Home Video Şiir Tiranların Şiir Sevdası
Tiranların Şiir Sevdası

Tiranların Şiir Sevdası

215
0

Şiir bir arınma sana­tı­dır. İnce­lik, has­sas­lık gibi kav­ram­larla yakın iliş­ki­de­dir. Fakat, tarihe dam­ga­sını vuran zorba hüküm­dar­lara bak­tı­ğı­mızda bu man­tığa aykırı bir durum oldu­ğunu görü­rüz. Tiran­la­rın şiir sev­gisi düşü­nül­dü­ğünde bu sanat, aynı zamanda zalim­li­ğin bir kut­la­ması ola­rak da görü­le­bi­lir. Kla­sik dönem­ler­den modern çağ­lara dek dik­ta­tör­ler nedense şiir yazma konu­sunda ilham bul­muş­lar­dır. Teselli bulma, yakın­lık kurma ya da zafere ulaşma gibi temen­ni­lerle hep şiire yak­laş­mış­lar­dır. Bulun­duk­ları yük­sek pozis­yon­lar ise bize gücün doğası, şiirin ebedi cazi­besi ve sanat­sal yorum­la­ma­nın risk­leri konu­sunda ipuç­ları verir.

Roma impa­ra­toru Neron (MS 37-68) şair-tiran arke­ti­pi­nin ilk örnek­le­rin­den­dir. Kibirli ve ken­dine acı­yan bu hüküm­da­rın küçük düş­müş hükmü de onun yeter­siz sana­tı­nın bir gös­ter­ge­si­dir. Neron’un tarih yazar­ları Taci­tus ve Suetonius’un düşün­ce­le­rine göre ise Roma’nın çöküş sebebi hem onun poli­ti­ka­ları hem de şair­li­ğiydi. Hor görme o zaman­la­rın en tat­min edici yön­tem­le­rin­den olan eleş­ti­rel inti­ka­mın bir par­ça­sıydı. Fakat tarih yazar­la­rı­nın bu açık­la­ma­ları kri­tik bir soruyu da ortaya çıka­rı­yordu: Bir tira­nın suç­ları ve zor­ba­lık­ları, onun sana­tına bağ­la­na­bi­lir miydi? Şiir, tüm bun­la­rın sebebi ola­bi­lir mi?

Aka­de­mis­yen Ulrich Got­ter yakın zamanda yayım­la­dığı Tyrants Wri­ting Poetry kita­bında Sezar ve Augus­tus dönem­leri ile kıyas­lan­dı­ğında Neron’un hüküm­dar­lı­ğı­nın “bir hayli kanlı” oldu­ğunu söy­lü­yor. Hüküm­da­rın askeri ilgi­siz­li­ğine rağ­men, inti­kamcı dav­ra­nış­ları oldukça yük­sekti. Bu sebeple kafa­mızda can­la­nan Neron imajı etkili bir des­pot şek­lin­deydi.

Neron bu tut­ku­sunu ken­di­sine sak­la­madı. Fes­ti­val­ler düzen­ledi, çık­tığı ülke tur­la­rında şiir ve şarkı yazar­lığı yarış­ma­la­rına katıldı. Roma’ya tek­rar dön­dü­ğünde 1808 ödül kazan­mıştı.

Sözün sihirli gücü

Neron’dan iki bin yıl sonra bir grup İtal­yan şair, Neron’un yıkım gös­te­ri­sini yüceltti ve faşizmi benim­se­meye baş­ladı. “Dünya yıkılsa da bıra­kın sanat geliş­sin” dedi­ler ve ara­la­rında bazı­ları sava­şın “dün­ya­nın tek çaresi” oldu­ğunu savundu. Bu fütü­rist­ler şair-savaşçı olan ve “lirik dik­ta­tör­lük” kav­ra­mını ortaya atan Gab­ri­ele D’Annunzio’dan etki­lendi. D’Annunzio, kısa bir süre sonra da Mussolini’nin güç gas­pına ilham verdi.

Mussolini’nin şiir tar­zında onun edebi hırsı da görü­lü­yordu. Biyog­rafi yazarı Ric­hard Bos­worth da Mussolini’nin yabancı lider­le­rin ziya­rete gel­diği zaman ünlü yazar­la­rın şiir kitap­la­rını masa­sında bile­rek açık bırak­tı­ğını açık­lı­yor. Son dönem şiir­leri ince­len­di­ğinde Mussoli’nin sos­ya­list genç­li­ğin­deki ide­alizm­den uzak­la­şıp yal­nız­laş­tığı görü­lü­yor.

Dik­ta­tör­le­rin sanat­taki hayal kırık­lık­la­rını siya­sete taşı­dık­la­rını gör­mek de şaşır­tıcı değil. Örne­ğin Hit­ler “sözün büyülü gücü”ne ina­nı­yordu. Yakın dostu Goeb­bels, dışa­vu­rumcu özel­lik­ler taşı­yan bir roman yaz­mıştı. Paris’te eği­tim gören Kam­boçya eski baş­ba­kanı Pol Pot ise şair Paul Verlaine’nin sem­bo­list şiir­le­ri­nin hay­ra­nıydı.

Kalem ve kılıç

Stalin’i des­tek­le­yen lider­ler­den Kuzey Kore eski dev­let baş­kanı Kim Il-Sung, dev­rimci oyun­lar ve kuram­sal yazı­lar yazardı. 1992 yılında ise oğlu Jong-il’e bir şiir yazdı.

Ulu­sun babası olan Kim “Ulu­sun Güneşi” ola­rak anı­lırdı. Mao Zedung ise “Kalp­le­ri­miz­deki Kır­mızı Güneş”ti. Zedung, bir yöne­ti­cide olması gere­ken kalem ve kılıç ide­alini oluş­turdu. Bu ideal kül­tü­rel yete­ne­ğin savaş­çı­lık kah­ra­man­lı­ğıyla bir­leş­ti­ril­me­sine daya­nı­yordu. Onun kül­tü­rel yete­neği ise şiir yaz­maktı.

Mao’nun şiir­leri formda gele­nek­selci, temada kla­sikti. Eski biçim­lerde yazı­yordu ama o dönemde bu biçim eli­tist ve modası geç­miş görü­lü­yordu. Dili söz­cük bakı­mın­dan zen­gindi. Betim­le­me­ler kul­la­nı­yordu. Ve elbette pro­pa­gan­dacı tav­rını his­set­ti­ri­yordu.

San­sürcü ve yara­tıcı

Aye­tul­lah Humeyni’nin şiir­le­rinde Mev­lana ve Hafız etkisi görü­lür. Humeyni’nin yarat­tığı şiir­ler ve ver­diği fet­va­lar düşü­nül­dü­ğünde onu hem bir yara­tıcı hem de bir san­sürcü ola­rak gör­mek müm­kün­dür.

Bin Ladin de en sevi­len cihatçı şair­ler­den ve onun durumu zalim­lik ve duy­gu­sal­lık ara­sın­daki ince çiz­gi­nin ve güç ve acıma için duyu­lan ikiz arzu­nun bir gös­ter­gesi.

Çevi­ren: Deniz Sal­dı­ran

(Ben­ja­min Ramm, BBC Cul­ture)

(215)

tags:

Yorumlar