Home Kültür Sanat Edebiyat Sonraki Latin Amerika Edebiyat Patlamasını Kadınlar mı Yapacak?
Sonraki Latin Amerika Edebiyat Patlamasını Kadınlar mı Yapacak?

Sonraki Latin Amerika Edebiyat Patlamasını Kadınlar mı Yapacak?

463
0

“Kadın yazarlar erkeklerle eşit şartlara sahip olduğunda üretecekleri eserler de daha etkili olacak.”

İçinde bulunduğumuz yıl, Arjantinli yazar Samanta Schweblin için çok verimli geçti. Buenos Airesli kırk yaşındaki yazarın romanı Fever Dream, İngilizce edebiyat ödüllerinin en önemlilerinden biri olan Uluslararası Man Booker Ödülü’nün final adaylarından biriydi.

Yarışma sona erdiğinde kazanan Schweblin değildi belki, fakat orijinali İspanyolca olan ve Latin Amerikalı bir kadın tarafından yazılan bir romanın bu ödüle aday gösterilmesi bile büyük bir olaydı. Bu başarıyı Arjantinli kadın yazarlar Mariana Enríquez ve Pola Oloixarac’ın başarıları takip etti.

Samanta Schweblin

Aslında bu üç yazar verilebilecek tek örnek değil. İspanya’da son zamanlarda yayımlanan edebiyat eleştirilerinin içeriğini Latin Amerikalı yazarların kitapları oluşturuyor. Örneğin Şilili Paulina Flores’in Qué Vergüenza, Bolivyalı Liliana Colanzi’nin Nuestro Mundo Muerto ve Meksikalı Laila Jufresa’nın Umami, gazete ve dergi köşelerinde kendilerine en çok yer bulan kitaplar.

Edebiyat ve sanat konulu Hay Festival’deki etkinliklerden biri olan “Bogotá 39”, kırk yaşın altındaki en iyi otuz dokuz Latin Amerikalı yazarı bir araya getirdi. Bu yazarlar arasındaki kadınların sayısı dikkat çekecek kadar yüksekti. Erkeklerin sayısı yine çoğunluktaydı ama Mónica Ojeda, Gabriela Jáuregui ve Brenda Lozano gibi Latin Amerikalı kadın yazarların uluslararası düzeyde nasıl bir tanınırlık ve prestij kazandıklarının de göstergesiydi bu etkinlik. Nihayetinde edebiyat çevrelerinde bir soru şekillenmeye başladı: Bir sonraki Latin Amerika edebiyat patlamasını kadınlar mı yapacak?

Paulina Flores

Paulina Flores, “Son zamanlarda bir çeşit patlama yaşandığı doğru, ‘ötekinin patlaması’na şahit oluyoruz” diyor ve ekliyor, “Bana kalırsa, bunun nedenlerinden biri de kadınlara daha fazla yer açmaya çalışan yayıncılar. Yakın zamanda bir kadının yazar olmasının sürpriz ya da tuhaf görülmeyeceği dönemleri yaşayacağız. Yapmamız gereken, bir eseri kadın mı ya da erkek mi yazmış diye bakmayıp onun edebi niteliğini değerlendirmek.”

Penguin Random House’tan Claudio López Lamadrid ise bu patlamanın bazı noktalarının abartıldığını düşünüyor. Penguin şirketinin yıllardır Latin Amerikalı kadın yazarların kitaplarını yayımladığını söylüyor ama ona göre, insanlar bunu çok kısa bir süre önce fark etti. Schweblin’in Fever Dreams kitabıyla birlikte gözler Latin Amerika’nın kadın yazarlarına döndü.

Yazar Laila Jufresa’ya göre de yayıncılar kadın yazarlara artık “daha az önyargıyla” yaklaşıyor. Jufresa, Lamadrid’in fikirlerine de katılıyor: “Son dönemde bununla ilgili bir akım olması bizi kandırmamalı. Hâlâ çok yolumuz, yapacağımız çok şeyimiz var.” Jufresa’nın yaptığı açıklamalar konunun bir özeti gibi: “Kadınların eserleri erkeklerinki kadar basılmıyor ya da çevrilmiyor. Melese İspanyolca gibi birçok yerde okunabilen bir dile gelince de daha fazla fark edilir oluyor. Perulu, Meksikalı, Uruguaylı yazarların kitapları genellikle kendi ülkelerinde ve İspanya’da okunuyor. Öbür Latin Amerika ülkelerindeki okurların bu kitaplardan haberi bile olmuyor.”

Pola Oloixarac

İspanya’daki yayıncılık şirketi Rata Editorial’da editörlük yapan Iolanda Batallé, günümüzdeki satışların 1960’larda Mario Vargas Llosa ya da Gabriel García Márzquez’in kitaplarının satışı kadar yüksek olmasa bile yine de bir patlama olduğu konusunda emin. Bu başarının tek sahibinin de Latin Amerikalı kadın yazarlar olduğunu düşünmüyor: “Bu patlamanın sebebi çok basit ama bir o kadar da güçlü. Neden, merak. Okurlar kendileri hakkında daha çok şey öğrenmek istiyor ve bu sebeple kadın yazarları okumaları gerektiğini düşünüyorlar.” Kadın yazarların erkeklerle eşit şartlara sahip olduğunda üretecekleri eserlerin daha etkili olacağını da savunuyor.

Mariana Enríquez

Latin Amerikalı kadın yazarlar arasındaki belirgin benzerlikler dışında başka bir ortak nokta daha var: Bu yazarlar kitaplarında genellikle hayatın karanlık taraflarını konu ediyorlar. Aralarında kendi ülkesinin kötü tarafını anlatan da var, et endüstrisinin gerçeğini anlatan da. Editör Batallé, bu ilginin Latin Amerikalı kadınlar ve var olmanın daha vahşi tarafları arasındaki bağlantıdan kaynaklandığını düşünüyor. Bu bağlantının nedeninin ise doğup büyüdükleri toplum olabileceğini söylüyor: “Latin Amerika’nın coğrafyasına, ekonomisine ya da tarihine baktığımızda her alanda büyük zorluklar yaşandığını görebiliriz. Yaşanan bu acılar ve bunun yanı sıra eril edebi gelenekle uğraşmak zorunda olmaları içlerindeki yeteneği ortaya çıkarıyor ve nihayetinde nitelikli edebi eserler üretiliyor.”

Schweblin ise bu temaların edebiyatın kendisiyle ilgiliı olduğunu söylüyor. Ona göre edebiyat karanlıktan aydınlığa çıkmanın, korkulardan arınmanın, anlaşılmayana anlam bulmanın en etkili yolu. Bu yolun sonuna yaklaşırken beraberimizde yeni bilgiler de taşıyoruz ve mümkün olduğunca az yara almaya çalışıyoruz.

Çeviren: Deniz Saldıran

(El País)

(463)

Yorum yaz