Tokyo Karası

Tokyo Karası

131
0

Psi­ko­lo­jik, karan­lık, varo­luşçu geri­lim yara­tan ve yeni­likçi suç roman­ları yazarı ola­rak tanı­nan Fumi­nori Naka­mura, zen­gin­ler­den çal­mayı iş edi­nen bir yan­ke­si­ci­nin yaşa­mın­dan bir kesit sun­duğu Hır­sız’da Tokyo kara roman gele­ne­ği­nin mini­ma­list ama çar­pıcı bir örne­ğini ser­gi­li­yor. Zarif, ‘suç’tan ziyade suç ve ceza hak­kında tar­tı­şan bir hikâye…

A. Ömer Türkeş

Fumi­nori Naka­mura 1977’de Japonya’da doğdu. Fuku­şima Üniversitesi’nde sos­yo­loji eği­timi gördü. İlk kita­bını tamam­la­yana kadar çeşitli işlerde yarım zamanlı çalıştı. Ju (Tabanca) romanı 2003 yılında yayım­landı. Üret­ken bir yazar Naka­mura. 2003’te baş­la­dığı ede­bi­yat haya­tına daha şim­di­den on iki roman, on bir öykü kitabı sığ­dırdı –hem de ede­bi­ya­tın hak­kını vere­rek… 2002 Shinco Yeni Yazar­lar Ödülü, 2004 Noma Yeni Yazar­lar Ödülü, 2005 Aku­ta­gave Ödülü ve niha­yet 2010 yılında Hır­sız roma­nıyla Japonya’nın en pres­tijli ödül­le­rin­den Ken­za­buro Oe Ödülü’ne değer görüldü. İngi­liz­ceye çev­ri­len dört kitabı ABD’de edebi değere sahip suç roman­ları konu­sunda uzman­laş­mış Soho Yayınevi’nce bası­lan Naka­mura, Hır­sız roma­nıyla ayrıca 2012 Los Ange­les Times Kitap Ödülü’nü ve 2014 yılında poli­siye kur­guya yap­tığı katkı gerek­çe­siyle David Goody Ödülü’nü kazandı.

Büyük Balık Küçük Balığı Yutar

Çocuk­ken bu işi sık sık yüzüme gözüme bulaş­tı­rır­dım. Kala­ba­lık mağa­za­lar­dan, başka insan­la­rın evle­rin­den arak­la­dı­ğım şey­ler par­mak­la­rı­mın ara­sın­dan kayar giderdi. Yaban­cı­la­rın eşya­ları, elle­rime bir türlü rahatça otur­ma­yan yabancı cisim­ler gibiydi; kendi bağım­sız­lık­la­rını ilan edi­yor­muş­ça­sına hafifçe tit­rer ve ben daha far­kına bile vara­ma­dan can­la­nıp yere düşer­lerdi. Aslında ahla­ken yan­lış olan eylem, görü­nen o ki beni red­de­derdi. Ve uzak­larda hep bir kule olurdu. Çok eski zaman­lar­dan kalma bir hayal misali, siste süzü­len siluet ben­zeri bir kule… Ama bugün­lerde o tür hata­lar yap­mı­yor, doğal ola­rak o kuleyi gör­mü­yo­rum.”

Roma­nın giriş parag­ra­fında işit­ti­ği­miz iç mono­log, bir zen­gini çarp­maya hazır­la­nan yan­ke­si­ci­nin zih­ninde dola­şı­yor. Roma­nın –şim­di­lik– isim­siz kah­ra­manı anla­şı­la­cağı üzere küçük yaşta baş­la­mış hır­sız­lığa. Elbette işin içinde yok­sul­luk da var ama gide­rek hır­sız­lı­ğıyla varo­luşu ara­sında bir denge yaka­la­mış. İsim kul­lan­ma­ması da hem ken­di­sini emni­yete alma hem de kala­ba­lık­lar içinde görün­me­den yaşama arzu­sun­dan kay­nak­la­nı­yor. Ger­çek­ten de yal­nız bir adam o. Basit bir evde yaşı­yor, arada bir fahi­şe­lerle bir­likte olma­nın dışında kim­seyle arka­daş­lık etmi­yor, gün­le­rini Tokyo’nun kala­ba­lık mer­kez­le­rinde ‘avla­na­rak’ geçi­ri­yor. Zih­ninde sadece eski sev­gi­lisi ve öldü­ğünü düşün­düğü eski ortağı/akıl hocası Ishi­kawa ile ilgili anı­lar var.

