Home Bilgi Bankası Edebiyat TDK “Türkçesi varken” dedi; var mı? - 2
TDK “Türkçesi varken” dedi; var mı? - 2

TDK “Türkçesi varken” dedi; var mı? - 2

98
0

Yoksa “kont­rol” Türkçe mi? Altaylar’dan gelen yiğit bir kav­ra­mı­mız da bizim habe­ri­miz mi yok?

Ümit Kıvanç

TDK’nın “Türk­çesi var­ken!” mesa­jın­daki öne­ri­le­rini ele almayı sür­dü­rü­yo­rum. Geçen yazımı, bu fas­lın ilk bölü­münü oku­yan­lar mera­mımı bili­yor, kısaca tek­rar­la­ya­yım: Öne­ri­len keli­me­leri-kav­ram­ları yerine öne­ril­dik­leri yabancı keli­me­lerle kar­şı­laş­tı­rı­yor, ihti­yacı tam kar­şı­la­yıp kar­şı­la­ma­dık­la­rına bakı­yor, bu arada bu ince­le­me­nin bizi sürük­le­diği daha genel sorun­lara, bu yol­dan giri­le­bi­le­cek tar­tış­ma­lara işa­ret edi­yo­rum. Yabancı kelime ile yerine öne­ri­leni, ilk yazı­daki gibi parag­raf baş­la­rına koya­rak devam ede­ce­ğim. Yal­nız bu defa öne­riyi mâkûl ve isa­betli, üze­rine söz söy­le­meyi gerek­siz bul­du­ğum kav­ram­ları baş­tan sıra­la­yıp ara­dan çıka­ra­ca­ğım. Üze­rinde dur­mak iste­me­di­ğim bir grup da, TDK’nın niyeyse gün­de­lik yaşan­tıda kul­la­nıl­dı­ğına hük­met­tiği, oysa yay­gın kul­la­nı­mına şahit olma­dı­ğı­mız keli­me­ler.

Şun­lar, isa­betli öne­ri­ler: İmi­tas­yon yerine tak­litopti­mist yerine iyim­serkomu­ni­kas­yon yerine ile­ti­şimdökü­man yerine belgefull-time yerine tam günjene­ras­yon yerine nesil, kuşakizo­las­yon yerine yalı­tımdata yerine verifinish (finiş) yerine bitiş, varış(burada “nüans” göze­ten Kurum’u tak­dir etme­me­miz müm­kün değil, yal­nız “tamamlama”yı da ekle­me­liydi, çünkü bu anlam bu yabancı keli­me­nin teda­vülde kal­ma­sını teş­vik edi­yor), mono­ton yerine tek­düzepro­voke etmek yerine kış­kırt­mak (üste­lik “etmek”ten kur­tul­du­ğu­muz için daha iyi), spon­tane yerine ken­di­li­ğin­den.

Şun­lar da, üze­rinde konuş­maya değe­cek yay­gın­lıkta kul­la­nıl­ma­yan, yer­leş­me­miş keli­me­ler: Exit - çıkış (konuşma dilinde yok), emer­gency - acil (gün­lük hayatta “imörcensi”yi kim kul­la­nı­yor, çok merak ettim; her­halde TDK’ya yakın bir has­tane kapı­sına Ame­ri­ka­lı­lar falan top­landı bir akşam), cen­ter - mer­kez (özenti çar­şı­lar, alış­ve­riş mer­kez­leri, özel tıp-sağ­lık kuru­luş­ları vs. dışında pek kimse kul­lan­mı­yor, adı böyle olan bir yer­den söze­der­ken de insan­lar haliyle kul­la­nı­yor, daha doğal ne ola­bi­lir?), relax olmak - rahat­la­mak (“Şuraya otu­ra­yım da relax ola­yım” veya “Relax oldum” diyen var mıdır? “Relax abi, relax” cin­sin­den fiil­siz, yarım yama­lak, sâkin­leş­ti­rici ifa­de­lere rast­gel­miş­li­ğim var, ama önce­ki­lere ben­zer şey­ler duy­ma­dım).

Öbür öne­ri­ler üze­rine konuş­maya geçe­bi­li­riz. Önce yabancı kelime, sonra TDK’nın öner­diği.

