Home Erhan Sunar

Erhan Sunar

Erhan Sunar
1984 yılında Diyarbakır'da doğdu. ODTÜ'de İngilizce Öğretmenliği okudu. Alakarga Yayınları'ndan yayımlanmış dört romanı (Veda Oyunu, Ölüm ve Adam, Geceden Önce, Nâzım Hikmet) ve iki çeviri eseri (Joyce Carol Oates'tan İlk Aşk ve Kapılarımı Kapatıyorum) bulunuyor. Diyarbakır'da İngilizce öğretmenliği yapıyor.

Şevket Beysanoğlu'nun Ansiklopedik Çabası: Diyarbakır

Şev­ket Beysanoğlu’ndan sonra Diyarbakır’ın da canlı, kap­sa­yıcı bir fotoğ­ra­fı­nın artık pek çekil­medi… Erhan Sunar Tari­hin­den bah­se­di­lir­ken, Diyar­ba­kır kadar söze efsa­ne­le­rin, mit­le­rin, söy­len­ti­le­rin karı­şa­cağı bir şehir daha bul­mak zor­dur. Çok eski tarih­lere daya­nan var­lı­ğın­dan olduğu kadar insan­la­rı­nın sözlü bir kül­türe bağ­la­nan yaşan­tı­la­rın­dan da kay­nak­la­nan bu özel­liği şehre kimi nok­ta­larda belir­gin bir güç, bir hey­bet atfe­der­ken, bazı […]

Ara Güler’in Fotoğraflarına Bir Yaklaşma Çabası

Ara sokak­lara giril­dikçe, fotoğ­raf­çı­nın yaka­la­dığı insan yüz­leri de bir anda aydın­lan­maya baş­lar. Erhan Sunar İstanbul’a çok uzak bir yerde, Diyarbakır’da ömrü­mün nere­deyse tama­mını geçir­di­ğim için, Ara Güler’in fotoğ­raf­la­rına yan­sı­yan ve şeh­rin uzunca bir döne­mi­nin ruhunu taşı­yan izleri bir İstan­bullu kadar derin­den duyum­sa­ma­mın müm­künü yok. Dola­yı­sıyla, fotoğ­raf­çı­nın sokak­la­rına indiği 1940’ların son­la­rın­dan günü­müze koca­man, bam­başka bir şehre […]

İki Holokost Anlatısı: Gece ve Kadersizlik

Daha yaşa­nır­ken derin bir karşı bilin­cin sila­hına çev­ri­len Gece’nin anlat­tı­ğıyla, Kader­siz­lik’in nere­deyse eylem­siz­liğe dönü­şen sözü ara­sında yine de bir kader bir­liği bulu­nur. Erhan Sunar “Unut­mak teh­like ve haka­ret demek­tir. Ölen­leri unut­mak, onları bir kez daha öldür­mek olur. Öldü­ren­leri ve yar­dım­cı­la­rını say­maz­sak, ilk ölüm­le­rin­den başka hiç­bir şey sorumlu ola­maz, biz ancak ikin­ci­sin­den sorumlu olu­ruz.” Bir oto­bi­yog­ra­fik tanık­lık anla­tısı […]

Edgar Degas Üzerine Birkaç Söz

Atla­rın çiğ­ne­diği yer­deki çıp­lak kadın figür­leri, Degas’nın ile­ride çiz­meyi sap­lantı haline geti­re­ceği “fahişe” kadın tip­le­me­leri kadar “tanı­dık” bulu­nur eleş­tir­men­lerce ve pek beğe­nil­me­yen bu eserle sanat­çı­nın gele­nek­sel olanla daha modern olanı iç içe veren “tarih­sel” dönemi de son bul­muş olur. Erhan Sunar “Kişi, gör­mek iste­di­ğini görür,” demiş­tir bir kere­sinde. “Bu bir yanıl­sa­ma­dır; ama yanıl­sama ve sah­te­lik aynı […]

