Home Kültür Sanat Edebiyat Turgut Uyar’dan Esinlensek, Geyikli Gece’yi Bulabilsek
Turgut Uyar’dan Esinlensek, Geyikli Gece’yi Bulabilsek

Turgut Uyar’dan Esinlensek, Geyikli Gece’yi Bulabilsek

492
0

Hangi parçamızla nefes alacağımızı, nasıl iyileşip de ne ara dönüşüp dönüştüreceğimizi düşünüp dururken, 2017’ye adım attığımız yeni yılın daha bu ilk günlerde yaşanan artık kaçıncı vahşet, kayıp, çürüme, kayboluş karşısında Adorno’nun sözünü ettiği “kurtarılmanın bakış açısından görünecekleri biçimiyle düşünme” çabasını bedenimin bütün titreşimleriyle hissetmeye ve kavramaya çalışıyorum.

Deniz Gündoğan İbrişim

Adorno, Minima Moralia’da şöyle der: “Umutsuzluk karşısında sorumlu bir biçimde sürdürülebilecek tek felsefe, her şeyi kurtarılmanın bakış açısından görünecekleri biçimiyle düşünme çabasıdır. Kurtarılışın dünyaya saçtığı ışıktan başka ışığı yoktur bilginin; başka her şey kurgudur, tekrardır, sadece tekniktir. Perspektifler oluşturulmalı, öyle perspektifler ki dünyayı yerinden uğratsın, yadırgatsın, onu bütün çatlakları, kırışıklıkları, yara izleriyle birlikte bir gün mesihin ışığında görüneceği gibi sefalet ve çarpıklığıyla göstersin. Keyfiliğe ya da cebre kaymadan, sadece nesnelerle temas yoluyla böyle perspektiflere ulaşmak düşüncenin görevi sadece budur. En kolay şeydir bu, çünkü durum bunu istemektedir bizden, çünkü sonuna kadar götürülen negatiflik, adı konduğunda ve göz kırpmadan yüzleşildiğinde, kendi karşıtının ayna imgesini verir. Ama aynı zamanda en imkânsız olan şeydir, çünkü varoluşun menzilinin dışında duran, bir milim bile olsa dışında duran bir bakış açısını gerektirir; oysa hepimiz biliyoruz ki herhangi bir geçerli bilgi ancak var olandan elde edilebilir, ama böyle olduğu için de kaçmaya çalıştığı sefalet ve çarpıklığın izlerini taşır. Düşünce, koşulsuz olan adına kendi koşulluluğunu ne kadar yadsırsa, dünyaya da o kadar bilinçsizce ve dolayısıyla o kadar yıkıcı biçimde teslim eder kendini. Sonunda kendi imkânsızlığını bile mümkün olan adına kavramak zorundadır. Ama düşüncenin böylece altına girdiği yükün yanında, kurtarılmanın gerçekliği ya da gerçek dışılığı sorunu da pek önemsizdir.”

Bugünlerde bu pasajı tekrar tekrar okumaktan kendimi alamıyorum. Geçtiğimiz 2016 yılı, aç gözlülüğe, dehşete, parçalanmaya, güç ilişkilerine hiç yenilmeksizin bizi hem fiziksel hem ruhsal bin bir parçaya ayırıp kasıp kavurdu. Hangi parçamızla nefes alacağımızı, nasıl iyileşip de ne ara dönüşüp dönüştüreceğimizi düşünüp dururken, 2017’ye adım attığımız yeni yılın daha bu ilk günlerde yaşanan artık kaçıncı vahşet, kayıp, çürüme, kayboluş karşısında Adorno’nun sözünü ettiği “kurtarılmanın bakış açısından görünecekleri biçimiyle düşünme” çabasını bedenimin bütün titreşimleriyle hissetmeye ve kavramaya çalışıyorum. Nasıl yapmalı? Şu an hukukun, adaletin ve en temel taşın, vicdanın bütünüyle lime lime olduğu, toplumun bu dehşetengiz koşullar içinde paralize olarak içinden sanki hiç çıkamayacağı distopik bir kurgunun nesnesi haline geldiği, toplumsal kutuplaşmanın kılıç keskinliğinde beklediği, sözlerimizin ve acılarımızın duvarlara çarptığı bir yerdeyiz. Bu durumda kurtarılışın dünyaya saçtığı ışığı nerede görüp nerede bir ucundan tutabileceğiz? Çoğumuzun aklındaki soru bu sanırım.

