Home Kültür Sanat Edebiyat Umutsuzsam bana ne! Değilmişim gibi devam!
Umutsuzsam bana ne! Değilmişim gibi devam!

Umutsuzsam bana ne! Değilmişim gibi devam!

798
0

Yıllardır içinde savrulup durduğumuz siyasi, ekonomik ve toplumsal atmosfer kimilerimize umutlarını kaybettirdi. Onlara da bir sözü var Anders’in: “Umutsuzsam bana ne! Değilmişim gibi devam.”

Serap Çakır

Kafkaesk günler. Hayrete düşmeyecek kadar yavan geliyor yaşananlar ve bir başkasının içine düştüğü kâbus, öylesine uzak bir diyardaymış gibi seyre mahkûm. Hemen yanı başımızda olana gözümüzü sımsıkı kapama gereği bile hissetmeden, olağanüstü bir durumu, otobandaki arabalara bakarcasına gayet sıradan bir seyre çevirmek, gün içinde ilerlemek ve bunu hemen her gün kayıtsızlığı artırarak yapmak, ya da yapmamak mı demeliyim, biraz olsun utanmamak, üzülmemek ve kafası güzel tavus kuşları misali gagaları sokacak yer arama gayretinden bile uzak, dönelip durmak.

Günther Anders’le tanışıklığım en az sizinki kadar yeni. Olması gerekeni değil de olanı yorumlayan bir eski çağ filozofu. Eski dediysem yirminci yüzyıl kastım, ölümü 1992. Devrinin rezilliğini en gerçekçi haliyle yorumlamasını bilmiş, dilini koparmalarına müsaade etmeden konuşmuş bir düşün adamı Anders. İki savaşın koynunda yalpalayarak ve durmadan sarsılarak yolunu aramış bir yurtsuz.

Türkçemize ilk kez İthaki Yayınları aracılığıyla, Herdem Belen ve Hüseyin Ertürk çevirisiyle kazandırılan Günther Anders’in ilk inceleme fırsatını yakaladığımız metni ise Kafka’dan Yana Kafka’ya Karşı oldu. Kuşkucu, uyumsuz, tavizsiz, aidiyet duygusundan yoksun Anders, en az kendisi kadar karşı kıyıdan dünyaya bakan bir yabancıyı, Kafka’yı ilk keşfedenlerden biri. Gelecek günlerin kâbuslarını koklama kabiliyetine sahip yetkin burnu sayesinde, henüz Kafka’nın ünü dünyaya yayılmamışken, edebiyat çevrelerini Kafka popülerliği konusunda uyarıyor. Bu metnin edebiyat tarihinde Kafka üzerine yazılmış ilk değerlendirme özelliğini taşımasının nedeni bu. Ancak Anders’in öngörüsünü Kafka’yla kısıtlarsak, diğer öngörüsünün yanında kuşaktan kuşağa aktarılacak bir Kafka modası endişesi çerez gibi kalır, ona haksızlık etmiş oluruz. Hitler’in Kavgam kitabı çıktığında yakın çevresini bu hadsiz adama karşı uyarır Günther Anders. Adorno ve diğer arkadaşlarının alaylarına maruz kalır; ne de olsa Hitler “badanacının teki”dir ve hangi ahmak, “bu bayağı, nefret dolu, tahrikçi, çeyreğin yarısı eğitimli, retorik açıdan sürükleyici, zekice yazıldığı su götürmez” kitabı ciddiye alır ki? Aldılar… “Badanacının teki” dedikleri adam milyonlarca insanın katili oldu.