Bir Rüya Anlatısı: Dekadans ve Ölüm

Deka­dans ve Ölüm, bunca dolam­baçlı, tek­nik yön­den dona­nımlı ve bil­giye açık yön­le­rine kar­şın, sıra­dan saf oku­run hiç zor­lan­ma­dan his­se­de­bi­le­ceği duy­gu­sal etki­lere de sahip bir kitap. Erhan Sunar Orçun Ünal’ın Deka­dans ve Ölüm kita­bın­daki öykü­le­rin büyük bir çoğun­luğu okura yaşam ayrın­tı­la­rını gös­ter­mi­yor da ısrarla sak­lı­yor gibi­dir. Gün­de­lik hayat, gün­cel mese­le­ler, iliş­ki­ler, bun­la­rın anım­sa­ta­cağı düşünce biçim­leri olduğu haliyle […]

Barthes, Capa ve Bir Fotoğraf

Asıl “yara­la­yıcı” ayrıntı belki de bas­tona dayan­mış bir bedende ya da diğer hep­si­nin aksine yuka­rıya, umut­suz gök­yü­züne bak­ma­yan çocu­ğun göz­le­rinde değil, yaza­rın belir­le­diği anla­mıyla, can­lı­lığı apa­çık olan bütün bu insan­la­rın aslında ölü olduk­la­rını bili­yor olma­mız­da­dır. Erhan Sunar 1 Roland Bart­hes, Camera Lucida kita­bında, bir fotoğ­rafı oku­ma­nın sayı­sız yolunu kolay kolay karşı çıkı­la­ma­ya­cak bir man­tıkla iki […]

Sevgi Soysal ve Yenişehir'de Bir Öğle Vakti

Ger­çekçi, kla­sik yapılı bir romanla daha müda­ha­leci, daha modern başka bir roman anla­yı­şını, böyle bir ikili okuma imkâ­nını aynı anda suna­bi­len bir eser­dir Yenişehir’de Bir Öğle Vakti. Erhan Sunar Sevgi Soysal’ın Yenişehir’de Bir Öğle Vakti roma­nını ilk oku­du­ğumda, ilk genç­lik ya da ede­bi­yat bil­gi­min azlığı yüzün­den olsa gerek, kur­gu­su­nun kusur­suz­lu­ğun­dansa yıkıl­makta olan bir kavak ağa­cı­nın […]

Ansiklopedik Romanlar, Esrar, Paranoya ve İlgili Diğer Şeyler

Büyücü roma­nında, John Fow­les, Kara Kitap ya da Prag Mezar­lığı’nda oldu­ğu­nun aksine, para­no­yayı görü­nür kişi­sel ve top­lum­sal sınır­la­rı­nın en uç, en derin köşe­le­rine yak­laş­tı­rır ve belki yine bir mik­tar onla­rın aksine, bunu baş­ka­rak­te­rin zih­ni­nin olduğu kadar roma­nın süre­gi­den genel atmos­fe­ri­nin de (dola­yı­sıyla oku­run zih­ni­nin de) bir yan­sı­ma­sına çevi­rir. Erhan Sunar Her şeyin bir­bi­riyle iliş­kili olduğu […]

Koleksiyoncu’da Kurgunun Doğası Üzerine

Kolek­si­yoncu, her haliyle, oyun içine oyun sıkış­tı­ran ve bunu büyük bir ger­çek­lik etki­siyle vere­bi­len, en sonunda da haya­tın ve ede­bi­ya­tın man­tı­ğını acı bir yumu­şak­lıkla yeni­den düşün­dü­ren bir yapıt­tır. Erhan Sunar John Fowles’un Kolek­si­yoncu romanı, ilk bakışta ede­bi­yat oyun ve hile­le­rine iliş­kin oldukça ketum görü­nür; can­lı­lı­ğını da yapay­lı­ğını da hayatla iliş­kisi ve ona mesa­fe­sin­den alan, bol […]

Koleksiyoncu: Zararsız Bir Delikanlının Korkunç Masalı

Hayat, Cali­ban gibi gerek­sizce umut­suz kişi­le­rin anla­ya­ma­ya­cağı kadar sahici bir dene­yim­dir ve onu sanatla açık­lığa kavuş­tur­mak en büyük amaç, erdem­le­rin en büyü­ğü­dür. Erhan Sunar Fre­de­rick Genç adam daha önce aşkı ve kadın­ları hiç cid­di­yetle düşün­me­miş­tir; yani ondan önce. Bir kadına vere­bi­le­ceği şey­le­rin o kadar az oldu­ğuna ken­dini inan­dır­mış­tır ki, yal­nız­lığı belki bir gurura bile dönüş­müş­tür. […]