Ekstra - Faz­la­dan • Değil. “İla­ve­ten” ya da “ek ola­rak” daha doğru olduğu gibi, “fazla” her zaman “gere­ğin­den çok” anlamı çağ­rış­tır­maya açık. Oysa “ekstra”da her­hangi bir gerek­siz­lik, fuzu­lî­lik havası yok, ayrıca hafif­ten kalite de çağ­rış­tı­ran bir yan var; yani sırf sayıca, mik­tarca vs. ekle­mek anla­mına gel­me­ye­bi­li­yor.

Adis­yon - Hesap fişi • Kurum’un hafif­li­ğine örnek. Madem “adisyon”un kar­şı­lığı “hesap fişi”, o halde gar­sona, “Hesap fişini verir misi­niz,” diye ses­le­ne­bil­me­liy­dik. Sanı­rım bunu yapan yok­tur. Evet, kimi pek dar çev­re­lerde “adis­yon lüt­fen!” gibi fuzulî ifa­de­ler kul­la­nı­lı­yor ola­bi­lir, ama hem yay­gın değil hem de kar­şı­lığı Kurum’un dediği değil. Biz, Türkiye’de yet­kili dev­let kuru­mu­nun haki­kat ve hayat­tan kopuk hava­sını solu­ya­rak yaşa­ma­yan­lar, nor­mal şart­larda “hesap” deriz, “hesabı verir misin(iz)/getirir misin(iz)”, vs. Hattâ çoğun­lukla onu da demez, eli­mizi kalem tutar şekle sokup havaya kısaca bir­şey­ler kara­la­rız.

Anons etmek - Duyur­mak • Ola­bi­lirdi. “Duyurmak”ın daha zen­gin bir içe­riğe sahip oluşu, işleri karış­tı­rı­yor. “Anons etmek”ten şüp­he­siz, bir­den fazla insana yöne­lik ola­rak yapı­lan, muh­te­me­len gürül­tülü bir “duyurma” eyle­mini anlı­yo­ruz. TV’den, sos­yal med­ya­dan bir­şey­leri “anons ede­bi­lir” veya “duyu­ra­bi­li­riz”. Ancak burada sili­nen ayrım hep öyle gizli-saklı kal­mı­yor. Kulağa fısıl­da­ya­rak “anons etmek” müm­kün değil. “Duyurmak”ta da çoğun­lukla bir nevi “kar­şı­dan ses­lenme” havası his­se­de­riz, ama bir haberi el altın­dan, dolaylı yol­dan, giz­lice “duyur­ma­mız” müm­kün­dür. “Duyurma”yı, aynı zamanda “haber­dar etme” anla­mında da kul­la­nı­yo­ruz: “Bir yolunu bulup duyu­ra­lım onlara.” Yani “anons etme”, görül­düğü üzre, “duyurma”nın olası anlam­la­rın­dan yal­nız birine, özel bir hale denk düşü­yor. Kaldı ki, pek çok durumda eğer “anons etme”yi “duyurma” ile kar­şı­la­ya­cak­sa­nız, lafı topar­la­ya­ma­ya­cak ve “duyuru yapma”yı ter­cihe mec­bur kala­cak­sı­nız.

Body­gu­ard - Koruma • Fiil­den isim üretme yön­te­mi­nin yarat­tığı, bir­çok başka durumda da kar­şı­mıza çıkan mesele: “Üç koruma buraya geli­yor - Koru­ma­lar gidi­yor.” Yan­lış değil, ama ken­di­mizi rahat his­set­mi­yo­ruz. Çünkü her an, belirli bir işle o işi yapan insan­ları aynı keli­meyle ifade etmek zorunda kala­bi­li­riz: “Burayı koruma soru­nunu üç koruma ile çöze­lim.” İşi yapana “koru­macı” diye­mi­yo­ruz; niye, sebebi çok açık değil. Çünkü çir­kin ama yan­lış değil. Sadece, o da ek karı­şık­lık­lar yara­ta­cak. Mesele esas ola­rak nere­den doğu­yor? Önce­likle, baş­ba­ka­nın “koruma”larından söze­di­yor­sak “muha­fız”, gece kulübü kapı­sın­da­ki­leri kas­te­di­yor­sak meselâ “fedai” deme­meye uğraş­tı­ğı­mız için. Bir mesele daha var: “koruma” eğer sadece “guard” değil, “body-guard” ise, bar kapı­sın­da­ki­ler böyle değil, her­hangi bir “body”yi koru­mu­yor­lar. Eski­den bu işi yapan­lara “fedai” denirdi ki, bu bugün düpe­düz yan­lış. Gece kulübü kapı­sın­da­ki­ler ücretli ele­man­lar. “Fedai” ise, “fedai tutmuş”un işa­ret ettiği “profesyonellik”e rağ­men bir gönül bağı, adan­mış­lık çağ­rış­tı­rı­yor. Suri­yeli milis komu­tan­la­rı­nın “feda­ileri”, muh­te­me­len bu iş için öne atıl­mış, yine muh­te­me­len özel kar­şı­lık bek­le­me­yen biri­le­ri­dir. Mafya reisi­nin, “feda”yı aslî görev­leri sayan feda­ileri gibi. Bir dönem bar-pav­yon kapı­sında feda­ilik yapan­la­rın da böyle olduğu var­sa­yıl­mış olmalı.

