Home Kültür Sanat Edebiyat Tolstoy yaşamış olmasaydı, herhalde kimse onu hayal edemezdi!
Tolstoy yaşamış olmasaydı, herhalde kimse onu hayal edemezdi!

Tolstoy yaşamış olmasaydı, herhalde kimse onu hayal edemezdi!

775
0

Büyük bir yazar, ödün ver­mez bir aydın, etkili bir akti­vist… Dünya üze­rinde silin­mez ayak izleri bıra­kan Lev Niko­la­ye­viç Tolstoy’un akıl almaz yaşa­möy­kü­sünü, Rosa­mund Bartlett’in kale­min­den oku­yun: Tols­toy: Bir Rus Hayatı.

Cem Alpan

Bir insan düşü­nün, zen­gin­le­rin var­lık içinde, fakir hal­kın da köle ola­rak yaşa­dığı ülke­si­nin uçsuz bucak­sız top­rak­la­rında tek başına okuma yazma sefer­ber­liği baş­lat­mış, iyi bir alfabe kitabı olma­dı­ğını görüp 150 yıl sonra bugün bile oku­nan 500 say­fa­lık evren­sel bir eser yarat­mış olsun. Bununla da yetin­me­yip kendi para­sıyla, köylü çocuk­la­rın bedava eği­tim göre­cek­leri okul­lar açmış ve hiç­bir bas­kıya, zor­la­maya dayalı olma­yan, yara­tı­cı­lık üze­rine kurulu bir eği­tim sis­temi geliş­tir­miş olsun. Bununla da yetin­me­sin, örne­ğin ülke­si­nin boz­kır­la­rın­dan yak­laş­makta olan kıt­lı­ğın far­kına varıp ista­tis­tik­sel çalış­ma­lar yapa­rak; aşev­leri, sağ­lık ocak­ları kura­rak, maka­le­ler kaleme ala­rak muaz­zam bir sefer­ber­lik baş­la­tıp yüz­bin­lerce insanı ölü­mün kıyı­sın­dan almış olsun. Bununla da yetin­me­yip dev­let bas­kı­sına karşı azın­lık­la­rın hak­la­rını savun­muş, onları maddi-manevi anlamda des­tek­le­ye­rek Kanada’ya göç­le­rini sağ­la­mış olsun. Bununla da yetin­me­yip tüm var­lı­ğın­dan –hatırı sayı­lır var­lı­ğın­dan– vaz­geç­miş, dünya çapında şid­dete kar­şıt­lığı, pasif dire­niş ve vic­dani ret üze­rine kurulu bir hayat görüşü geliş­tir­miş, yer­yüzü vatan­daş­la­rıyla daya­nışma içinde bir hare­ket baş­lat­mış olsun.

Bununla da yetin­me­yip dev­let kurum­la­rını, çar­lık reji­mini, kili­seyi, hukuk­suz­luk­ları hal­kın huzu­runda kıya­sıya eleş­tir­miş, giz­lice eleş­ti­ri­le­rini kaleme aldığı kitap­çık­ları basa­cak mat­ba­alar kur­du­rup bun­ları kendi cebin­den ülkeye yay­mış, halk kah­ra­manı haline gel­miş olsun. Bununla da yetin­me­yip dün­ya­nın dört bir yanın­dan gelen ziya­ret­çi­le­rini geri çevir­me­miş, mek­tup­ları cevap­sız bırak­ma­yıp yak­la­şık elli bin mek­tup yaz­mış olsun… Ciddi şekilde tarımla, arı­cı­lıkla ilgi­len­miş, ileri yaşında İbra­nice ve Eski Yunanca öğre­nip İncil’in hura­fe­ler­den arın­mış yeni bir çevi­ri­sini ger­çek­leş­tir­miş; 70’inden sonra da o güne kadarki en iyi buluş­lar­dan biri ola­rak nite­len­dir­diği bisik­lete bin­meyi öğre­nip bunun pro­pa­gan­da­sını yap­mış olsun.

