Home Video Şiir Tiranların Şiir Sevdası
Tiranların Şiir Sevdası

Tiranların Şiir Sevdası

261
0

Şiir bir arınma sanatıdır. İncelik, hassaslık gibi kavramlarla yakın ilişkidedir. Fakat, tarihe damgasını vuran zorba hükümdarlara baktığımızda bu mantığa aykırı bir durum olduğunu görürüz. Tiranların şiir sevgisi düşünüldüğünde bu sanat, aynı zamanda zalimliğin bir kutlaması olarak da görülebilir. Klasik dönemlerden modern çağlara dek diktatörler nedense şiir yazma konusunda ilham bulmuşlardır. Teselli bulma, yakınlık kurma ya da zafere ulaşma gibi temennilerle hep şiire yaklaşmışlardır. Bulundukları yüksek pozisyonlar ise bize gücün doğası, şiirin ebedi cazibesi ve sanatsal yorumlamanın riskleri konusunda ipuçları verir.

Roma imparatoru Neron (MS 37-68) şair-tiran arketipinin ilk örneklerindendir. Kibirli ve kendine acıyan bu hükümdarın küçük düşmüş hükmü de onun yetersiz sanatının bir göstergesidir. Neron’un tarih yazarları Tacitus ve Suetonius’un düşüncelerine göre ise Roma’nın çöküş sebebi hem onun politikaları hem de şairliğiydi. Hor görme o zamanların en tatmin edici yöntemlerinden olan eleştirel intikamın bir parçasıydı. Fakat tarih yazarlarının bu açıklamaları kritik bir soruyu da ortaya çıkarıyordu: Bir tiranın suçları ve zorbalıkları, onun sanatına bağlanabilir miydi? Şiir, tüm bunların sebebi olabilir mi?

Akademisyen Ulrich Gotter yakın zamanda yayımladığı Tyrants Writing Poetry kitabında Sezar ve Augustus dönemleri ile kıyaslandığında Neron’un hükümdarlığının “bir hayli kanlı” olduğunu söylüyor. Hükümdarın askeri ilgisizliğine rağmen, intikamcı davranışları oldukça yüksekti. Bu sebeple kafamızda canlanan Neron imajı etkili bir despot şeklindeydi.

Neron bu tutkusunu kendisine saklamadı. Festivaller düzenledi, çıktığı ülke turlarında şiir ve şarkı yazarlığı yarışmalarına katıldı. Roma’ya tekrar döndüğünde 1808 ödül kazanmıştı.

Sözün sihirli gücü

Neron’dan iki bin yıl sonra bir grup İtalyan şair, Neron’un yıkım gösterisini yüceltti ve faşizmi benimsemeye başladı. “Dünya yıkılsa da bırakın sanat gelişsin” dediler ve aralarında bazıları savaşın “dünyanın tek çaresi” olduğunu savundu. Bu fütüristler şair-savaşçı olan ve “lirik diktatörlük” kavramını ortaya atan Gabriele D’Annunzio’dan etkilendi. D’Annunzio, kısa bir süre sonra da Mussolini’nin güç gaspına ilham verdi.

Mussolini’nin şiir tarzında onun edebi hırsı da görülüyordu. Biyografi yazarı Richard Bosworth da Mussolini’nin yabancı liderlerin ziyarete geldiği zaman ünlü yazarların şiir kitaplarını masasında bilerek açık bıraktığını açıklıyor. Son dönem şiirleri incelendiğinde Mussoli’nin sosyalist gençliğindeki idealizmden uzaklaşıp yalnızlaştığı görülüyor.

Diktatörlerin sanattaki hayal kırıklıklarını siyasete taşıdıklarını görmek de şaşırtıcı değil. Örneğin Hitler “sözün büyülü gücü”ne inanıyordu. Yakın dostu Goebbels, dışavurumcu özellikler taşıyan bir roman yazmıştı. Paris’te eğitim gören Kamboçya eski başbakanı Pol Pot ise şair Paul Verlaine’nin sembolist şiirlerinin hayranıydı.

Kalem ve kılıç

Stalin’i destekleyen liderlerden Kuzey Kore eski devlet başkanı Kim Il-Sung, devrimci oyunlar ve kuramsal yazılar yazardı. 1992 yılında ise oğlu Jong-il’e bir şiir yazdı.

Ulusun babası olan Kim “Ulusun Güneşi” olarak anılırdı. Mao Zedung ise “Kalplerimizdeki Kırmızı Güneş”ti. Zedung, bir yöneticide olması gereken kalem ve kılıç idealini oluşturdu. Bu ideal kültürel yeteneğin savaşçılık kahramanlığıyla birleştirilmesine dayanıyordu. Onun kültürel yeteneği ise şiir yazmaktı.

Mao’nun şiirleri formda gelenekselci, temada klasikti. Eski biçimlerde yazıyordu ama o dönemde bu biçim elitist ve modası geçmiş görülüyordu. Dili sözcük bakımından zengindi. Betimlemeler kullanıyordu. Ve elbette propagandacı tavrını hissettiriyordu.

Sansürcü ve yaratıcı

Ayetullah Humeyni’nin şiirlerinde Mevlana ve Hafız etkisi görülür. Humeyni’nin yarattığı şiirler ve verdiği fetvalar düşünüldüğünde onu hem bir yaratıcı hem de bir sansürcü olarak görmek mümkündür.

Bin Ladin de en sevilen cihatçı şairlerden ve onun durumu zalimlik ve duygusallık arasındaki ince çizginin ve güç ve acıma için duyulan ikiz arzunun bir göstergesi.

Çeviren: Deniz Saldıran

(Benjamin Ramm, BBC Culture)

(261)

tags:

Yorum yaz