Check etmek - Kont­rol etmek • Kurum yine acele etmiş, özen­siz­lik yap­mış. Ve cid­di­yet­siz­lik. “Check etme”nin en çok kul­la­nıl­dığı alan­lar, haberle, bil­giyle, veriyle iş görü­len mes­lek­ler­dir ve bura­larda bunun anlamı doğ­ru­dan doğ­ruya “teyit etme”dir. Yani “kont­rol etme” değil “doğ­ru­lama”. İster­se­niz bir tür “sağ­lama” da diye­bi­li­riz. “Check etme”, ister iste­mez bir “kont­rol” işle­mini de çağ­rış­tı­rı­yor ve içe­ri­yor. Ama eğer “kont­rol etme”, TDK’nın ileri sür­düğü gibi “check etme”nin kar­şı­lı­ğıysa, işi­mizi “denet­leme-dene­tim” ile de göre­bi­le­cek­ken neden “kont­rol” diyo­ruz? Yoksa “kont­rol” Türkçe mi? Altaylar’dan gelen yiğit bir kav­ra­mı­mız da bizim habe­ri­miz mi yok? Bu arada, “denetleme”nin aynı zamanda “teftiş”in kar­şı­lığı olması filan gibi başka mese­le­ler de var, ama gir­me­ye­lim. Teyit.org, bili­yor­su­nuz, inter­nette haber-veri doğ­ru­lama ama­cıyla kurul­muş, pek işlevli ve yararlı bir site; bura­dan kaza­na­ca­ğı­mız vakti orada har­ca­ya­bi­li­riz.

Feed­back - Geri bil­di­rim • Tamam, peki. Haki­ka­ten, “feed­back” keli­me­sini dili­mize yedir­me­miz müm­kün görün­mü­yor. Peki içi­niz­den “feed­back” deme­nin gel­diği üç-beş örnek düşü­nün ve bura­larda bunun yerine “geri bildirim”i yer­leş­ti­rin. Güzel olu­yor mu? Hayır. Hele “geri bil­di­rim almak-ver­mek” gibi kul­la­nım­lara iş gel­di­ğinde zor­lan­maya baş­lı­yo­ruz. Keşke “fiid­bek” kolay­lı­ğında ağzı­mız­dan çıkı­ve­re­cek bir kar­şı­lık bula­bil­sey­dik, kav­ra­mın sesiyle içe­riği ara­sında dina­mik bir ilişki yara­ta­bil­sey­dik.

Koor­di­nas­yon - Eşgü­düm • İlk bakışta uygun bir kar­şı­lık gibi görü­nü­yor. Fakat “güdüm”ün “gütme” ile yakın iliş­kisi, bir­den fazla unsu­run faali­yet­le­rini bir­bi­riyle eşza­manlı, uyumlu, bir­bi­rini tamam­la­yıcı vs. kıl­ma­sını değil, bir­ta­kım yöne­tim mer­kez­leri ara­sın­daki bir­likte dav­ranma halini çağ­rış­tı­rı­yor. Nite­kim TDK, “güdüm”ün anla­mını şöyle veri­yor: “1. Yönetme işi, idare; 2. Bili­şimde, bir olay­lar dizi­sini, bir süreci veya bir aracı yöneltme ve düzen­le­meyle ilgili işlev­le­rin bütünü”. Yani diye­lim mer­kez­siz, hiye­rar­şi­siz birim­ler ara­sında “koor­di­nas­yon” bu “güdüm” tanı­mıyla müm­kün görün­mü­yor. “Eşgü­düm” sanki daha çok komuta-idare mer­kez­leri ara­sın­daki bir “koordinasyon”u anlat­mak için uygun.