Filozof değil antifaşist

Ne diyorduk? Kafkaesk günler. Anders de yaşadığı dönemi farklı görmüyor. Düş gücü eksikliğinden bahsediyor mesela. “Yazgımızın ipleri zerrece düş gücü olmayan beş paralık adamların elindedir.” Şimdilerde? Yalan mı? Ancak Kafka kadar arafta değil duruşu. Net sorular soruyor ve tavizsiz tavırları var. “Neden” diye soruyor Anders, “Şiddet, efektif güç odaklarının elinde meşru görülüp razı olunan bir şey de bizlere gelince şiddetle bastırılması gereken bir olgu?” Hitler zulmünden kaçıp Amerika’ya göçtüğünde fabrika işçiliği de yapıyor, radyo programcılığı da. Ondan fikirlerine aykırı bir çeviri yapması istenildiğinde, “Almanya’daki faşistlerden Amerika’daki faşistlerin yazdıklarına alet olmak için kaçmadım,” diyerek istifa ediyor. Sonra ABD’ye girişi de yasaklanıyor zaten. Yine Nazi döneminde Almanya’dan Fransa’ya kaçıyor; kuzeni Walter Benjamin ve Hannah Arendt’le aynı evi paylaşıyor. (Arendt’le bir süre evli kalıyorlar.) Yıllar sonra bir röportajında şöyle diyor: Walter’la o yıllarda evde sırf felsefe yaptığımızı düşünenler yanılıyorlar. İlk planda antifaşisttik; ikinci olarak antifaşisttik, üçüncüsü antifaşisttik. Artan zamanda da belki felsefe üzerine laflamışızdır.” Sahi siz neler konuşuyorsunuz evlerinizde?

Herşeyyolundacılar size de merhaba

Gelelim Anders’in Kafka tespitlerine. Kafka’dan Yana Kafka’ya Karşı kitabında Kafka’dan yana yaptığı en önemli tespitlerden biri Kafka’nın “insanlar nesnedir” savını açıkça ortaya koyuşuyla bir ilki başardığı ve kendini özel bir yere oturttuğu yönünde. Şöyle diyor: “O nedenle günümüz masalcısı, ‘insanlar nesnedir”’ rezaletini teşhir etmeyi amaçlayan, içinde nesnelerin canlı varlıklar olarak geçtiği masallar yaratmakla yükümlüdür. Kafka’nın çıkardığı ders budur. Bir ilktir.”

Anders’e göre, Kafka’yı Kafka yapan öykülerindeki bir diğer ayrıntı da olan bitenlere karşın her şeyin, nesnelerin, insanların ve şeylerin, istiflerini bozmadan davranmaları. Böylece Kafka’nın metinleri sıradan bir olay cereyan edercesine ilerlerken tüyler ürpertici bir hale geliyor. “Metni ürkütücü kılan,” diyor Anders, “Gregor Samsa’nın hamam böceği olarak uyanması değil, onun bu olayda şaşırmaya değer bir yan görmemesi, tuhaf olanın bu sıradanlığı.”

Yazının başında söylediğim o günler işte. Bunca hırgüre, kan ve gözyaşına rağmen devam eden sıradanlık, hiçbirşeyolmamışcılık, herşeyyolundacılık. Kafka’nın Ceza Kolonisi’ndeki o karanlık atmosferin olağanlığı. Aynı… Kafka’nın Şato eserini yorumluyor Anders kitabın bir bölümünde ve sonra gerçeğe bakıp şöyle diyor: “Sanayileşmiş katliamcıyla sempatik aile babası, pratikte aynı kişidir.” Yani sıradan insan için, şaşırma, paniğe ve dehşete kapılma yerleşik düzen kuramaması anlamına gelir. O da en kolay yolu seçer ve şaşırmaz. Olayları sıradanlaştırır. Her şey ne kadar tanıdık değil mi?

Günther Anders’in umut üzerine söylediklerini ise sona sakladım. Prensip olarak umudu hiç tanımam diyen filozof, düsturunu ise şöyle açıklıyor: “İçine sürüklendiğimiz şu berbat durumda katkı ve müdahale için şansın minicik de olsa durmayacaksın, müdahale edeceksin.” Yıllardır içinde savrulup durduğumuz siyasi, ekonomik ve toplumsal atmosfer kimilerimize umutlarını kaybettirdi. Onlara da bir sözü var Anders’in: “Umutsuzsam bana ne! Değilmişim gibi devam.”

Bazen dünyanın en uzak köşesine kurulu bir köymüş gibi geliyor bana memleketim. Köye en erken otuz sene sonra varabiliyor bir gazete, kitap, dergi ve kayda değer her bilgi. İşte yine, koca Türkiye köyüne geç de olsa dünyadan bir haber daha geldi. Keşfetmeniz dileğiyle…

Yukarıdaki fotoğraf: Günther Anders ve Hannah Arendt, New York’ta 1 Mayıs gösterisinde, 1941.

cakirserap@yahoo.com

(798)

Yorum yaz