Göz­le­riyle çev­re­sin­deki her şeyi kola­çan ettiği gün­ler­den birinde gözüne çar­pan ama­törce bir hır­sız­lık vakası kade­rini değiş­ti­re­cek­tir. Anne­siyle bir­likte süper­mar­ket­ten yiye­cek çalan bir çocuk­tur gör­düğü. Anne ve oğla­nın yaka­lan­ma­ması için olaya müda­hale etti­ğinde haya­tına bir ilişki katıl­mış­tır artık. Fahi­şe­lik yapan kadına yakın­lık gös­te­rir ama asıl ilgisi ken­disi gibi hır­sız olmaya niyet­len bu yal­nız ve sev­gi­siz çocuğa yöne­lik­tir.

Fumi­nori Naka­mura roman kah­ra­ma­nı­nın karan­lık geç­mi­şini yavaş yavaş aydın­lat­tı­ğında hikâye suç dün­ya­sı­nın büyük balık­la­rı­nın dolaş­tığı daha derin sulara açı­lı­yor. Yan­ke­si­ci­li­ğin masum kal­dığı bu dün­ya­dan bir kez yaka­sını güç­lükle kur­tar­mış ama ismini o büyük balığa -Yakuza olmaya soyu­nan Kizaki’ye- kap­tır­mış­tır. Yıl­lar sonra Kizaki yeni­den kar­şı­sına çıka­cak ve hır­sızı bir kez daha o derin sularda oyna­nan bir oyuna katıl­maya zor­la­ya­cak­tır. Ucunda çocu­ğun haya­tı­nın olduğu bir oyun­dur bu…

Yoksulluğun derin katmanları...

Önce­likle kurgu açı­sın­dan çok başa­rılı bul­dum Hır­sız’ı. Kah­ra­ma­nın çocuk­luğu, geç­mişte ortağı ile karış­tığı soy­gun, sev­diği yegâne kadın ile iliş­ki­le­rin­den şim­diki zamana sıç­ra­yış, final sah­ne­sinde çocuk­luk anı­sında geri dönüş… Kısa­cası hikâ­ye­nin kro­no­lo­ji­sin­deki her moti­fin bütüne bağ­la­nışı kusur­suz bir işçi­lik ser­gi­li­yor. Söz konusu kur­gu­nun kısa bir roman içinde kul­la­nıl­ması hikâ­yeye çok hızlı bir akış sağ­la­mış. Daha baş­tan hır­sız karak­te­ri­nin yarat­tığı çekimle adım atı­lan hikâye, şaşır­tıcı olay­lar eşli­ğinde alıp götü­rü­yor oku­yu­cuyu. Kısa olma­sına rağ­men bütün kişi, olay ve ayrın­tı­nın bütüne katkı yap­ması nede­niyle roma­nın hacmi –tuhaf biçimde– zih­ni­mizde geniş­li­yor. Geniş­le­me­nin diğer nedeni hikâ­ye­nin geri pla­nın­daki top­lum­sal ve fel­sefi derin­lik. Kade­rin ve insa­nın özgür ira­de­si­nin doğa­sını, insan kim­li­ğini neyin oluş­tur­du­ğunu, zama­nın etki­siyle nasıl değiş­ti­ğini, haya­tın mar­ji­nal sınır­lar­daki anla­mını, bir meta­for ola­rak hır­sız­lığı tar­tış­maya açma­sıyla ve elbette kur­gu­suyla, dilin­deki titiz işçi­li­ğiyle Hır­sız poli­siye türün alı­şı­la­gel­dik örnek­le­ri­nin dışına çıkan, poli­si­ye­se­ver­ler­den ziyade ede­bi­yat oku­yu­cu­la­rına hitap eden bir roman. Tokyo’nun karan­lık dün­ya­sında, karan­lık karak­ter­ler ara­sında cere­yan eden bir hikâye anla­tı­yor ama bu hikâ­ye­nin kur­gusu ve fel­se­fesi türün büyük bir bölü­münü oluş­tu­ran roman­lar­da­ki­ler­den farklı. Naka­mura, Das­hi­ell Ham­mett ya da Ray­mond Chandler’dan çok Camus’nün, Dostoyevski’nin, Ken­za­buro Oe’nin, Osamu Dazai’nin miras­çısı.