Absürt - Saçma • Ne yazık ki bu doğru kar­şı­lık da bütün işleri olması gere­ken ince­likle göre­mi­yor. Bir mizah, hattâ sanat tarzı ola­rak “absürt”ten bah­se­de­bi­lir­ken, “saçma” keli­me­siyle aynı şeyi ifade ede­mi­yo­ruz. Bunun zavallı keli­meyle alâ­kası yok. Burada da dil ala­nı­nın önemli mese­le­le­rin­den birine kapı açı­lı­yor: Kav­rama yabancı dilde içer­diği ve ifade ettiği zen­gin­likte içe­rik kazan­dı­ra­cak bir tari­hin olma­mışsa, kar­şı­lık bulma, çevirme işlem­leri hep zor­lukla, bazen imkân­sız­lıkla kar­şı­la­şı­yor. Belki bir zaman sonra senin kar­şı­lık kav­ra­mın da ben­zer zen­gin­liğe sahip ola­bi­le­cek, ama şu anda yabancı kav­ramı kul­lan­mak iste­mi­yor­san içe­rik ve anlam feda etmek­ten başka çaren kal­mı­yor. Böyle hal­lerde, eğer kendi kav­ra­mı­mızı kul­la­na­lım diye bir dert varsa, en doğ­rusu, kav­ra­mın iş göre­bil­diği yerle yeter­siz kal­dığı sınır­lara dik­kat etmek, iş gör­düğü sürece onu, yet­mi­yorsa ithal olanı kul­lan­mak. Ve esas önemli olan, bu ihti­yacı red­det­me­mek.

Adapte etmek - Uyum sağ­la­mak • Yine bir büyük bürok­rat özen­siz­li­ğiyle karşı kar­şı­ya­yız. Bir şeyi “adapte ediyor”sam, “uyum mu sağ­la­mış” olu­rum? “Uyum sağ­lat­mış” mı olu­rum? Böyle diye­me­ye­ce­ğime göre, “uyum sağ­la­ma­sını sağ­la­mış”..? Olmaz. “Adapte olmak” diye bir şey varsa, “uyum sağ­la­mak” ancak bunun kar­şı­lığı ola­bi­lir. “Etme”nin kar­şı­lığı nasıl “sağ­la­mak” olsun? “Adapte etme”nin mis gibi kar­şı­lığı var: “uyar­lama”. “Uyum sağ­lama” ise anca “adaptasyon”un kar­şı­lığı ola­bi­lir her­halde. Bu madde, dille oyna­maya yet­kili kılın­mış kim­se­le­rin böyle bir yet­kiyi hak ede­cek bilinç ve sorum­lu­luğa sahip olma­dı­ğını ortaya koyu­yor.

Lap­top - Dizüstü bil­gi­sa­yar • Yine dil ala­nında çalı­şan­la­rın ilk elden dik­kate alması, ama muhak­kak alması gere­ken sorun­lar­dan birine örnek: “Lap-to-pu u-zat-sa-na” yerine “di-züs-tü bil-gi-sa-ya-rı u-zat-sa-na” demeyi, günde beş vakit mil­li­yet­çi­lik ayin­leri düzen­le­yen­ler bile ter­cih etme­ye­ceği için, bu kar­şı­lık, doğru olma­sına rağ­men ya tutul­ma­ya­cak, kul­la­nıl­ma­ya­cak, işin kötüsü, her­kesçe bilin­me­sine rağ­men kenara atı­la­cak ya da bura­dan “dizüstü” diye bir kısaltma doğa­cak, üç-beş sene sonra kimse kav­ra­mın tama­mını hatır­la­ma­ya­cak, rek­lam­larda, dük­kân vit­rin­le­rinde “dizüs­tü­ler geldi” gibi tuhaf­lık­lar beli­re­cek. Bu bir fel­sefe kav­ramı olsaydı kul­la­nış­lı­lık soru­nunu dik­kate alma­mız gerek­mezdi, ama gün­de­lik kul­la­nıma gire­cek, çok sık kul­la­nı­la­cağı kesin kav­ram­lar için -madem der­di­miz bu!-, insan­ları bun­ları yeğ­le­meye yönel­te­cek kar­şı­lık­lar bul­mak şart.

