Home Kültür Sanat Edebiyat Umutsuzsam bana ne! Değilmişim gibi devam!
Umutsuzsam bana ne! Değilmişim gibi devam!

Umutsuzsam bana ne! Değilmişim gibi devam!

795
0

Yıl­lar­dır içinde sav­ru­lup dur­du­ğu­muz siyasi, eko­no­mik ve top­lum­sal atmos­fer kimi­le­ri­mize umut­la­rını kay­bet­tirdi. Onlara da bir sözü var Anders’in: “Umut­suz­sam bana ne! Değil­mi­şim gibi devam.”

Serap Çakır

Kaf­ka­esk gün­ler. Hay­rete düş­me­ye­cek kadar yavan geli­yor yaşa­nan­lar ve bir baş­ka­sı­nın içine düş­tüğü kâbus, öyle­sine uzak bir diyar­day­mış gibi seyre mah­kûm. Hemen yanı başı­mızda olana gözü­müzü sım­sıkı kapama gereği bile his­set­me­den, ola­ğa­nüstü bir durumu, oto­ban­daki ara­ba­lara bakar­ca­sına gayet sıra­dan bir seyre çevir­mek, gün içinde iler­le­mek ve bunu hemen her gün kayıt­sız­lığı artı­ra­rak yap­mak, ya da yap­ma­mak mı deme­li­yim, biraz olsun utan­ma­mak, üzül­me­mek ve kafası güzel tavus kuş­ları misali gaga­ları soka­cak yer arama gay­re­tin­den bile uzak, döne­lip dur­mak.

Günt­her Anders’le tanı­şık­lı­ğım en az sizinki kadar yeni. Olması gere­keni değil de olanı yorum­la­yan bir eski çağ filo­zofu. Eski dediy­sem yir­minci yüz­yıl kas­tım, ölümü 1992. Dev­ri­nin rezil­li­ğini en ger­çekçi haliyle yorum­la­ma­sını bil­miş, dilini kopar­ma­la­rına müsa­ade etme­den konuş­muş bir düşün adamı Anders. İki sava­şın koy­nunda yal­pa­la­ya­rak ve dur­ma­dan sar­sı­la­rak yolunu ara­mış bir yurt­suz.

Türk­çe­mize ilk kez İthaki Yayın­ları ara­cı­lı­ğıyla, Her­dem Belen ve Hüse­yin Ertürk çevi­ri­siyle kazan­dı­rı­lan Günt­her Anders’in ilk ince­leme fır­sa­tını yaka­la­dı­ğı­mız metni ise Kafka’dan Yana Kafka’ya Karşı oldu. Kuş­kucu, uyum­suz, taviz­siz, aidi­yet duy­gu­sun­dan yok­sun Anders, en az ken­disi kadar karşı kıyı­dan dün­yaya bakan bir yaban­cıyı, Kafka’yı ilk keş­fe­den­ler­den biri. Gele­cek gün­le­rin kâbus­la­rını kok­lama kabi­li­ye­tine sahip yet­kin burnu saye­sinde, henüz Kafka’nın ünü dün­yaya yayıl­ma­mış­ken, ede­bi­yat çev­re­le­rini Kafka popü­ler­liği konu­sunda uya­rı­yor. Bu met­nin ede­bi­yat tari­hinde Kafka üze­rine yazıl­mış ilk değer­len­dirme özel­li­ğini taşı­ma­sı­nın nedeni bu. Ancak Anders’in öngö­rü­sünü Kafka’yla kısıt­lar­sak, diğer öngö­rü­sü­nün yanında kuşak­tan kuşağa akta­rı­la­cak bir Kafka modası endi­şesi çerez gibi kalır, ona hak­sız­lık etmiş olu­ruz. Hitler’in Kav­gam kitabı çık­tı­ğında yakın çev­re­sini bu had­siz adama karşı uya­rır Günt­her Anders. Adorno ve diğer arka­daş­la­rı­nın alay­la­rına maruz kalır; ne de olsa Hit­ler “bada­na­cı­nın teki”dir ve hangi ahmak, “bu bayağı, nef­ret dolu, tah­rikçi, çey­re­ğin yarısı eği­timli, reto­rik açı­dan sürük­le­yici, zekice yazıl­dığı su götür­mez” kitabı cid­diye alır ki? Aldı­lar… “Bada­na­cı­nın teki” dedik­leri adam mil­yon­larca insa­nın katili oldu.

