Home Kültür Sanat Edebiyat Susan Sontag’a Göre Yazar Olmak: “Edebiyatın bir görevi de egemen güçlere karşı soru sormak ve karşı ifadeler üretmektir.”
Susan Sontag’a Göre Yazar Olmak: “Edebiyatın bir görevi de egemen güçlere karşı soru sormak ve karşı ifadeler üretmektir.”

Susan Sontag’a Göre Yazar Olmak: “Edebiyatın bir görevi de egemen güçlere karşı soru sormak ve karşı ifadeler üretmektir.”

394
0

2004 yılında hayatını kaybeden Susan Sontag, özellikle günlüklerini de hesaba kattığınızda oldukça üretici bir yazardı. Aynı zamanda birçok yazar için de hayranlık uyandıran bir figürdü. Özellikle yazmak ve iyi yazı hakkındaki düşünceleriyle beğeni topluyordu. O zaman Sontag’ın farklı konulardaki düşüncelerine birlikte göz atalım:

Yazar olmak hakkında:

Yazar dört kişi olmalı:

1 Kaçık

2 Geri zekâlı

3 Üslupçu

4 Eleştirmen

Birincisi malzeme temin ediyor, ikincisinin dışarı çıkmasına izin verin, üçüncüsü bir tat, dördüncüsü zekâ.

İyi bir yazar bunların dördüne sahip. Ama sadece bire ve ikiye sahip olarak da iyi bir yazar olabilirsiniz, bunlar en önemlileri.

Reborn: Journals and Notebooks, 1947-1963

Ya da daha basitçe:

İyi bir yazar olmak için:

Sıfatlar ve noktalama (ritim) hakkında her şeyi bilin.

Ahlaki zekâya sahip olun, bu bir yazarda gerçek itibarı yaratandır.

As Consciousness Is Harnessed to Flesh: Journals and Notebooks, 1964-1980

Günlük hayattaki ilhamı bulmak hakkında:

Bir şeyler yapın. Perçinli, meraklı olun. İlhamın dürtüsünü ya da toplumun alnınıza bırakacağı öpücüğü beklemeyin.

–2003’te Vassar’da yaptığı diploma töreni konuşmasından

Yazarın ahlakı hakkında:

Ben roman, öykü ve oyun yazarlarını ahlaki temsilciler olarak görüyorum. Bu, doğrudan ya da ham bir algıdaki ahlaki bir değerlendirmeyi gerektirmiyor. Ciddi kurmaca yazarları ahlaki sorunlar hakkında uygulamalı olarak düşünüyor. Hikâye anlatıyorlar. Aktarıyorlar. Bu hikâyedeki hayatlar kendimizinkinden çok farklı olsa da tanımlayabileceğiz anlatılarıyla ortak insanlığımızı harekete geçiriyorlar. Hayal gücümüzü uyarıyorlar. Anlattıkları hikâyeler büyüyor ve böylelikle empatimizi geliştiriyor. Ahlaki yargılama kapasitemizi eğitiyorlar.

–Sontag, At the Same Time: The Novelist and Moral Reasoning

Çağdaş kurmacadaki alanı oluşturmak hakkında:  

Çağdaş kurmacanın özelliklerinden biri olan değişmez bunaltıcılıktan muaf olduğuma çok mutluyum. Yabancılaşmayı ifade etmek istemiyorum. Böyle hissetmiyorum. Tutkulu bağlılığın farklı çeşitleriyle ilgileniyorum. Tüm eserlerim ciddi, tutkulu ol, uyan diyor.

–1992, Leslie Garis ile yaptığı söyleşiden

Ego hakkında: 

Benim “Ben”im cılız, sakıngan, makul. İyi yazarlar kükreyen egoistler, budalalık noktasına kadar kükrüyorlar. Mantıklı ben, eleştirmenleri düzeltiyor ama onların mantığı, dâhinin yaratıcı yeteneğine parazit yapıyor.

Reborn: Journals and Notebooks, 1947-1963

İki tür yazarlık hakkında:

Bu ya dış (Homer, Tolstoy) ya da iç (Kafka) yazar olmakla ilgili. Dünya ya da delilik. Homer + Tolstoy betili çizim gibi, dünyayı yüce bir merhametle, yargılamanın ötesinde temsil etmeye çalışıyorlar. Ya da birinin deliliğini gösteriyorlar. İlk yazarlık çok daha yüce. Ama ben sadece ikinci tür yazar olabileceğim.