Pre­zan­tas­yon - Sunum • İlk bakışta müna­sip bir kar­şı­lık. Lâkin “sunum” böy­le­likle “prezantasyon”a has­re­dil­diyse, “takdim”e kar­şı­lık ne dene­cek? “Sunma” mı yoksa? TDK “sunu” deme­mizi isti­yor; “sunu”, “sunu­lan şey” veya “önsöz, tak­dim” veya “arz” anlam­la­rına geli­yor. Diye­lim dört ayrı “sunum”un yapı­la­cağı sem­poz­yu­mun bir açı­lış ve “tak­dim” faslı ola­cak, ona ne dene­cek? “Sunu” mu? “Sunu­dan sonra sunum­lar yapı­la­cak” mı? Yoksa “tak­dim” mi desek veya “sunuş” üze­rine mi düşün­sek?

Down­load etmek - İndir­mek • Her­kes gide­rek artan süre­lerle inter­nette dolaş­tığı, kar­şı­sına çıkan site­le­rin çoğu İngi­lizce olduğu, bir­şey­ler “indir­mek” için tık­la­ması gere­ken “buton”ların yüzde dok­sa­nı­nın üze­rinde “down­load” yaz­dığı sürece, bu sadece Türkiye’de değil dün­ya­nın başka ülke­le­rinde de zor ger­çek­le­şe­cek bir öneri; hiç­bir ulus “down­load” yerine kendi dilin­deki “indirme”yi geçi­re­mezse şaş­ma­malı. E-Mailyerine E-Posta, save etmek yerine kay­det­mek, öne­ri­le­rini de buraya ekle­ye­bi­li­riz. Bun­lar uygun kar­şı­lık­lar. Ancak bil­gi­sa­yar terim­le­ri­nin çoğu için aynı durum geçerli: “geç­miş olsun, iş işten geçti” de diye­bi­li­riz, zamanla yer­le­şe­ce­ğini de öngö­re­bi­li­riz. Muh­te­me­len hem yabancı dil­deki (hemen hepsi İngi­lizce) ori­ji­nal­leri hem Türkçe kar­şı­lık­ları bira­rada kul­la­nıl­maya devam edi­le­cek­tir. Print out yerine çıktı da burada konu etme­miz gere­ken, isa­betli bir öneri (“çıkış”, “çıkış alma”, en az “çıktı” kadar yayıldı, han­gi­si­nin kaza­na­ca­ğını zaman gös­te­re­cek).

Kon­sen­sus - Uzlaşma • Kav­ram­la­rın üze­rine binen tarihî ve kül­tü­rel yük­lere güzel bir örnek. “Konsensus”ta hiç­bir olum­suz çağ­rı­şım yok, aksine olumlu bir adım atıl­mış hissi doğu­ru­yor. “Uzlaşma” ise, hedef­le­rin­den, müca­de­le­den vaz­geçme çağ­rış­tı­rı­yor ve daha çok olum­suz bir anlam, bir vaz­ge­çiş, geri adım atış anla­mıyla yük­le­ni­yor. Ne zaman? Kar­şı­mız­da­kine galebe çal­ma­nın, üstün gel­me­nin biz­den baş­ka­sıyla yegâne müm­kün ilişki tarzı oldu­ğuna inan­mış bizim gibi­le­rin ağzın­dan çık­tığı anda. “Uzlaşma”, üze­rine binen bu şekil bozucu, içe­rik sap­tı­rıcı yük olmasa, “kon­sen­sus” için gayet müna­sip bir kar­şı­lık. Fakat işte, dilin sorun­ları, öyle üç-beş cin­lik akıl edip müdüre imza­lat­makla hal­lol­mu­yor.

Full - Tam, Dolu • TDK haklı, “tam” var­ken, “dolu” var­ken “full”ün ne âlemi var? “Ful­le­mek” neden gir­sin dili­mize? Ama girdi işte. Muh­te­me­len yazılı ede­bi­yata yaza­rın kale­mi­nin ucuna geli­ve­re­rek değil, anca bir karak­te­rin üslû­bu­nun par­çası ola­rak geçe­bi­le­cek, ama ben­zin istas­yon­la­rına yana­şan pek çok ara­cın sürü­cüsü, pom­pa­cı­dan depoyu “ful­le­me­sini” iste­ye­cek­tir. “Full”ün tek hece oluşu yarışta ona avan­taj sağ­lı­yor, desek, o da değil, zira “doldur”un telaf­fuzu en az “fulle” kadar kolay. Meret, şu dil, yaşı­yor işte; KHK ile düzen­len­mi­yor.