Filo­zof değil anti­fa­şist

Ne diyor­duk? Kaf­ka­esk gün­ler. Anders de yaşa­dığı dönemi farklı gör­mü­yor. Düş gücü eksik­li­ğin­den bah­se­di­yor mesela. “Yaz­gı­mı­zın ipleri zer­rece düş gücü olma­yan beş para­lık adam­la­rın elin­de­dir.” Şim­di­lerde? Yalan mı? Ancak Kafka kadar arafta değil duruşu. Net soru­lar soru­yor ve taviz­siz tavır­ları var. “Neden” diye soru­yor Anders, “Şid­det, efek­tif güç odak­la­rı­nın elinde meşru görü­lüp razı olu­nan bir şey de biz­lere gelince şid­detle bas­tı­rıl­ması gere­ken bir olgu?” Hit­ler zul­mün­den kaçıp Amerika’ya göç­tü­ğünde fab­rika işçi­liği de yapı­yor, radyo prog­ram­cı­lığı da. Ondan fikir­le­rine aykırı bir çeviri yap­ması iste­nil­di­ğinde, “Almanya’daki faşist­ler­den Amerika’daki faşist­le­rin yaz­dık­la­rına alet olmak için kaç­ma­dım,” diye­rek istifa edi­yor. Sonra ABD’ye girişi de yasak­la­nı­yor zaten. Yine Nazi döne­minde Almanya’dan Fransa’ya kaçı­yor; kuzeni Wal­ter Ben­ja­min ve Han­nah Arendt’le aynı evi pay­la­şı­yor. (Arendt’le bir süre evli kalı­yor­lar.) Yıl­lar sonra bir röpor­ta­jında şöyle diyor: Walter’la o yıl­larda evde sırf fel­sefe yap­tı­ğı­mızı düşü­nen­ler yanı­lı­yor­lar. İlk planda anti­fa­şist­tik; ikinci ola­rak anti­fa­şist­tik, üçün­cüsü anti­fa­şist­tik. Artan zamanda da belki fel­sefe üze­rine laf­la­mı­şız­dır.” Sahi siz neler konu­şu­yor­su­nuz evle­ri­nizde?

Her­şey­yo­lun­da­cı­lar size de mer­haba

Gele­lim Anders’in Kafka tes­pit­le­rine. Kafka’dan Yana Kafka’ya Karşı kita­bında Kafka’dan yana yap­tığı en önemli tes­pit­ler­den biri Kafka’nın “insan­lar nes­ne­dir” savını açıkça ortaya koyu­şuyla bir ilki başar­dığı ve ken­dini özel bir yere oturt­tuğu yönünde. Şöyle diyor: “O nedenle günü­müz masal­cısı, ‘insan­lar nes­ne­dir”’ reza­le­tini teş­hir etmeyi amaç­la­yan, içinde nes­ne­le­rin canlı var­lık­lar ola­rak geç­tiği masal­lar yarat­makla yüküm­lü­dür. Kafka’nın çıkar­dığı ders budur. Bir ilk­tir.”

Anders’e göre, Kafka’yı Kafka yapan öykü­le­rin­deki bir diğer ayrıntı da olan biten­lere kar­şın her şeyin, nes­ne­le­rin, insan­la­rın ve şey­le­rin, istif­le­rini boz­ma­dan dav­ran­ma­ları. Böy­lece Kafka’nın metin­leri sıra­dan bir olay cere­yan eder­ce­sine iler­ler­ken tüy­ler ürper­tici bir hale geli­yor. “Metni ürkü­tücü kılan,” diyor Anders, “Gre­gor Samsa’nın hamam böceği ola­rak uyan­ması değil, onun bu olayda şaşır­maya değer bir yan gör­me­mesi, tuhaf ola­nın bu sıra­dan­lığı.”

Yazı­nın başında söy­le­di­ğim o gün­ler işte. Bunca hır­güre, kan ve göz­ya­şına rağ­men devam eden sıra­dan­lık, hiç­bir­şe­yol­ma­mış­cı­lık, her­şey­yo­lun­da­cı­lık. Kafka’nın Ceza Kolo­nisi’ndeki o karan­lık atmos­fe­rin ola­ğan­lığı. Aynı… Kafka’nın Şato ese­rini yorum­lu­yor Anders kita­bın bir bölü­münde ve sonra ger­çeğe bakıp şöyle diyor: “Sana­yi­leş­miş kat­li­am­cıyla sem­pa­tik aile babası, pra­tikte aynı kişi­dir.” Yani sıra­dan insan için, şaşırma, paniğe ve deh­şete kapılma yer­le­şik düzen kura­ma­ması anla­mına gelir. O da en kolay yolu seçer ve şaşır­maz. Olay­ları sıra­dan­laş­tı­rır. Her şey ne kadar tanı­dık değil mi?

Günt­her Anders’in umut üze­rine söy­le­dik­le­rini ise sona sak­la­dım. Pren­sip ola­rak umudu hiç tanı­mam diyen filo­zof, düs­tu­runu ise şöyle açık­lı­yor: “İçine sürük­len­di­ği­miz şu ber­bat durumda katkı ve müda­hale için şan­sın mini­cik de olsa dur­ma­ya­cak­sın, müda­hale ede­cek­sin.” Yıl­lar­dır içinde sav­ru­lup dur­du­ğu­muz siyasi, eko­no­mik ve top­lum­sal atmos­fer kimi­le­ri­mize umut­la­rını kay­bet­tirdi. Onlara da bir sözü var Anders’in: “Umut­suz­sam bana ne! Değil­mi­şim gibi devam.”

Bazen dün­ya­nın en uzak köşe­sine kurulu bir köy­müş gibi geli­yor bana mem­le­ke­tim. Köye en erken otuz sene sonra vara­bi­li­yor bir gazete, kitap, dergi ve kayda değer her bilgi. İşte yine, koca Tür­kiye köyüne geç de olsa dün­ya­dan bir haber daha geldi. Keş­fet­me­niz dile­ğiyle…

Yuka­rı­daki fotoğ­raf: Günt­her Anders ve Han­nah Arendt, New York’ta 1 Mayıs gös­te­ri­sinde, 1941.

cakirserap@yahoo.com

(795)

Yorumlar