Naka­mura da söy­le­şi­sinde bu haki­ka­tin altını çiz­miş: “Saf bir ede­bi­yat yap­tı­ğıma ina­nı­yo­rum… İnsan­lı­ğın gizli derin­lik­leri ile ilgi­le­ni­yo­rum. İnsa­nın karan­lık yan­la­rını yaza­rak o gizli derin­lik­lere doku­na­bi­le­ce­ğimi düşü­nü­yo­rum.… Bu nedenle psi­ko­lo­jik durumu tanım­la­maya çok daha fazla odak­la­nı­yo­rum.” Ancak “‘suç yazarı’ nite­le­me­sin­den de gocun­mu­yor: “böyle okun­mak umu­rumda değil. Kitap­la­rımı oku­ma­nın bir­çok yolu var ve bunu çok ilginç bulu­yo­rum.”
Nakamura’nın suç olgu­suna yönel­mesi, karan­lık hikâ­ye­ler anlat­ma­sı­nın nedeni sadece heye­can uyan­dır­mak değil; “Karan­lık kitap­lar yazı­yo­rum, ancak bunu bir umut bilin­ciyle yapı­yo­rum. Ger­çek umu­dun yal­nızca en derin karan­lıkta bulun­duğu inan­cın­da­yım.”

Hır­sız suç ede­bi­yatı ile yeraltı ede­bi­yatı ara­sın­daki yakın­lığı da kanıt­la­yan bir roman. Hır­sız’ın karan­lık atmos­feri ile tutarlı biçimde insani iliş­ki­le­rin hepsi de çok yır­tıcı. Hır­sız­ları, gangs­ter­leri, fahi­şe­leri, suça bulaş­mış siya­set­çi­leri, borsa mani­pü­la­tör­leri ile böy­le­sine gayri insani bir dün­yada küçük çocu­ğun da suça mey­let­me­sin­den daha doğal ne ola­bi­lir! Nakamura’nın sözünü ettiği umut ilkesi çocu­ğun hır­sız tara­fın­dan kur­ta­rıl­mak isten­me­sinde ortaya çıkı­yor.
Modern Japonya’nın göz­den kaçan, kaçı­rı­lan insan­la­rına ve iliş­ki­le­rine yer veren Hır­sız roma­nıyla 2010 yılında Ken­za­buro Oe Ödülü’ne değer görül­müştü. Japonya’nın yaşa­yan en büyük yazar­la­rın­dan biri olan Ken­za­buro Oe, kendi adına konu­lan bu ödülü verir­ken Hır­sız’ın bu yanına dik­kat çek­miş ve, “yok­sul­lu­ğun derin kat­man­la­rı­nın büyük bir top­lum­sal kaygı yarat­tığı bir çağda, bu yazar yeni pers­pek­tif­le­rin doğa­bi­le­ce­ğini gös­te­ri­yor” söz­le­riyle övmüştü Nakamura’yı.

Naka­mura, büyük bir met­ro­pol­deki yal­nız­lığı, yır­tı­cı­lığı, bu dün­ya­nın şaş­kın, güven­siz ve çare­siz insan­la­rını anla­tı­yor. Robin Hood’u çağ­rış­tı­ran hikâ­yesi belki yeni değil ama ona Japon kül­türü ve insan­ları hak­kında çok şey anla­tan çağ­daş bir boyut kat­mış. ‘Hır­sız’ haiku tadı veren bir roman.

Fumi­nori Naka­mura, Hır­sız, Çevi­ren: Meh­met Gür­sel, Doğan Kitap, 2017, 164 s.

(131)

Yorumlar