Ambi­yans - Hava, Ortam • Yine ilginç bir örnekle karşı kar­şı­ya­yız. Bir kafe­nin “ambiyans”ından söze­der­ken, çoğun­lukla ora­nın “hava”sını kas­te­de­riz: “Havası güzel”-“havası hoşuma git­mi­yor”. Ancak “ambiyans”ı bazen “ortam”la kar­şı­la­mak daha yerinde ola­bi­lir. “Ambiyans”ın bu “ortam” anla­mın­dan, “ortam­larda” deyimi türe­tildi; gayet iyi de oldu. Bir yan­lış kul­la­nıma dayalı olan bu tür deyim­ler, ancak yan­lış­lık­ları bile­rek kul­la­nıl­dı­ğında esp­ri­le­rine kavu­şa­bil­dik­le­rin­den, asla dile yapı­lan kötü­lük değil, zen­gin­leş­ti­rici ürün­ler sayıl­ma­lı­lar.

Start almak - Baş­la­mak • Kaçıncı defa­dır tek­rar edi­yo­rum, far­kın­da­yım, ama TDK’nın temel mese­le­le­rin­den biri burada yine kar­şı­mızda: Daha uzun, söy­le­mesi daha zor olduğu, ilave yar­dımcı fiil gerek­tir­diği halde, neden insan­lar “start alma” gibi bir kav­ram imal edip kul­lan­maya ihti­yaç duy­muş­lar, Kurum bunu gözet­mi­yor. Böyle şey­leri asla gözet­mi­yor. Yaşa­yanla, yaşa­nanla ilgisi yok çünkü. bu bir. Çünkü, ikin­cisi, ağzın­dan çıkanı kulağı duy­mu­yor. “Atlar baş­lı­yor, sayın seyir­ci­ler” diye­bi­lir mi atya­rışı spi­keri? Belki “yarışa baş­lı­yor” diye­bi­lir. Ama bu da pek genel ifade olur. Belirli bir somut durumu -örne­ği­mizde yarı­şın belirli bir aşa­ma­sını- her­hangi bir karı­şık­lığa mey­dan ver­mek­si­zin ifade ede­bil­diği için “start alma” gibi bir deyime ihti­yaç duyul­muş.

CV - Özgeç­miş • “Si-vi” yerine “özgeç­miş” diye­lim, şüp­he­siz daha iyi. Ama cuk otu­rur mu, şüp­heli. “CV”, yani Cir­cu­lum Vitae, esas ola­rak, belirli bir yere sunul­mak üzere hazır­lan­mış özgeç­miş anla­mına geli­yor. Kul­la­nı­mına yüzde dok­san iş baş­vu­ru­la­rında veya uzman­lık gerek­ti­ren iş ve ürün­le­rin, eser­le­rin civa­rında rast­la­nı­yor. Bunda kişi­nin daha çok söz­ko­nusu işle-ürünle ilgili vasıf­ları, tec­rü­besi, varsa mari­fet­leri vs. konu edi­li­yor, başka ayrın­tı­lar yeralsa bile, o işle ilgili özel­lik­lere dair veri­ler önce­lik taşı­yor, CV bun­lar­sız olmu­yor. Oysa özgeç­mişte her türlü bilgi yera­la­bi­lir. Hemen her özgeç­mi­şin bir özel amaçla hazır­la­nıp biri­le­rine sunul­du­ğunu, dola­yı­sıyla içe­re­ceği ayrın­tı­la­rın özel ola­rak buna göre düzen­len­di­ğini var­sa­ya­cak olur­sak, “CV” yerine “özgeç­miş” deme­nin pek çok durumda yan­lış kaç­ma­ya­cağı sonu­cuna vara­bi­li­riz. Yine de ince ayrımı bile­lim.

Okey - Tamam • Burada da dilin yet­kili biri­le­rince ne ölçüde düzen­le­ne­bi­le­ce­ğine dair soruya tos­lu­yo­ruz. “Okey” deme­ye­lim. Güzel. Nasıl önle­ne­cek? Önle­ne­me­ye­cek. Günün birinde insan­lar bunu belki terk ede­cek. Belki daha çok­ları benim­se­ye­cek. Kolay işler değil bun­lar. “Okey” yerine niçin “tamam” da “oldu” değil? O’yu uza­ta­rak söy­le­nen sevim­siz “ooldu”, sanı­rım daha çok büyük­şe­hir­lerde, hem “okey-tamam” hem de “eyval­lah” veya söz­ko­nusu olan tele­fon görüş­me­siyse “kapa­tı­yo­rum” anlam­la­rını içe­ren bir tat­sız­lık ola­rak benim­sendi. Ne diye­lim böyle konu­şan­lara? Deme­sin­ler mi böyle? Bence de deme­sin­ler.

