi ile ilintilidir. Malum bizim tuhaf ülkemizde siyasetçilerin zaman mefhumu nedeniyle okumaya pek vakitleri yoktur. Ama konuşmaya hep vardır. İşte bu sebeple siyasetçinin mahpus damına düşmesinin tersten böyle bir yararı da vardır. Okumaya hayli zamanları olur. Bu durum deneyimle sabittir. Kitaplarımı zaman zaman bile isteye imzalayıp verdiğim kimi siyasetçiler “en az birkaç yıldır bir tek kitabın kapağını açıp okuyamadım” demişlerdir şahsıma, hem de defalarca…

İşte belki de bu vesileyle yaklaşık on aydır mahpusta olan Demirtaş’ın biriktirdiklerini 140 sayfalık ve 12 öykü ile okurla buluşmturası mümkün oldu.

Seher anladığımız anlamda klasik bir öykü kitabı değil. Öyküdeki kurmaca ile hayatın bizatihi kendisindeki anı-anlatı meselesi sanki içiçe geçmiş gibi. Sıralama yaparsam “Tarih Kadar Yalnız” ve sırasıyla “Kara Gözlere selam olsun” ile “Ah Asuman” öykü damarını en sağlam yakalamış olanlar.

Kitaba adını veren “Seher”, “Temizlikçi Nazo”, “Halep Ezmesi” öyküleri kitabın ithaf bölümündeki “Katledilen ve Şiddet Mağduru Kadınlara” ifadesinin sahici edebiyatı olarak duruyor karşımızda.

Selahattin Demirtaş Seher’de tutturduğu ironik dille siyasetçi kimliğiyle kitlelere karşı konuştuğu dil arasında bir paralellik yakalamış. Hemen “İçimizdeki Erkek” adını verdiği ilk anlatıda cezaevi avlusunu tarif ederken “diktörgen şeklinde dört metreye sekiz metre avlu, akşama kadar yürü yürü bitmez” derken tam da o ironiye parmak basıyor. Tabii devamında bir çift serçenin yuva kurarken sistemle ve aile içi iktidar olma ile çatışma hali sağlam bir dille kotarılmış…

Benim açımdan Demirtaş’ın Seher’inin 14 Eylül 2017 günü elime ulaşması ve aynı gün içinde okunup bitirilmesinin sonra da bu yazının yazılmasına vesile olmasının bir anlamı da şu. Aslında bir yönüyle de kitabın en sağlam öyküsü diyebileceğim Hasan Vefa Karadağlı adlı bir öykü kahramanının Murathan Mungan dizeleri üzerinden hikâyesi olan “Tarih Kadar Yalnız”daki sınıfsal analiz etkileyici. Hazır “Kentsel Dönüşüm” dediğimiz hilkat garibesi halin başta Diyarbakır Suriçi olmak üzere hayat içinde Kürt Siyasetini de şimdi kayyumlar üzerinden yeniden “vurmaya” yeltenilirken…

Malum Karl Marx’ın Kapital‘inin ilk cildi 14 Eylül 1867 yılında yayımlanmış! Günü ve yılı itibariyle 150. Yılı (Bak. yenie dergisi eylül 2017 sayısı dosya konusu). Aslında belki de hiç farkında olmadan Demirtaş’ın öyküsü Das Kapital’in hâlâ pâk bir gerçeklik olarak dünya sahnesinde durduğunu ey okura anlataduruyor…

Bir siyasetçinin edebiyatçı olarak sahneye çıkmasına çok mu anlam yükledik! Değil vallahi, hakkını verdik diye düşünüyorum. Malum bu tuhaf ülkede yaptığı “diğer işler” üzerinden siyasal kimliği nedeniyle değer verirler siyasetçilere. Mesela Selahattin Demirtaş’ın saz çalmasına, resim yapmasına ve yazmasına! Siz öyle yapmayın, Demirtaş’ın siyasetçi kimliğini bir yana bırakın, şimdilik en azından! Edebiyatçı kimliği üzerinden bir okuma yapın bakalım kaç vereceksiniz. Ben, Demirtaş edebiyata hoş geldi, diyerek yetineceğim…

*Selahattin Demirtaş, Seher, Eylül 2017, Dipnot Yayınları, Ankara

(297)

Yorum yaz