Home Kültür Sanat Edebiyat Kitap Siyasetten Edebiyata Terfinin adı: Seher
Siyasetten Edebiyata Terfinin adı: Seher

Siyasetten Edebiyata Terfinin adı: Seher

250
0

Demirtaş’ın siya­setçi kim­li­ğini bir yana bıra­kın, şim­di­lik en azın­dan! Ede­bi­yatçı kim­liği üze­rin­den bir okuma yapın baka­lım kaç vere­cek­si­niz.

Şeyhmus Diken

Sela­hat­tin Demirtaş’ın etkili bir siya­sal aktör ola­rak Tür­kiye Siya­set sah­ne­sine çık­ması henüz on yılı bile bul­madı. Ama popü­la­ri­te­si­nin yük­se­lişi doğ­rusu çok hızla gelişti. Tür­kiye siya­seti, hele hele par­la­mento üze­rin­den parti eksenli siya­set çok gele­nek­sel kod­lar üze­rin­den yürü­yor. Sanki bir kalıba sokul­muş gibi bir­bir­le­ri­nin kötü kop­ya­ları al birini vur öbü­rüne misali. Elbette bu duru­mun istis­nai kimi örnek­leri var. Kıs­men Demirtaş’la kıyas­la­ya­ca­ğı­mız belki de Bülent Ece­vit ola­bi­lir. Ece­vit de siya­setçi kim­li­ği­nin dışında şair ve gaze­teci kim­lik­le­rini de her zaman önem­se­yen hatta yer yer öne çıka­ran biriydi.

Sela­hat­tin Demirtaş’ın siya­sal kim­liği, parti genel baş­kan­lığı üze­rin­den popü­la­ri­te­si­nin artışı, açık­çası geniş kesim­lerce sem­pa­tik bir siya­sal lider ola­rak yay­gın kabulü işini kıs­men kolay­laş­tır­dıysa da kıs­men de zora soktu. İkili bir zor­lan­maydı bu. Birin­cisi gele­nek­sel kod­lar üze­rin­den yürü­yen Tür­kiye tarz-ı siya­seti Sela­hat­tin Demir­taş gibi yüzü sahi­den halka dönük, içten ve açık konu­şan siya­sete pek sıcak bak­mazdı. Bak­ma­dı­ğını da her muk­te­dir siya­seti gibi “kustu” nite­kim. İkin­cisi de Kürt cena­hında, ez cümle doğulu top­lum­larda bu denli tez zamanda popü­ler­le­şen siya­sal aktör­lere yıl­la­rın “kurt” siya­set­çi­leri sıcak bak­maz­lar. Fır­sa­tını bulunca “ipini çek­meye” fır­sat kol­lar­lar. Bu da bir başka han­di­kap.

Bir başka açı­dan da yazar­lık ve siya­set­çi­lik iliş­ki­len­mesi çok tar­tı­şı­lır bir konu. Siya­set öyle bir “iş” kapısı gibi her­kes açı­sın­dan yapı­la­bi­lir gözü­kür Türkiye’de. Bu açı­dan düzeyi hayli düşük bir iş! Ama yazı işi öyle mi? Yaz­maya soyun­mak tek keli­meyle “çap” mese­lesi, her­ke­sin harcı değil! Yaz­mak için bilgi ve biri­kim şart. Siya­se­tin tri­bün­lere oyna­yan popü­ler bir yanı­nın hayli bas­kın olma­sına rağ­men, yazar­lı­ğın böyle bir edayı asla kabul­len­me­ye­ceği bir ger­çek­lik.

Neyse konu­muz bu değil! Bu üç parag­raf­lık giriz­gâha “Siya­setçi Sela­hat­tin Demirtaş”ın taze kitabı Seher ile “Ede­bi­yatçı Sela­hat­tin Demir­taş” ola­rak sah­neye çık­ması vesile oldu.

Şimdi siya­setçi kim­liği ile tanı­nıp bili­nen Sela­hat­tin Demirtaş’ı popü­la­ri­tesi nede­niyle hayli kişi Seher üze­rin­den alıp oku­ya­cak. Umu­yor ve dili­yo­rum ki Demirtaş’ın siya­setçi kim­li­ğin­den bir mik­tar, hatta hayli azade dav­ra­na­rak düşü­ne­rek hak­ka­ni­yetli bir ede­bi­yat oku­ması ile kitaba yöne­lir okur. En azın­dan ben böyle olma­sını iste­miş olmama rağ­men bili­yo­rum ki, yine de siya­se­ten sem­pati kita­bın oku­runu daha çok kucak­la­ya­cak.

Fakat şim­di­nin geçer akçe vur­gusu üze­rin­den diye­yim ki “Ey Okur…” bil ki, Sela­hat­tin Demir­taş yeni yazar değil­dir. 4 Kasım 2016 tarihi iti­ba­riyle mah­pus damına düş­tük­ten sonra “işte ceza­evi­dir iş-kâr yok­tur, zaman da çok­tur hobi olsun diye otu­rup yaza­yım” demiş biri değil­dir. Neden, der­sen yaza­yım…

2000’li yıl­la­rın başında Diyar­ba­kır mer­kezli bir bölge gaze­tesi çıkı­yordu adı da Gün Gaze­tesi idi. Ken­di­siyle ikinci say­fada yazar ola­rak köşe arka­daşı idik. Hatta şim­di­le­rin çok ilgi görüp oku­nan gaze­teci yazarı sev­gili İrfan Aktan o gün­lerde yeni gaze­te­ci­lik mek­te­bini bitir­miş, Diyarbakır’a gel­miş ve Gün Gaze­tesi’nde edi­tör-muha­bir ola­rak çalı­şı­yordu, hatır­lar…

