Home Kültür Sanat Edebiyat Yazıyorsun ya…
Yazıyorsun ya…

Yazıyorsun ya…

740
0
Şükrü Erbaş

Parmakları bileklerinden uzamıyordu da omuzlarından dökülüyordu. Bir ay gölü, indiği yamaçları yalnız bırakarak unutulmuş bahçemize boncuklu zamanlar getiriyordu. Biz bir daha bakıyorduk uzaklara. Al yeşil bir şıvga, ormanı gamzelerine doldurmuş güneşe uzanıyordu. Orman değil derin bir ürpertiydi. Gözyaşı harfleriyle bakıyorduk. Çırpınıp döndüğümüz çöl de bakıyordu bizimle. Sessizlik usulca kirpikleniyordu. Börtü böcek dünyamıza yürüyordu. Sonra ardından saçları indi uykularımıza. Saçları boyundan uzundu. İncecik bir duaydı. Sonsuzluk çarpıntısıydı. Soluğumuza kırmızı düğümler atıyordu. Kâkülleri ırgalandıkça ağzımızdan topuklarımıza bütün sevda masalları yürüyordu. Tozlu bir beşikte bir çocuk, yüzünde bir gökkuşağı, yeniden doğuyordu. Gökkuşağı pembeydi, çekinikti, erkendi, gecikmişti. Bir salkım arzuydu. Bir yalnız uykuydu. “Hazların lal oyuklarında”* binlerce yıldız, binlerce puhu, binlerce gözyaşı… Çocuk birden yaşlanıyordu. Kâküller ana rahmine çekiliyordu. Kâküller çekilmiyordu da, güzellik gövdemizde taşa dönüyordu.

Yalnızlık… ah o canımızla çerçeveli kapımız, penceremiz. Ey hatıraların dalsız gölgesiz gün batımı… bilmem ki bir gün açılır mısınız zamanın gök bahçelerine.

İlk acı değilsin, dedim. Son acı da olmayacağım, dedi. Sevmenin ötesini görmek istemiştim, dedim. Oradan geliyorsun, dedi. Sözcüklerden duvar örülmezmiş** dedim. Kurduğun konaklarda insanlar kendini seviyor, dedi. Yalnızlık hiç geçmiyor, dedim. Yazıyorsun ya, dedi.

Ocak, 2017

*Cemal Süreya

**Plutarkos

(740)

Yorum yaz