Özgünlüğün ironisi şu ki, kişisel gelişim endüstrisinde öne çıkan bir hedef olmasına rağmen insanın gelişimini sınırlandırabiliyor.
Seksenlerin modasının sınıfsal ilerleme olduğunu öne sürersek, son onyılın modası olarak da özgünlük kavramını kabul edebiliriz. Özüne sadık kalmak ve samimiyet nadiren eleştirilir. Peki ya bu durum değişimi engelliyor ve herkesi yerinde saymaya teşvik ediyorsa? Özgünlük kişisel gelişimi ve tutkuyu nasıl etkiliyor, ikisinin önüne geçiyor mu? Bunları sorgulamamız gerekiyor.
Aristoteles’e göre ideal olarak insan doğru gördüğü şeyi kendi isteğiyle yapar. Ama aynı zamanda, istemediği bir davranışı sırf etik olduğu için sergilemesi de yararlıdır: Doğru şeyi doğru bir tavırla yapmaya çalışırsan zamanla istediğin yere ulaşırsın. Dolayısıyla amaçlarımızı gerçekleştirme arzusu, amacımıza ulaşana kadar olmadığımız biri gibi davranmamızı gerektirir. İşte özgünlüğü tehlikeli kılan da bu: Amaçlarına ulaşma arzusu özgünlükle karşılaştırıldığında yapay bir izlenim bırakıyor, çünkü daha iyi biri olmaya çabalamak kendimiz gibi olmamayı da içeriyor. Bu durumun toplumu muhafazakârlaştıran etkileri de var. Amaçlarına ulaşma arzusu bir süreliğine maske takmayı gerektiriyorsa, o halde özgünlük de insanları olduğu gibi kalmaya ve başka perspektiflerden fikirleri anlamamaya ya da anlamak için uğraşmamaya itiyor.
Friedrich Nietzsche sık sık, Antik Yunan bilgeliğinden aldığı “Kendin ol” sözüyle ilişkilendirilir. Bu söz çağımızın ideallerini gözler önüne seriyor ve kişiyi gerçek kişiliğini yansıtmaya davet ediyor. Bunda bir kötülük yok ama bazen temel içgüdüleri dinlemenin sorunlara yol açabileceğini unutmamakta fayda var. Yaşadığımız çağdan kaynaklanan bir başka sorun, insanın kendini geliştirebilmesi için zaman bulamaması, bulduğundaysa saatlerini sosyal medyada ya da televizyon izleyerek geçirmesi; öyle ki, kendini geliştirmektense sadece kendin olmak insanın çok daha kolayına geliyor. İş yükünü azaltma yöntemleri üzerine düşünüp daha çok zaman yaratmalıyız, aynı zamanda insanların her zaman kendileriw olmaya yönelik yanlış yönlendirilmiş fikirlere kapılmalarını da önlemeliyiz.
Özgünlüğün ironisi şu ki, kişisel gelişim endüstrisinde öne çıkan bir hedef olmasına rağmen insanın gelişimini sınırlandırabiliyor. Benliğine olduğu haliyle sadık kalmak, dönüşebileceğin her şeyden kendini soyutlamak demek. Bu noktada Michel Foucault’nun sözleri düşünülmeye değer: “Gerçekten ne olduğumu bilmenin gerekli olduğunu düşünmüyorum. Hayattaki ve işteki asıl amaç başlangıçta olmadığın bir insana dönüşmektir.”
Başlıktaki resim: Yvonne Osei






