Güneş tatlı, sarı ışığını perde aralarından odama küçük küçük sızdırıyordu. Nemli odamda –yatağımda– uzanmış cansız bir üşengeçlikle içime sinmiş bir yorgunluk vardı. Mutsuzluk, isteksizlik beni bir şekilde yatağıma mahkûm bırakmıştı.
Kendimi yavaş yavaş hazırlayıp ’’kalk hadi’’ diye bağırdım. Zar zor doğrulabildim, yavaş yavaş ellerimle belime destek vererek lavaboya yöneldim. Ellerimi, yüzümü soğuk suyla yıkadım, yatağıma geri döndüm. İnsanlar, ağaçlar, esen rüzgâr benden ne kadar uzak. Bir felaket ortasında mahsur kalıp kurtarılmayı bekleyen biri gibi imdat çığlıklarım tüm bedenimi inletiyordu.
Ağır ağır elbiselerimi giydim. Sokağa uzandım, çevremde akan bir dünya, hareketli bir resim gibi. Yürümeye başlayıverdim, biraz yoruldum, en yakın kahveye daldım. Köşe bir masayı bulup seçtim. Sırtımı kalabalığa, yüzümü duvara döndüm.
– Kahveci, abi çay?
– Çay dedim.
– Biraz sonra demli çayı bırakıp öteki masalardaki boşları toplamaya koyuldu. Kahvedeki açık televizyon kanalında siyasetçilerin asık suratlarını gördüm, irkildim biraz. Hararetli tartışmalarla ağza alınmayacak sözler savuruyorlardı. Kahvedeki ağır tuvalet kokusunun ve batak oynayanların daha samimi olduğunu düşündüm.
Şeker, sıcak çayın içinde eriyip gözden kayboldu. Bir yudum aldım, sonra bir yudum daha. İçim biraz ısındı, rahatladım. İyi gelmişti.
Omzuma tanıdık bir el dokundu, dostça bir el… Okuldan arkadaşım Hasan
Selamlaştık, sarıldık, buyur otur dedim.
– Oturduk…
– Bir çay daha
– Hemen abi…
– Arkadaşım Hasan’ın bana acıyarak baktığını fark ettim. Çok değişmişsin demekle yetindi. Anladım diyemediğini…
– Neler yapıyorsun diye sordu merakla?
– Yüzümde boş, kaçmaya çalışan ama enselenen bir ifadeyle sustum,
– Sessizlik çöktü, aramıza,
– Sen peki dedim?
– Yazarım dedi,
– Şaşkınlığımı gizleyemedim. İçime sinmedi aldığım bu cevap.
– Başka dedim?
– Üniversite okuyorum, ben arkeolog olacağım dedi.
– Sevindim aldığım bu tatminkâr cevaba.
– Çay bardaklarını özensizce soğuk suyla yıkıyordu, kahveci çırağı. İki çay daha istedim. Çaylar bitince hemen kalkacağıma dair kafamda bir plan kurdum.
– Ansızın akşam bana gel dedi, boğuk sesiyle. Sonra bir sigara uzattı bir sigarada kendisine. Şarap da var içeriz dedi.
– Şarap mı?
– Köy şarabı hem de,
– Olur dedim, hoşnut olduğumu belli edercesine.
– Çaydan son yudumu çektim. Kalktım masadan.


.jpg)



