Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

7 Şubat 2026

Edebiyat

Pedro Paramo Bir Mihenk Taşı

Sezen Ergen Breitegger

Paylaş

2

1


Juan Rulfo bir anda böylesi bir romanla ortaya çıkan bir dahi miydi? Dahi olduğu su götürmese de, her edebiyat dâhisi gibi Rulfo da kendini metinlerarası ilişkilerle beslemişti.

Sosyal medyada geziniyordum. Instagram’da karşıma Viyana’da birlikte yüksek lisans yaptığım bir arkadaşımın profili çıktı. Kendi ülkesinde kayağa gitmiş, kızıyla birlikte mutlu pozlar vermişti. Her zamanki sıkıcı, gösterişçi fotoğraflardandı işte, bakıp geçilecek cinsten. Ben de öyle yaptım, bakıp geçtim. O sıralarda haberleri dinliyorduk. Rusya, Ukrayna’ya savaş açacak deniyor ama inanmıyorduk hiçbirimiz. Bu devirde böyle topyekûn savaş, hem de Avrupa’da… Olamazdı.    

Birkaç hafta geçti, yine arkadaşımın profiline denk geldim. Kayak fotoğrafından sonra gelen fotoğrafı görünce bu sefer bakıp geçemedim. Bu bir gösteriş fotoğrafı değildi. Çocuğunun bir parça eşyası vardı gördüklerimin arasında, bir uyku tulumu, biraz muz, ıslak mendil ve bir uzatma kablosu. Viran bir depo gibi görünen bir sığınakta çekilmişti fotoğraf. “Hâlâ inkâr aşamasındayım. Savaş kurbanı olmak inanılmaz bir şey. Ama gerçek bu. İlk ve ikinci geceyi atlattık. Bize dua edin.” Hemen mesaj attım, onu gelebilmesi mümkünse o dönem yaşadığımız İstanbul’daki evimize davet ettim. Teşekkür etti, bir yolunu bulacağız, dedi. Yolculuğunu sosyal medyadan izlemeye devam ettim. Kiev’den Viyana’ya gittiğini gördüm, şükür dedim, küçük kızı ve arkadaşım güvendeydi. 

Artık dünya savaşı ihtimaline bile herkes inanıyor. Günümüzde etrafı saran savaş rüzgârları altında edebiyattan bahsetmek mümkün mü? Sığınakta saklanan bir çocuğun hayatında edebiyatın bir yeri olabilir mu? Bu aralar bunları düşünürken karşıma Nobel Ödülü’nü 2008 yılında kazanan Jean Marie Gustave Le Clézio’nun bu yıl yayımlanan ve henüz dilimize çevrilmemiş Trois Mexique (Üç Meksika) kitabı karşıma çıktı. Le Clézio bu kitabında derinden etkilendiği ve sevdiği Meksika’yı, sanatçılar üzerinden inceliyor. Ele aldığı yazarlardan biri de Juan Rulfo ve onun meşhur romanı Pedro Paramo.  Meksika Devrimi ve Cristero İsyanı esnasında Rulfo da benim arkadaşımın kızı gibi bir çocuk olduğunu, bu kitaptan öğreniyorum. Meksika’daki Zapatalar, dini bir ayaklanma olan Cristero Savaşı ve bütün bunlara çocukken tanıklık eden Juan Rulfo, büyüyüp Latin Amerika’nın edebiyatını değiştirecek o kitapları yazacak ve sonra suskunluğa gömülecekti. Gördükleri o kadar vahşiydi ki, annesi Le Clézio’nun aktardığında göre Juan Rulfo daha da etkilenmesin diye onun gözlerini elleriyle kapatmaya çalışırmış. Çocukken böyle bir felakete maruz kalan Rulfo yetişkinlik döneminde aktif politikaya katılmasa da yazdıklarında geçen her cümle, kullandığı her anlatım biçimi politik. 