Bununla da yetin­me­sin, hayatı boyunca top­lamda 100 cildi bulan kitap­lar yaz­mış olsun. Ama yaz­dık­ları Savaş ve Barış, Anna Kare­nina gibi her biri birer baş­ya­pıt olan uzun roman­lar, Hacı Murat gibi kısa roman­lar; hikâ­ye­ler, oyun­lar, İti­raf­la­rım, Sanat Nedir? gibi bir­bi­rin­den önemli kurgu dışı eser­ler olsun…

Böyle bir insan hayal edi­le­bi­lir mi? İnan­dı­rıcı olur mu? Üste­lik, bu ada­mın genç­li­ğinde kumara batıp nere­deyse tüm var­lı­ğını kay­bet­ti­ğini, hiç­bir üni­ver­si­teyi biti­re­me­di­ğini, subay olup savaşta defa­larca ölümle burun buruna gel­di­ğini de hesaba katın. Tols­toy yaşa­mış olma­saydı, her­halde kimse onu hayal ede­mezdi…

Büyük dâhi­nin yazıl­mış son biyog­ra­fi­le­rin­den Tols­toy: Bir Rus Hayatı’nda,* yazar Rosa­mund Bart­lett böyle bir hayatı tasav­vur etmeye soyu­nu­yor.

Silin­mez ayak izleri bıraktı…

Say­gın bir aris­tok­rat aile­nin soyun­dan gelen Lev Niko­la­ye­viç Tols­toy, 1828 yılında, hayatı boyunca hemen hiç terk etme­diği aile mali­k­в­nesi Yasana Polyana’da dün­yaya geldi. Anne­sini çocuk yaşta kay­be­den Tolstoy’a, çok sev­diği hala­ları baktı. Çocuk yaş­tan iti­ba­ren özgür bir mizaç ser­gi­le­yen yazar, üni­ver­site eği­ti­mini yarıda bıraktı ve gele­neğe uyup subay oldu. Kazak­lara karşı sava­şan ve defa­larca ölümle burun buruna gelen Tols­toy, daha sonra yaşa­dık­la­rı­nın etki­siyle şid­dete ve mili­ta­rizme karşı aman­sız bir müca­dele baş­la­ta­caktı. Ordu­dan ayrı­lıp ‘Çocukluk’la ilk kita­bını yazan Tols­toy, orta yaş­la­rında say­gın bir dok­to­run kızı olan Sofya Bers’le evlendi. Baş­ya­pıtı Savaş ve Barış’ı genç karı­sı­nın ona sağ­la­dığı istik­rarlı hayat saye­sinde, evli­li­ği­nin ilk dönem­le­rinde yazdı. Ancak bu kitapla bir­likte huzurlu dönem de sona erdi. Anna Karenina’yı yaz­dığı gün­lerde yaşa­dığı varo­luş­sal buna­lım, onu sonu gel­me­yen bir anlam ara­yı­şına sürük­le­ye­cekti. Böy­lece önce köy­lü­lere has sade bir hayata, daha sonra da İsa’nın ‘Dağ­daki Vaaz’ından etki­le­ne­rek oluş­tur­duğu dün­yevi bir 

Hıris­ti­yan­lık inan­cına yöne­len Tols­toy, zaman içinde büyük bir yazar olduğu kadar etkili ve ödün ver­mez bir aydına, bir akti­viste dönü­şe­cek, dünya üze­rinde silin­mez ayak izleri bıra­ka­caktı.

Daha önce Anton Çehov biyog­ra­fi­siyle dik­kat­leri üze­rine çeken Rosa­mund Bart­lett, Tols­toy: Bir Rus Hayatı’nda bu hayata sığa­ma­yan, çok yönlü deha­nın ayak izle­rini takip ede­rek akıl almaz yaşa­möy­kü­sünü beş yüz say­faya sığ­dır­mayı başa­rı­yor.

*Rosa­mund Bart­lett, Tols­toy-Bir Rus Hayatı, Türk­çesi: Zafer Avşar, Eve­rest, Mart 2017

(775)

Yorumlar