Trend - Eği­lim • “Trend” keli­me­si­nin yay­gın­laş­ma­sı­nın sorum­lusu, ikti­sat­çı­lar ve ista­tis­tik­çi­ler. Batılı kay­nak­la­rın çok­luğu, bas­kın­lığı, gün boyu kendi ala­nında uğra­şır­ken devamlı kul­lan­dık­ları bu kav­ram­ları insan­la­rın âdetâ eve iş geti­rir gibi yan­la­rında taşı­ma­la­rına yola­çı­yor. Yine zemini oluş­tu­ran mâlûm büyük sorun­lar­dan birine dön­dük: Belirli bir alan­daki geliş­miş­lik sevi­yen, bil­giyi ayrış­tı­ra­bilme, ince­lik­leri göze­te­bilme kapa­si­ten, dili­nin zen­gin­li­ğini doğ­ru­dan doğ­ruya belir­li­yor. “Trend” yerine “eği­lim” diye­lim, diyor­sun, her­kes evet diyor, yine de o kar­şı­laş­mak iste­me­di­ğin yaban­cıya her köşe­ba­şında rast­lı­yor­sun. Çünkü onun bura­daki var­lı­ğı­nın bir zemini var. Yaşa­yan.

Link - Bağ­lantı • TRT’nin geç­miş zaman­la­rında sık sık arı­za­la­nan ve hevesle bek­le­nen bir­şey­leri sey­ret­me­mize hun­harca mâni olan meş­hur “link hat­ları” vardı. Bugü­nün genç­leri bun­la­rın var­lı­ğın­dan haber­dar değil. Bugü­nün insanı, link­lere tık­lı­yor. Sanal bir âlemde -yal­nız yıl­dız ve geze­gen­ler yerine insan­la­rın bil­gi­sa­yar­ları ve akıllı cihaz­la­rıyla boş­lukta dönen­diği bir uzay gibi tahay­yül etti­ği­miz inter­net değil, önü­müz­deki-eli­miz­deki her türlü ekranda gör­dü­ğü­müz pen­ce­re­ler, kutu­lar vs. de sanal âlem-, altı çizili veya göv­desi farklı renk­teki bir­ta­kım harf­lere, resim­lere tık­la­ya­rak sanal âle­min başka böl­me­le­rine geçi­ve­ri­yo­ruz. İngilizce’deki “link”i pek çok durumda “bağ­lantı” diye kar­şı­la­ma­mız müna­sip. Fakat şu tık­la­nıp başka yere sıç­ra­nan şeyin ken­di­sine “bağ­lantı” deme­miz hoş kaç­madı. Bu kav­ra­mın dilde buna ben­zer başka kul­la­nımı yok. Ne demek “bağ­lan­tıya tık­la­mak”? Arka­da­şımla bağ­lan­tı­mıza tık­lı­yor­su­nuz, böy­lece bir­bi­ri­miz­den mi uzak­la­şı­yo­ruz? İngilizce’de “link”, “bağ­lantı” mânâ­sında kul­la­nıl­dığı gibi, “bağ­lantı nok­tası”, zin­cir­deki gibi “halka”, yani “bağ­lantı par­çası” anla­mına da geli­yor. İnter­nette tık­la­yıp başka yere sıç­ra­dı­ğı­mız şey, aslında elbette “bağlantı”dan çok, “bağ­lantı nok­tası”. Oraya tık­la­yınca bağ­lantı kuru­lu­yor. Vel­hâ­sıl burada da sorun yok değil.

TDK’nın öne­ri­leri üze­rin­den gide­rek dil sorun­ları tar­tış­mayı amaç­la­dı­ğım ikinci yazıyı da burada biti­ri­yo­rum. İki yazıda topar­la­ya­bi­le­yim diye bunu epey uzat­mak duru­munda kal­dım. Soru­lar sor­maya, düşün­meye vesile ola­ca­ğını, yararlı ola­ca­ğını umu­yo­rum.

Ümit Kıvanç’ın p24blog’daki yazısı

(98)

Yorumlar