Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

31 Mart 2026

Kitap

Yarayı Taşımak, Haritasını Çıkarmak: Yara Atlası Üzerine

Feride Şenol

Paylaş

0

1


Roman ilerledikçe anlatıcının geçmişine doğru küçük kapılar açılıyor. Çocukluk, terk edilme duygusu ve erken büyümek zorunda kalmış bir hayat bu geçmişin belirleyici unsurları. 

 

Travma üzerine yazmak zor bir iş. Çünkü travma çoğu zaman tek bir olaydan ibaret değildir; insanın hayatla kurduğu ilişkiyi yavaş yavaş değiştiren bir deneyimdir. Hediye Demet Akan’ın Yara Atlası da tam olarak bu kırılma anlarının izini süren bir roman. Metin, travmayı dramatik bir olay örgüsünün parçası olarak değil, insanın iç dünyasında biriken ve zamanla hayatla kurduğu ilişkiyi dönüştüren bir deneyim olarak ele alıyor.

 

1979’da Ankara’da doğan, Bilkent Üniversitesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı Bölümü mezunu olan ve metin yazarı olarak çalışan Akan, romanını “mağluplara ve henüz yenilmişlere” ithaf ediyor. Bu ithaf kitabın yönünü de ele veriyor. Yara Atlası, hayatın içinde kırılmış, yönünü kaybetmiş ve kendi iç dünyasıyla baş başa kalmış bir anlatıcının hikâyesini takip ederken travmanın, yalnızlığın ve içsel parçalanmışlığın izini süren bir metin kuruyor.

 

Romanın açılış sahnesi bu atmosferi hemen kuruyor. Asfaltın üzerinde sırtüstü uzanmış bir kadın gökyüzüne bakar ve Tanrı’ya sesleniyor: “Nereye dönerseniz Allah’ın yüzü işte oradadır.” Bu sahne yalnızca dramatik bir başlangıç değildir; romanın yönünü de belirliyor. Akan’ın ilgilendiği şey bir insanın başına gelen olaylar değil, insanın yıkıldığı bir anda yüzünü nereye döndüğü.

 

Yara Atlası ilk bakışta bir terapi romanı gibi görünüyor. Anlatıcı bir doktora gidiyor, geçmişini anlatmaya çalışıyor ve çocukluğuna dönüyor. İç dünyasında karşılaştığı parçalanmışlık ortaya çıkıyor. Doktor bu durumu “ego parçaları” kavramıyla açıklıyor. Hayatta kalabilmek için insanın içinde farklı benlikler oluşur; savaşçı, disiplinli, öğretici ya da koruyucu parçalar. Anlatıcı ise bu parçaların arasında sıkışmış bir bilinçle konuşuyor ve zaman zaman kendi iç dünyasının kime ait olduğunu bilmediğini söylüyor. 

Roman ilerledikçe anlatıcının geçmişine doğru küçük kapılar açılıyor. Çocukluk, terk edilme duygusu ve erken büyümek zorunda kalmış bir hayat bu geçmişin belirleyici unsurları. Anlatıcının doktora söylediği bir cümle bu yüzden romanın merkezine yerleşiyor: “Çocuklar ikiye ayrılır Doktor. Bir kısım çocuk, anasının bağrında, kesintisiz bir ninninin kollarına bırakır kendini. Diğer çocuklarsa erkenden büyümek zorunda bırakılır. Kaderin bu mühim, bu asla unutulmayacak, bu uzlaşmasız anı, çocuğun küstüğü yerdir. Şimdi bana, bu dünyada hangi zenginliği verirlerse versinler, saçlarımdan tutup çekiştirerek kovdukları çocukluğumun yerini tutmuyor.”

Yara Atlası yalnızca travma ve terapi ekseninde okunabilecek bir roman değil. Metnin dili sık sık dinî ve tasavvufi referanslara açılıyor. Kur’an ayetleri, dua sahneleri ve Yunus Emre’ye yapılan göndermeler anlatıcının iç dünyasında bir anlam çerçevesi kuruyor. Bu çerçeve, anlatıcının yaşadığı kırılganlığı yalnızca psikolojik bir durum olarak değil, kader, teslimiyet ve ilâhî düzen fikriyle birlikte düşünmesine imkân veriyor. 

 

Akan’ın romanında şehir de önemli bir rol oynuyor. Ancak bu şehir somut bir mekân olmaktan çok anlatıcının iç dünyasının bir uzantısı gibi görünüyor. Terapi seanslarından sonra anlatıcı sık sık ara sokaklarda dolaşıyor. Ara sokaklar romanın içinde bir durak noktası gibi işlev görüyor; kalabalığın dışında kalmanın, durmanın ve nefes almanın mümkün olduğu yerler. Bu nedenle roman büyük olaylardan çok küçük kırılmaların izini sürüyor. Bir apartmanın duvarı, bir çocuk kalabalığı ya da bir kış akşamının kokusu anlatının ritmini belirleyen ayrıntılar hâline geliyor.

 

Yara Atlası aynı zamanda beden üzerine kurulu bir roman. Anlatıcı yıllarca güçlü kollarıyla başkalarının yükünü taşımış bir kadın; evler taşımış, eşyalar taşımış ve insanlara yardım etmiş. Ancak bir gün o kolların artık çalışmadığını öğrenir ve omuzlarında yırtıklar olduğunu fark eder. Bu durum romanda beden ile ruh arasındaki ilişkiyi görünür kılıyor. 

 

Romanın sonunda anlatıcı ilginç bir metafor kuruyor. İçindeki farklı parçaları bir uçuşun kabin ekibi gibi düşünüyor ve okura bir yolculuk anonsu yapıyor. Bu sahne romanın metaforlarını bir araya getiriyor. İnsan tek bir benlikten oluşmaz; farklı parçaların bir araya gelmesiyle kurulan bir bütünlük söz konusudur. Bu nedenle kitabın adı da anlamlıdır. Atlas bir haritadır ve harita yön bulmak için kullanılır.

 

Hediye Demet Akan’ın romanı da bir insanın yaralarının haritasını çıkarmaya çalışıyor. Bu harita yalnızca anlatıcının geçmişine ait değil; okur da roman boyunca kendi kırılmalarının izleriyle karşılaşıyor. Çünkü insan bazen kendini en iyi başkasının hikâyesinde tanır ve edebiyatın kurduğu ilişki çoğu zaman tam da bu tanıma anında ortaya çıkar.

 

YORUMLAR

Dilek Kalındemir

"Entellektüel" kelimesinin sade hayatlarda, samimiyetle yalın bir örtüşmesi... Yaziya dökülmüş cesur yansıması... Ruhu önemseyen dinletisi...

25 Nisan 2026

Öne Çıkanlar

Üstkurmaca Bir Roman Olarak Puslu Kıta..Akın Tek
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

M. R. A. Dearing

14 Kasım 2025

Yapay Zekânın Gezegenimize Faydası Var..

Orman yangınları konusunda tahminde bulunmayı ve enerji dağıtım ağlarını verimli hale getirmeyi vaat eden algoritmaların varlığı, otomobillere kıyasla çok daha fazla karbon salınımına sebep olan, aynı zamanda da su kaynaklarını kurutan devasa sunuculara bağl..

Devamı..

Günümüzün Edebiyat Akımı Hangisi?

R.A. Younes

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024