Le Clézio’nun kitabını çok soğuk bir günde, karlı manzaralardan geçerek giden bir trende okudum. Pedro Paramo’dan öyle canlı bahsediyordu ki, dışardaki soğuğu unuttum. Abundio’nun eşeğiyle birlikte Comala’da yürümeye başladım. Le-Clézio, “Rulfo’nun yazdıklarının her satırına Cristeros İsyanı’nın trajedisi sinmiştir,” demiş. Sadece böyle bir savaştan geçen, her şeyini kaybeden biri bu kadar zalimce ve bu kadar önemli, gerekli biçimde yazabilirdi de diyor. 

Pedro Paramo çok sade bir dille yazılmış, incecik bir roman. Ben bu kez tekrar Süleyman Doğru çevirisinden İspanyolcasıyla birlikte okudum. İspanyolcası da öyle sade, kolay anlaşılır bir dille yazılmış. Yine de kitabı anlamak, sindirmek zor. Pedro Paramo, babasını aramak için annesinin vasiyeti üzerine Comala köyüne giden Juan Precio’nun yolculuğu gibi görünse de günümüzde de geçerliliği olan ataerki ve vahşetle ilgili bir roman. Le Clézio, “Faulkner, Céline gibi bütün önemli savaş yazarları gibi, Rulfo da kendi dilini yaratmıştır,” diyor. Comala bir cehennem tasviri olarak karşımıza çıkıyor. Hatta daha romanın başında Abundio, Comala’yı tarif etmek için, “Derler ki, ölüp de cehenneme giden Comala’lıların çoğu battaniyelerini almak için geri dönerlermiş,” diyor. 

Le Clézio, “Rulfo bu eşsiz romanı yazarken, neredeyse bilinçsiz bir biçimde efsanevi ve gerçek bir dil yaratarak İbero Amerika’da romanın yeni çağını başlatmış, Márquez’i de derinden etkileyerek Yüz Yıllık Yalnızlık romanının yazılmasına vesile olmuştur,” diyor. Márquez’le Rulfo’nun farkını ise, Rulfo’nun en zalim karakterleri olan Pedro ve Miguel’in bile kadınlara duydukları aşk karşısındaki çaresizlikleri olduğunu belirtiyor. 

Pedro Paramo hakkında araştırmalara girince, bu kısacık romanın akademik dünyada yarattığı yankıyı görünce doğrusu şaşırdım. Romanın fragmanlı yapısı, zamanı işleyiş biçimi, karakterlerin konuşması, Aristoteles ve Agamben üstünden okuyarak yaşamaya değer bir hayatın nasıl olması gerektiğine kadar çeşitli makalelerle karşılaştım. Rulfo, Woolf ve Joyce gibi, bütün modern yazarlar gibi, zamanla ilgili kendi algısını oluşturmada özellikle çok başarılıydı. Pedro Paramo boyunca, hakkında yazılmış makalede okuduğum üzere zaman “kırışıklıklar” halinde bize sezdiriliyordu, romanda geçmiş ve gelecek bir aradaydı. Bu zamansızlık hissini verebilmek için Rulfo, ölüler diyarıyla yaşayanları bir araya getirmişti, romanda sınırlar hep belirsizdi. 

Romanı bu sefer günümüzde ne kadar karşılık bulduğunu düşünerek okudum. Juan Rulfo da günümüzdekine benzer iğrençliklere kuşkusuz tanık olmuştu. Güç ve para herkese her şeyi yaptırabiliyor muydu? Romanda Pedro Paramo’nun katıksız kötü oğlu Miguel ölür, rahip onu kutsamayı reddeder. Ta ki kutsaması için gerekli para verilene kadar. O zaman işte peder Miguel’in ruhunu kutsamayı kabul ediyor. Comala’da yarı feodal bir düzen sürüyor, Pedro Paramo etrafa vahşet saçıyor, güç elinde ve güç onu da yozlaştırıyor. 

İtalyan filozof Agamben, Aristoteles’in iyi ve çıplak hayat kavramları üzerinden tanımlamalar yapıyor. Agamben’e göre çıplak yaşam herhangi bir siyasi anlamdan yoksun, hakları olmayan, kolaylıkla harcanabilir, egemen güce karşı tamamen savunmasız ve her türlü ihlale maruz kalan bir yaşam. 