Reborn: Journals and Notebooks, 1947-1963

Dikkat hakkında:

Dikkat edin. Her şey dikkat etmekle alakalı. Her şey orada olandan alabildiğiniz kadarını almak, çok yakında maruz kalacağınız zorunlulukların bahanelerinin ve kasvetlerinin hayatınızı daraltmasına izin vermemekle ilgili. Dikkat, zindeliktir. Sizi öbürlerine bağlar. Sizi istekli yapar. İstekli kalın.

–2003’te Vassar’da yaptığı diploma töreni konuşmasından

Yazmaya nasıl başladığı hakkında:  

Okuyarak ama genellikle yazdığım ya da yazmayı umduğum şeyle nadiren alakalı şeyleri okuyarak. Sanat tarihi, mimari tarihi, müzikbilim kitaplarını, farklı konulardaki akademik kitapları çok okurum. Ve şiir. Başlamak bir tür ertelemektir. Okuma, müzik dinleme gibi hem bana enerji veren hem de rahatsız eden yöntemlerle ertelemek. Yazmıyor olmaktan dolayı suçluluk duymak.

The Paris Review söyleşisinden

Okunacak kitaplar hakkında:

Okuduğum şeyin bana dokunmasına dikkat etmeliyim. Bilgelik projesine katkı sağlamayacak kitaplarla ilgilenemem. Ve ben süslü düzyazı stili emicisiyim. Bunu daha az sersemce söylemek gerekirse, benim düzyazı modelim şairin düzyazısı. Hayranlık duyduğum birçok yazar ya gençken şairdi ya da şair olabilecek kapasitedeydi. Bunda teorik bir şey yok. Aslında benim zevkim önüne geçilemez bir şekilde umumi. Dreiser’ın Jennie Gerhardt’ı, Didion’un Democracy’si, Glenway Wescott’un The Pilgrim Hawk’ı ve Donald Barthelme’in The Dead Father’ını çok sevmekten alıkoyulmayla ilgilenmemeliyim.

–The Paris Review söyleşisinden

Kendini ifade etmek için yazmak (ya da yazmamak) hakkında:

Yazmak gizemli bir aktivite. Yazar, farklı kavrama ve yorumlamanın farklı aşamalarında olmak, son derece tetik ve anlayışlı bir halde olmak, büyük bir saflık ve cahillik halinde olmak zorunda. Bu muhtemelen sanatın her alanı için doğru olsa da yazarlık için daha geçerli. Çünkü yazar (ressam ve bestecinin aksine) birinin her zaman uyguladığı, uyanma yaşamını boyunca sürdürdüğü bir ortamda çalışır. Kafka şöyle der, “Sohbet, düşündüğüm her şeyin önemini, ciddiyetini, doğruluğunu çekip alır. Birçok yazarın sohbet konusunda, dilin sıradan kullanımında neler olduğu konusunda şüpheci olduğunu tahmin ediyorum. İnsanlar bununla farklı şekillerde uğraşır. Çoğu neredeyse hiç konuşmaz. Diğerleri gizlenme ve itiraf oyunları oynar. Tıpkı benim sizinle oynadığım gibi. Birinin sadece yapabileceği kadar açıklama var. Her bir öz-açıklama için bir öz-gizleme de olmalıdır. Yazıya bir ömür süren bir bağlılık, bu uyumsuz ihtiyaçları dengelemeyi gerektirir. Ama bence kendini ifade etmek için yazma modeli çok daha ham bir şey. Eğer yaptığım şeyin kendimi ifade etme olduğunu düşünseydim, daktilomu çöpe atardım. Bununla yaşayamazdım. Yazmak bundan çok daha karmaşık bir etkinlik.

–Geoffrey Movius ile yaptığı söyleşiden

İyi bir yazarın yapması gerekenler hakkında:

Bana genellikle iyi bir yazarın yapması gereken şeyler var mı diye sorarlar. Yakın zamanda yaptığım bir söyleşide de kendimi, “Birçok şey. Sözcükleri sevmek, cümlelere kafa yormak. Ve dünyaya dikkat etmek,” derken duydum.

Bu arsız sözcüklerin ağzımdan çıkmasının hemen ardından yazarın meziyeti hakkında birkaç tarif düşündüğümü söylememe gerek yok herhalde.

