Edebiyat bize her zaman daha iyi bir dünyayı işaret eder. Yoksa yazmazdık. Bunu, ya yaşadığımız dünyanın acımasızlığını daha da ağırlaştırarak yapar ya da insanın özgürlüğünü odağına alan bir geleceği ruhumuzun en derinlerine işleyerek.
*
Edebiyat, yeraltını gösterirken yeryüzünü kutsayan bir sevme çığlığıdır.
*
Bütün zamanların tek bir zaman olduğunu bize ancak edebiyat gösterir. Onun için biz, bir günlük bir hayatın içinde, dünyanın bütün hallerini, insanın bütün yaşlarını yaşarız.
*
Biz, hayatımız boyunca birden çok kadını ya da erkeği severiz ama bunu tek bir kadın ya da erkek imgesine dönüştürerek yazarız. Yoksa dünyada ne aşk olurdu ne edebiyat.
*
Kalabalıktan, ona inanmaya başlamışsak korkmamız gerekir. Kalabalık kördür. Dili yoktur. Şarkı söyleyemez. Yazmayı bilmez.
*
Büyük bencilliğimiz bu bizim: Aşk, ölüm, gökyüzü, ağaçlar, gözyaşı, bedenin buğusu, rüzgârların çağrısı, sokaklar, çocukların aklı, zamanın soluğu... yazmışsak bizim olmuştur.
*
İnsan eğer yazmıyorsa, nasıl ‘seni seviyorum’ diyebilir? Eğer okumuyorsa, nasıl ‘ben de seni seviyorum’ diyebilir?
*
Gerçek edebiyat, ne zaman yazılmış olursa olsun, okurun yaşadığı bütün zamanlarda var olur.

*
Dünya yüzünde insanların bir gün içinde birbirlerine söylediği sözlerin kapladığı o büyük boşluğu gözlerimizin önüne birazcık getirebilirsek, edebiyatın büyük yalnızlığını da anlamış oluruz.
*
Ağzımızdan çıkan hiçbir sözün kaybolmadığını, başımızın üstünde dönüp durduğunu, bize o günkü duygu yüküyle gösterebilecek tek bir insan yaratımı vardır: Edebiyat.
*
Edebiyat, ölülerimizi dünyada tutacağımız tek olanağımızdır.
*
Sonsuzluğu da, ânı da bir çınlama içinde edebiyat gösterir bize. Yoksa bizim, nesnelerin hayatından başka hayatımız olmazdı.
*
Edebiyat, inceliğin biricik okuludur.
*
Ölüm değildir bizi yazmaya götüren. Sadece yaşama tutkusudur. İçinde olmayacağımız bir ölümsüzlüğe inanmak budalaca bir avuntu olmalı.
*
Masum bir beğenilmek güdüsüyle başlarız. Sonra sevmek için bütün harfleri kâğıdın üstüne dökeriz. Sonra başka hayatlar büyüler bizi. Sonra kalabalıktan kurtuluruz. Edebiyatın büyük yalnızlığına varırız.
*
Edebiyat, gerçekleşmiş arzudur. Ne tuhaf, bu sözün tersi de aynı anlam düzlüğüne çıkar: Edebiyat, gerçekleşmemiş arzudur.
*
Ruh, ancak başka hayatların ruhuna dokunursa kendi varlığını duyumsar. Edebiyat bu duyumsamadan doğar.
*
Yazmak, yalnızlığın can bulmasıdır.
*
Edebiyat, tanrıyı insanlar arasına indirme girişimidir. Yoksa yazamazdı insan. Özgür olamazdı çünkü.
*
Doğa, bütün varlıklarıyla insan olur edebiyatta. Biz ancak ondan sonra anlamaya başlarız ağaçları, suları, hayvanları. Ancak ondan sonra insanı bütün gösteren bir aynada seyrederiz kendimizi.
*
Okur, bizim ruhumuzda soluk alan öteki ben’dir. Birlikte yazarız, birlikte okuruz.
*
Edebiyat sadece anlatmaz, göstermez. Daha çok saklar. Okur o saklananı bulunca –metni yeniden yazınca- edebiyat var olur.
*
Kimsenin elinden kâğıdı kalemi alamayacağımıza göre, iyi edebiyatı seçecek bir donanım edinebiliriz. Bizi ortalamanın saldırısından koruyacak başka bir yol yok sanırım.
*
Bazen yazmak ceza olur. Söz, boğar. Simsiyah bir pişmanlık oturur kâğıda. Dünyanın bütün dillerinden yapılmış bir suskunluk örter üstümüzü. Bunlar da edebiyata dahildir.
*
Çocuğun yaratıcı bir akıl kazanmasını istiyorsanız, onun bütün hayallerini saygıyla dinleyin ve sevin.
*
Yazmak, ölümcül kayıtsızlığını bile bile kalabalığa yöneltilmiş bir huzursuzluk çağrısıdır.
*
Kutsal söz söylemiyoruz, hayır, yerleri gökleri okuyoruz.
*
Edebiyat bize, insanın hiçbir gizlisi olamayacağını gösterir.
*
İyi edebiyat, her okuduğumuzda sonsuzluğu yeniden kurar. Biz, insanı ve dünyayı ancak böyle anlarız.
*
Eleştiri, yazarın yazmadıklarını okuma girişimidir. Anlamaktan fazlasını ister. Övgü ve yergi, kitabın kötü bir tekrarıdır.
*
Edebiyat, insanı, şeytanla tanrının çarmıhına gerer. Trajedi, insanın bu ikisine birden inanmasında yatar. Ve ne tuhaf, dünyayı ancak böyle severiz.
*
Edebiyat, yalnızlığımıza yeni hayatlar bulmak için bilinmeyene yapılmış bir tanrısal yolculuktur.
*
Saygısız söz şiddet içerir. İncelik yüceltir. Eşitlik düşüncesi özgür kılar. Keder en büyük yaratıcıdır. Merhamet adaletten önce gelir. Biz bir edebiyat eserinde bütün bunları bir masal gibi yaşarız.
Haziran - Temmuz 2021
Başlıktaki fotoğraf: Fang-Wei Lin


.jpg)