Okuduğum bu akademik çalışmada, Pedro Paramo’da kirli kan teriminin kullanılması, bu kirli kan teriminin de Agamben’in çıplak yaşam kavramıyla bağlantısı inceleniyordu. Cacique Pedro Paramo, mutlak güç sahibi, ona karşı gelen herkesi korkunç bir son bekliyor. Pedro Paramo, diğer güç odaklarıyla da işbirliği yapıyor. İncelemede, Pedro Paramo’nun davranışlarının Rulfo’nun çocukken şahit olduğu savaşlardan doğduğunun aşikâr olduğu belirtilmiş. 

İlgi çekici bulduğum öteki noktaysa, Paramo’nun kullandığı peder karakteriyle ilgiliydi. Rulfo’nun pederi insanı Tanrı’ya yaklaştıran, ruhani bir lider değil, tersine insanları mutlak egemenin altında hiçbir hakka sahip olmadan yaşamak zorunda olan çıplak bir hayata mahkûm etmeye yarayan bir karakterdi. Rulfo romanında kilise, güç ve ataerki hakkında çok uzun incelemeler yapılacak bir anlatı dünyası kuruyordu. 

Latin Amerikalı arkadaşlarım oldu, bu kıtanın farklı ülkelerinden gelen insanlarla kültürümüzün ne kadar benzediğine şaşırmışımdır hep. Örneğin İspanya İspanyolcasından farklı olarak bizdeki gibi enişte, elti gibi geniş aile kavramlarına özel isimler verdiklerini öğrendiğimde gülmüştüm. Elbette acı ortaklıkları da var ülkelerimizin. Romanın bir yerinde, ailesinden uzak kalan Dolores gökyüzünde tek başına süzülen akbabaya bakıp iç çekiyor. Nedeni sorulduğunda da, “Kız kardeşimin yaşadığı yere kadar uçmak için bir kara akbaba olmak isterdim,” diye cevap veriyor. Bu satırları okuyunca insanın aklına “Yüksek Yüksek Tepelere” türküsünün gelmemesi imkânsız. Kültürlerimiz arasındaki bu benzerliğe hem eserlerini büyük zevkle okuduğum hem de Meksika’da büyükelçilik görevini yerine getirmiş olan Oğuz Demiralp de dikkat çekiyor. Kendisiyle yapılan söyleşide Türkiye ve Meksika için, “Eski-yeni kültürel kimlik sorunu var. İki ülke gelişmişlik düzeyi bakımından da birbirine çok benziyor,” demiş.

Pedro Paramo gibi edebiyat tarihinde bir mihenk taşı olan bu roman peki kimin etkisinde yazılmıştı? Juan Rulfo bir anda böylesi bir romanla ortaya çıkan bir dahi miydi? Dahi olduğu su götürmese de, her edebiyat dâhisi gibi Rulfo da kendini metinlerarası ilişkilerle beslemişti. Okuduğum kaynaklara göre Rulfo, Faulkner’dan o kadar etkilenmiş ki, intihal suçlamalarıyla karşılaşmamak için, Faulkner’ı hiç okumadım, demiş. Yakın arkadaşları da Faulkner’ı hatmettiğini söylüyor. Faulkner’ın yazdıklarının da Amerikan İç Savaşı’ndan ne kadar etkilendiğini düşününce, Rulfo’nun Faulkner’ı örnek almasında şaşılacak bir şey yok. Her usta yazar gibi, Rulfo da kendine bir usta bulmuş elbette. 