Mesela: “Ciddi olun.” Bunu derken şunu kastediyorum: Asla alaycı olmayın. Ama bu da eğlenceli olmanın önüne geçmesin.

Ve eğer izin verirseniz bir tane daha var: “Dostoyevski, Tolstoy, Turgenyev ve Çehov gibi yazarlar tarafından övüleceğiniz ve onlardan ilham alacağınız bir zamanda doğmaya gayret edin.”

At the Same Time: The Novelist and Moral Reasoning

Yazarın dünyayla olan ilişkisi hakkında:

Edebiyatın bir görevi de egemen güçlere karşı soru sormak ve karşı ifadeler üretmektir. Sanat muhalif olmadığında bile karşıtlıklara doğru yönelir. Edebiyat diyalogdur, cevap vermektir. Edebiyat, insanların canlı olana ve can çekişene verdiği cevapların tarihidir.

Yazarlar ayrılığımızın, farklılığımızın klişeleriyle mücadele etmek için bir şeyler yapabilir. Çünkü yazarlar mitlerin sadece aktarıcıları değil yaratıcılarıdır da. Edebiyat sadece mitleri değil, karşı-mitleri de sunar. Tıpkı hayatın karşı-deneyimleri, düşündüğünü, hissettiğinizi, inandığınızı düşündüğünüz şeyleri yıkan deneyimleri sunması gibi.

Bana göre bir yazar dünyaya dikkatini veren kişidir. Yani, insanların yapabilecekleri kötülükleri anlamaya çalışan, kabul eden, onlarla bağlantı kurmaya çalışan kişilerdir. Ve bu anlayışla bozulmaz, alaycı ya da yapay olmazlar.

–2003’te Peace Prize of the German Book Trade ödül töreni konuşmasından

Kendini yazmak hakkında:

Genellikle kendi hakkında yazmak bana, yazmak istediğim şeyin dolaylı bir rotası gibi geliyor. Benim yazar olarak evrimim “Ben”le daha gazla özgürlük, kişisel deneyimin daha fazla paylaşılması etrafında gerçekleşse de zevklerimin, şanslarımın ve talihsizliklerimin örnek alınacak bir karakteri olduğuna hiçbir zaman ikna olmadım. Benim hayatım benim başkentim, hayal gücümün başkenti. Sömürge kurmayı seviyorum.

–Geoffrey Movius ile yaptığı söyleşiden

Kurtuluş olarak sanat hakkında:  

Bana göre edebiyat bir tür kurtuluş çağrısı. Beni iki bin yıllık bir girişime bağlıyor. Geçmişten neye sahibiz? Sanat ve düşünce. Hâlâ bunlara sahibiz. Bunlar insanları beslemeye ve onlara daha iyi bir şeyin fikrini vermeye devam ediyor. İnsanların hislerinin daha iyi bir hali ya da insanın kendindeki sessizlik fikri sizin düşünmenize, hissetmenize izin veriyor. Bana da aynısı oluyor.

–1992’de Leslie Garis ile yaptığı bir söyleşiden

Nasıl yazar olunabileceği hakkında:

Bu delilik. Takıntılı olmak zorundasınız. İnsanlar bana sürekli yazıyor, benimle iletişime geçiyor ve “Yazar olmak istiyorsam ne yapmalıyım? Diye soruyor. Ben de diyorum ki, gerçekten yazar mı olmak istiyorsunuz? Bu olmak isteyeceğiniz bir şey değil, bu olmaya engel olamayacağınız bir şey. Ama takıntılı olmak zorundasınız.

Diğer türlü, yazmakta sorun yoktur elbette. Resim yapmak, enstrüman çalmak gibi yazı da yazılabilir. Neden yapmayasınız ki? Ben eskiden olduğu gibi sadece yazarların yazabilmesi gerçeğinden şikayetçiyim. İnsanlar neden bunu sanatsal bir aktivite olarak yapamıyor? Hayatınızı bir yazar olmaya adıyorsunuz, bu kendi kendini köleleştirmek gibi. Hem köle hem de efendi oluyorsunuz. Bu çok hırslı bir şey.

–1992’de 92nd Street Y kültür merkezinde yaptığı bir konuşmadan

Çeviren: Deniz Saldıran

(Emily Temple, Literary Hub)

(394)

Yorum yaz