İşte Demirtaş’ın yazar­lık serü­veni 16-17 yıl önce­sin­den baş­lar. Şim­di­lerde “görü­nür” olması tümüyle Türkiye’nin makus demok­rasi tarihi ile ilin­ti­li­dir. Malum bizim tuhaf ülke­mizde siya­set­çi­le­rin zaman mef­humu nede­niyle oku­maya pek vakit­leri yok­tur. Ama konuş­maya hep var­dır. İşte bu sebeple siya­set­çi­nin mah­pus damına düş­me­si­nin ters­ten böyle bir yararı da var­dır. Oku­maya hayli zaman­ları olur. Bu durum dene­yimle sabit­tir. Kitap­la­rımı zaman zaman bile isteye imza­la­yıp ver­di­ğim kimi siya­set­çi­ler “en az bir­kaç yıl­dır bir tek kita­bın kapa­ğını açıp oku­ya­ma­dım” demiş­ler­dir şah­sıma, hem de defa­larca…

İşte belki de bu vesi­leyle yak­la­şık on aydır mah­pusta olan Demirtaş’ın birik­tir­dik­le­rini 140 say­fa­lık ve 12 öykü ile okurla buluşm­tu­rası müm­kün oldu.

Seher anla­dı­ğı­mız anlamda kla­sik bir öykü kitabı değil. Öykü­deki kur­maca ile haya­tın biza­tihi ken­di­sin­deki anı-anlatı mese­lesi sanki içiçe geç­miş gibi. Sıra­lama yapar­sam “Tarih Kadar Yal­nız” ve sıra­sıyla “Kara Göz­lere selam olsun” ile “Ah Asu­man” öykü dama­rını en sağ­lam yaka­la­mış olan­lar.

Kitaba adını veren “Seher”, “Temiz­likçi Nazo”, “Halep Ezmesi” öykü­leri kita­bın ithaf bölü­mün­deki “Kat­le­di­len ve Şid­det Mağ­duru Kadın­lara” ifa­de­si­nin sahici ede­bi­yatı ola­rak duru­yor kar­şı­mızda.

Sela­hat­tin Demir­taş Seher’de tut­tur­duğu iro­nik dille siya­setçi kim­li­ğiyle kit­le­lere karşı konuş­tuğu dil ara­sında bir para­lel­lik yaka­la­mış. Hemen “İçi­miz­deki Erkek” adını ver­diği ilk anla­tıda ceza­evi avlu­sunu tarif eder­ken “dik­tör­gen şek­linde dört met­reye sekiz metre avlu, akşama kadar yürü yürü bit­mez” der­ken tam da o iro­niye par­mak bası­yor. Tabii deva­mında bir çift ser­çe­nin yuva kurar­ken sis­temle ve aile içi ikti­dar olma ile çatışma hali sağ­lam bir dille kota­rıl­mış…

Benim açım­dan Demirtaş’ın Seher’inin 14 Eylül 2017 günü elime ulaş­ması ve aynı gün içinde oku­nup biti­ril­me­si­nin sonra da bu yazı­nın yazıl­ma­sına vesile olma­sı­nın bir anlamı da şu. Aslında bir yönüyle de kita­bın en sağ­lam öyküsü diye­bi­le­ce­ğim Hasan Vefa Kara­dağlı adlı bir öykü kah­ra­ma­nı­nın Murat­han Mun­gan dize­leri üze­rin­den hikâ­yesi olan “Tarih Kadar Yalnız”daki sınıf­sal ana­liz etki­le­yici. Hazır “Kent­sel Dönü­şüm” dedi­ği­miz hil­kat gari­besi halin başta Diyar­ba­kır Suriçi olmak üzere hayat içinde Kürt Siya­se­tini de şimdi kay­yum­lar üze­rin­den yeni­den “vur­maya” yel­te­ni­lir­ken…

Malum Karl Marx’ın Kapi­tal’inin ilk cildi 14 Eylül 1867 yılında yayım­lan­mış! Günü ve yılı iti­ba­riyle 150. Yılı (Bak. yenie der­gisi eylül 2017 sayısı dosya konusu). Aslında belki de hiç far­kında olma­dan Demirtaş’ın öyküsü Das Kapi­tal’in hâlâ pâk bir ger­çek­lik ola­rak dünya sah­ne­sinde dur­du­ğunu ey okura anla­ta­du­ru­yor…

Bir siya­set­çi­nin ede­bi­yatçı ola­rak sah­neye çık­ma­sına çok mu anlam yük­le­dik! Değil val­lahi, hak­kını ver­dik diye düşü­nü­yo­rum. Malum bu tuhaf ülkede yap­tığı “diğer işler” üze­rin­den siya­sal kim­liği nede­niyle değer verir­ler siya­set­çi­lere. Mesela Sela­hat­tin Demirtaş’ın saz çal­ma­sına, resim yap­ma­sına ve yaz­ma­sına! Siz öyle yap­ma­yın, Demirtaş’ın siya­setçi kim­li­ğini bir yana bıra­kın, şim­di­lik en azın­dan! Ede­bi­yatçı kim­liği üze­rin­den bir okuma yapın baka­lım kaç vere­cek­si­niz. Ben, Demir­taş ede­bi­yata hoş geldi, diye­rek yeti­ne­ce­ğim…

*Sela­hat­tin Demir­taş, Seher, Eylül 2017, Dip­not Yayın­ları, Ankara

(250)

Yorumlar