 

Yılbaşından tam bir gün önce, 2017’ye henüz girmemişken, Amerika’nın tam orta batısında ufak bir yolculuğa çıktım. Arabayla St. Louis şehrinden çıkıp Mississippi Nehri boyunca gittim. Ucu bucağı belli olmayan sarı bir yorganı, uzun mısır tarlalarını, geçip gittim. Kendime yabancı bir sürü hayatlar gördüm, onları anlamaya çalıştım. Hepsi birbirini kopyalayarak çoğaltıyordu: Beyaz, orta sınıf, Amerikalı çiftçi aileler. Silahları hep yanı başında çok “güvendeler”: “Silah yaşamdır”, “Silah korur”, “Evini ve kadınını koru, silah al” tabelalarını görüp geçtikçe içim alev aldı, sıkışıp patladı. Bir sürü hikâye üşüştü zihnime. Uzaktayken duyguların ulusaşırı dolaşımı, üst üste gelen acıların, felaketlerin çok yönlü titreşimleri çoktan sancılı zihninizi ve yüreğinizi daha da düğümler. Gözlemlediğiniz ayrıntılar ya da kendinizi ait hissetmediğiniz bir toprak parçası üzerinde gördüğünüz böylesi tabelalar belleğinizde zaten hazır bekleyen bir düğmeye basar sanki. Oradan köleliğin, ötekileştirmenin, kutuplaşmanın ve kutuplaştırmanın farklı suretlerde bugün ne şekillerde karşımıza çıktığına, silahın nasıl meşrulaştırılıp –dünyanın her yerinde değil belki ama– günlük hayatın ayrılmaz bir parçası haline geldiğine, güvenli yaşamlara, kırılgan ve ıskartaya çıkarılan hayatlara kafa yordum. Geçmiş ve bugün tıpkı W. Benjamin’in dediği gibi, sonraki kuşaklara aktarılacak bir hazine olarak değil, düpedüz bir enkaz olarak karşımızda nicedir diye düşündüm. Sonra Adorno’nun yukarıdaki pasajını anımsadım. Perspektifler yaratmalı, öyle perspektifler ki dünyayı yerinden uğratsın, yadırgatsın, dönüştürsün, tanıklık ettiğimiz dehşetin ve felaketlerin zeminini kaydırabilsin. İçine sıkışıp kaldığımız kurgunun, tekrarın tekniğin akışını bozabilsin.

Çok mu zor? Kurtarılmanın bakış açısından görünecekleri biçimiyle düşünme çabası çok mu imkânsız bugün? Kötümser, çileci bakışın uzağına düşmek, evet, çok zor görünüyor. Ancak son zamanlarda da yazılan ve tartışılan bir şey var ki travmanın derinlik sarhoşluğu istemsiz biçimde ele geçirir insanı; içine düştükçe düşesimiz gelir. Dolayısıyla, çok zor da olsa perspektifler geliştirmeli. Tek tek her birimiz. Her hücremizle. Kendimiz için, ama belki de en çok yitirilenlerin, kayıp gidenlerin etik sorumluluğunu, başkanın tuzunu yalayabilmek için. O yüzden ne yapıyorsak, işimiz ve ürettiklerimiz her neyse en iyisini yapalım. Örneğin, çok basit gibi görünse de, hangi meslekle uğraşıyorsak etik karşılaşmayı hep gözetelim ve en iyisini yapmaya çalışalım. Bu günlerde sık sık bunu konuşuyoruz. Öğretmensek, avukatsak, yazarsak, yayıncıysak, araştırmacıysak, diş doktoruysak, marangozsak, zanaatçıysak… Turgut Uyar’dan esinlensek. “Geyikli Gece”yi bulabilsek:

 

Hâlbuki korkulacak hiçbir şey yoktu ortalıkta

Her şey naylondandı o kadar

Ve ölünce beş on bin birden ölüyorduk güneşe karşı.

Ama geyikli geceyi bulmadan önce

Hepimiz çocuklar gibi korkuyorduk

 

Geyikli geceyi hep bilmelisiniz

Yeşil ve yabani uzak ormanlarda

Güneşin asfalt sonlarında batmasıyla ağırdan

Hepimizi vakitten kurtaracak…

(492)

Yorum yaz