Rulfo ömründe aktif politikayla uğraşmamış, Pedro Paramo’yu yazdıktan sonra da suskunluğa gömülmüş. Artık neden yazmadığı sorulunca, “Benim Celerino adında bir amcam vardı. Tam bir sarhoştu. Bütün bu hikâyeleri bana o anlattı. Öldüğü için artık bana hikâye anlatamıyor. O yüzden yazmıyorum,” demiş. Buna inanan da çok var, Celerino Amca’nın varlığını araştırmışlar. Böyle bir amcanın olmadığı, bunu Rulfo’nun uydurduğu yönünde görüşler var. Rulfo’nun karısı, sabahlara kadar yazardı, sabah olduğunda tamamen bitik bir halde olurdu, demiş kocası hakkında. 

Yazımı yazarken şunu düşündüm. Le Clézio’nun kitabını aldığımda, ne Rulfo’yu bu kadar incelikli okumuştum ne de Meksika tarihinden haberdardım. Rulfo’yu hakkını vererek okuyunca, romanı beni bir ulusun bütün iç çalkantılarından haberdar etti. Le-Clézio, onun yazarlığı bırakıp çektiği fotoğraflardan da bahsetmiş, onlar da en az yazdıkları kadar çarpıcı. Kitapların mucizelerinden biri de bu olsa gerek, insan bir kapağı kaldırınca doğrusu bütün bir kıta tarihinin, yazarın aile öyküsünün, çektiği fotoğrafların canlanacağını hayal edemiyor. 

Bütün bunları düşünürken aklım yine arkadaşıma ve kızına gitti. Edebiyat felaketleri onaramasa da tanıklığı sayesinde çok güçlü başka şeyler yapıyordu sanki. Yine de hiçbir çocuğun yaşadıklarından böyle büyük romanlar yazmadığı bir dünyayı düşlemekten vazgeçmemeli. 

Kaynakça

J.M.G. Le Clézio, Trois Mexique, Gallimard, 2026

Juan Rulfo, Pedro Paramo, Doğan Kitap, 2015, Çev: Süleyman Doğru 

Rebecca Janzen, The National Body in Mexican Literature Collective Challenges to Biopolitical Control, Palgrave Macmillan, 2015

Cohn, Deborah. “A Wrinkle in Time: Time as Structure and Meaning in ‘Pedro Páramo.’” Revista Hispánica Moderna 49, no. 2 (1996): 256–66.

Ros, Narciso Costa. “Estructura de Pedro Páramo.” Revista Chilena de Literatura, no. 7, 1976, pp. 117–42. 

Gyurko, Lanin A. “Rulfo’s Aesthetic Nihilism: Narrative Antecedents of Pedro Paramo.” Hispanic Review 40, no. 4 (1972): 451–66. https://doi.org/10.2307/471331.

Giorgio Agamben, Kutsal İnsan, Ayrıntı Yayınları, 2013, Çev:İsmail Türkmen

Fernando Bonete Vizcaino-Juan Rulfo y su tío Celerino,   

https://www.eldebate.com/cultura/20240525/juan-rulfo-tio-celerino_199731.html

Oğuz Demiralp, Juan Rulfo'yu inceliyor: “Reisi bitiren yeis

https://www.k24kitap.org/oguz-demiralp-juan-rulfoyu-inceliyor-reisi-bitiren-yeis-1824

YORUMLAR

A. Dilek Şimşek

Çok beğendim. Dil bilmek, başka dillerde ne aradığını bilmek çok önemli. Rulfo gibi ne anlatacaksan sade ve basit anlatmak çok önemli. Bunları paylaşman da. ☺️

7 Şubat 2026

Öne Çıkanlar

Dünyayı Değiştiren 10 KitapOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Bengi Kaya

23 Mayıs 2025

Bando Takımı, Atlıkarınca ve Sünnet Dü..

Eve geldiğinde akşam yedi olmuştu. Kadriye onunla gelmedi, ertesi gün sünnet düğünü var, evdeki hazırlıklarla uğraşıyor. Karısı bu telaşları sever. Ev kalabalık. Konu komşu eve doluşmuş, temizlik yapılmış, sarmalar sarılmış, börekler açılmış. Kendi oğullarıy..

Devamı..

Kültür Savaşları, Politik Kutuplaşma v..

J. Viala-Gaudefroy

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024