Home Öykü Kısa Öykü Vuslat Çamkerten • Kara Kuş Sürüsü
Vuslat Çamkerten • Kara Kuş Sürüsü

Vuslat Çamkerten • Kara Kuş Sürüsü

270
0

Karanlığın içinde köpeklerin ulumasına, sokak lambalarının cızırtısına yabancı bir hışırtı karışıyor. Hışırtı, sokağın bildik seslerinin altına nemli bir çarşaf gibi tekrar tekrar seriliyor. Bir adam uzun fırçasıyla iki katlı beyaz evi siyaha boyuyor. Solgun yüzü ter içinde, göğsü hırıltılı, durmak nedir bilmeden geceyle dövüşüyor.

Gün ağarıyordu, adam durdu. Kenarlarından karalar taşmış kovasını, paçavraya dönmüş fırçasını öylece bıraktı, evine doğru daracık dönen merdiveni tırmandı. Sırtını kapıya yasladı, kabarıp sönen göğsü sakinleyene kadar karşıya, denize doğru baktı, bir insan ne kadar uzağa bakabilirse o kadar uzağa.

İlerde, çıplak bir taş evin önünde oturan ihtiyar ağzındaki otu yere tükürdü. Dizlerinden tuttu kendini, iskemlesinden kaldırdı. Tel kapıyı itti, eve girdi.

 

Yeni gün serin, hafif bir rüzgârla sokağın üstüne doğuyor. Evleri sağlı sollu ikiye bölerek denize doğru sıralayan yolun başında gözleri kısık, havayı koklayan köpekler toplanmış. Damların, terasların üstünde ekşi boya kokusu dolanıyor. Bakkalı, manavı, kahvecisi, kepengini kaldırmadan koşup gelenler, sırt çantalarıyla okul çocukları, en geride kadınlar, hepsi arkalarına doğru gerinip gerinip onlarca beyaz evin içinde yabani bir hayvana dönmüş simsiyah eve bakıyor. Fısıltı, fokurdayarak sokağı dip köşeden sarıp evi kuşatıyor.

“Balıkçı!”

Telsizi uzun olan tutuyor. Komutanının gerisinde duran köse jandarma, dudaklarını iğrenir gibi büzmüş, yarı uykulu gözleri duvarlarda, paspastaki rengi solmuş pembe terliklerde, korkuluklara dayanmış saksılarda geziniyor. Komutan yarısı siyah, yarısı alaca kalmış kapıya tekrar vurdu. “Balıkçı yapmış yine yapacağını, sabahın köründe getirdi bizi buraya.” Az geri çekildi, gene eve baktı. “Balıkçı!” Kapı yavaşça açıldı, ayağında çizmeleriyle balıkçı göründü. Aşağının sesi kesiliverdi.

“Ne yaptın balıkçı, evi siyaha boyamak nereden çıktı, yasak olduğunu bilmiyor musun?”

Adam duymamış gibi, jandarmalarla duvarın arasından geçip merdivenden indi, suskunluğu kalabalığı kendiliğinden yardı, yol boyu yürümeye başladı. Arkasından ocağın ateşi gene harlandı:

“Kim bilir kaç kat lazım şimdi buna.”

“Adam kafasına göre iş yapmış.”

“Koca evi kendi başına mı boyamış.”

“İnsanın baktıkça asabı bozuluyor.”

“Cezası yok mu.”

“Zoru neymiş.”

“Bütün gece mi.”

 

“Ne olmuş?” diye seslendi karısı içerden.

“Balıkçı evden çıktı, buraya yürüyor,” dedi ihtiyar. “E sormadılar mı evini niçin siyaha boyamış,” dedi karısı.

“Komutan içeri girdi, kadınla konuşacak artık, ne yapsın, bilmiyor musun balıkçıyı?” dedi ihtiyar.

“Aman canım, al birini vur ötekine, ikisi de birbirinden deli bunların.” Cevap alamayınca gene seslendi: “E niye boyamış yani evi?”

İhtiyar sıkıntıyla ceplerini yokladı, “Ne bileyim ben, kıssana şu televizyonun sesini,” dedi. Sonra ancak kendisinin duyacağı bir sesle, “Göreceğiz bakalım,” dedi, aceleyle sigarasını yaktı.

Balıkçı, yoldan kenarlara taşarak yürüyor. O yaklaştıkça, kendine benzemiyor, diye düşündü ihtiyar, yüzünün suyu çekilmiş, çenesi sivrilmiş, şakakları olduğundan belirgin. İskemlesini geriye ittirdi, duvara tosladı. İnat etmeseydim, ekseydim keşke bizimkinin söylediği çalı çırpıyı evin önüne. Gözünün ucuyla içeri baktı, karısı çıksa şimdi, bir şey söylese, koca bir çam şuraya yıkılır ya da yukardan geçen kapkara bir kuş sürüsü patır patır önlerine düşer diye korktu.

Balıkçı toprağı eze eze geldi geçti ihtiyarın önünden, göz göze bile gelmediler. İhtiyar, sıvadığı gömleğinin altından kuru, çatlak dirseklerini gördü, sonra ellerini, karaya bulanmış parmaklarını, bir karganın tırnaklarını andıran simsiyah parmak uçlarını. Dün gece içini gıcıklayan hışırtıyı gene capcanlı duyduğunu sanarak gözden kaybolana kadar balıkçının ardından baktı.

Daldığı noktadan öksürerek döndü, gözleri jandarmaları aradı. Kalabalık, evin önünde hayretle, huzursuzca büyüyor, kadınlar birbirlerinin sırtını sıvazlayarak önlerine bakıyor, erkeklerin elleri sigaralı, köpekler hâlâ sokağın başını tutuyor. Komutan kaldırıma oturmuş ağlayan bir kızla konuşuyor. İhtiyar o sırada çocuğu duydu.

“Baba.” Kasabın oğlu, pijaması üstünden akarak koşuyordu. “Baba. Balıkçının karısı dün gece ölmüş.”

İhtiyar sabah akşam izlediği sokağın orta yerinden şimdi simsiyah yükselen eve baktı. Köse jandarma merdivendeydi, elleri korkuluğa dayalı, tüfeği dirseğine kadar düşmüştü. “Deniz oradan iyi görünüyordur,” diye mırıldandı ihtiyar, “balıkçı işini biliyor.” Sigarasını fırlattı, tel kapıyı ittirip içeri girdi.

(270)

Yorum yaz