Yapay zekâ sistemlerinin avantajı, bu sentez sürecini insan sınırlılıklarının ötesinde gerçekleştirebilmesidir.
David Hume felsefe tarihinin en önemli filozoflarından biridir; modern felsefenin devi Immanuel Kant’ı derin uykusundan uyandırmış, epistemoloji, estetik, bilim felsefesi ve ahlak felsefesi üzerinde büyük bir iz bırakmıştır. Aynı zamanda 18. yüzyıl şartlarında geçimini yazarlık yaparak sağlayabilmiş nadir figürlerdendir. Ancak bu başarıyı felsefe yazılarına değil, zamanında her orta-üst sınıf İngiliz ailesinin evinde bulunan İngiltere tarihi kitaplarına borçludur.
Bu yazıda Hume’un estetik üzerine kaleme aldığı iki metinden biri olan “Beğeni Standardı Üzerine”ye (1760) değinmek istiyorum. Hume’un estetik yargının temelleri ve bununla bağlantılı olarak ortaya attığı ideal eleştirmen kavramının analizinin hâlâ güncelliğini koruduğunu söylemek yanlış olmaz. Peki Hume’un ideal eleştirmenlere ait beş özelliğini yapay zekâ chatbot’larının becerileri ışığında incelersek nasıl bir tablo ortaya çıkar?
“Beğeni Standardı Üzerine” yazısında Hume’un reddettiği görüş, estetik yargıların tamamen öznel olduğudur. Gündelik dile yaygın bir fikir de bu görüşü destekler nitelikte: “renkler ve zevkler tartışılmaz”, “herkesin zevki kendine”. Tıpkı birinin muz karşısında çilek tercih etmesi gibi bir başkası da Ahlat Ağacı karşısında Diriliş Ertuğrul’u tercih edebilir. Estetik yargının temeli gerçekten de kişiden kişiye değişen beğeniyse bu tartışmayı sonuçlandıracak nesnel bir zemin yoktur. Diğer bir deyişle, beğenilerin doğruluğunu veya yanlışlığını tartışmak anlamsızdır. “Sümüklüböcekler yumuşakça mı yoksa böcek mi” diye sorduğumuzda biliminsanlarına danışabilirken, estetik bir yargının doğruluğunu onaylayacak estetik bilimcilerimiz var diyebilir miyiz?
Hume’un ünlü ideal eleştirmen argümanı tam bu noktada karşımıza çıkar. Hume’a göre estetik bilimci görevindeki kişiler “ideal eleştirmenler”dir. Her ne kadar ideal eleştirmenlerin estetik yargılarının temeli “nesne”de değilse de, bizi tartışmanın yersizliğine götüren öznellikten kurtaracak bir nesnellik onların sayesinde mümkündür. Peki kimdir bu ideal eleştirmenler?
Hume’a göre verdikleri yargının nesnel dayanak sağlayacağı ideal eleştirmenlerin beş ortak noktası var:
1. İnce zevk sahibidir.
2. Türlü sanatlarda yapıcı ve izleyici/dinleyici/okur olarak deneyim sahibidir.
3. Bir eseri başka eserlerle karşılaştırma becerisine sahiptir.
4. Önyargısızdır.
5. Aklıselimdir.
İnce zevk sahibi olmaktan (1) kasıt, deneyimlenen eserin ince ayrıntılarının farkına varabilme becerisidir. Bir eleştirmen bir eserin yapıtaşlarının ayrımına varabilir ve bunları dilde ifade edebilir. İnce ayrıntıların farkına varabilmenin yolu eserin içinde bulunduğu sanat dalı, sanat türü ve diğer eserlerle arasındaki benzerliklerin ve farkların yakından incelenmesiyle (3), dolayısıyla ancak deneyimle (2) mümkündür.
Önyargısız olmak (4) incelenen eser dışında kalan unsurların göz ardı edilmesini gerektiriyor. Bir eseri takdir edecek olan eleştirmen kendi şahsiyetini de gücü yettiğince dışarıda tutmalı, eserle arasındaki kişisel ilişkiyi yok saymalıdır.
Son olarak Hume’un aklıselimlikle (5) işaret ettiği özellik bir eseri, parçaları bir amaç uğruna bir araya getirilmiş bir bütün olarak ele alma becerisi anlamına gelir. İncelenen sanat eserinin amacı ne, bu sanat eserini oluşturan parçalar amaca ne kadar hizmet ediyor, eserin yapısı amaca uygun mu gibi sorulara yanıt verebilmenin gerekliliğini ortaya koyar.
İdeal eleştirmen kavramını yukarıda sıraladığım beş özellik ışığında açıklayan Hume böylece estetik yargının nesnelliği sorununa sade ama etkili bir yanıt bulmuş olur: Tolstoy’un Anna Karenina’sı Dan Brown’un Cehennem’inden daha iyidir diyebiliriz, çünkü ideal eleştirmenlerin ortak fikri bu yöndedir.
Hume’un metni, yayımlandığı 1760 yılından bu yana pek çok kez eleştirildi. Bu eleştirilerin tümünü özetlemek için yeterince yerimiz yok ancak farklı düşünürlere göre Hume’un argümanı döngüsellik içeriyor, estetik yargının kültürel farklılıklarını görmezden geliyor.

Yapay Zekâ ve İdeal Eleştirmen
Buradaki amacım Hume’un görüşlerini eleştirmek değil, onun beş özelliğe sahip ideal eleştirmenlerinin yapay zekâ chatbot’ları tarafından kolayca sağlanabileceğini göstermek. Hume her ne kadar estetik yargının öznel hislerden kaynaklandığını öne sürse de, varmak istediği nokta bu hislerin olabildiğince nesnel özelliklere dayanan incelemelerle yer değiştirmesidir.
İdeal eleştirmenleri karakterize eden özelliklerin hiçbiri eleştirmenin hislerine referans vermiyor, hatta bu hislerin etkisini minimize ediyor diyebiliriz. Elbette Hume’un böyle bir stratejiye başvurmasının sebebi ideal eleştirmenler arasında doğabilecek görüş ayrılıklarının önüne geçmektir. Hislere ağırlık verirse ideal eleştirmenler arasında ayrım oluşacağının, bunun da nesnelliği tehlikeye atacağının farkındadır. Ancak hisleri ortadan kaldırdığımızda kalan beş özelliğin –ayrıntıların farkına varma becerisi, sanat dalı ve sanat türleri hakkında bilgi birikimi, bilgi birikiminin olanak tanıdığı karşılaştırma becerisi, önyargısızlık, amaç ve sanat eseri yapısına dair uzmanlık– pek çok sanat eseri hakkında yazılan yazılarla beslenen yapay zekâ modelleri tarafından sağlanmaması için bir sebep yok gibi görünüyor.
Bu noktada öne sürdüğüm görüşe karşı şöyle bir eleştiri yapılabilir: Chatbot’lar yalnızca daha önce yazılmış şeyleri tekrar önüne sunuyor, yeni bir şey ortaya çıkarmıyor.
Gerçekten de chatbot’lar istatistiksel modeller üzerine kuruludur ve eğitim verilerinden öğrendikleri kalıpları kullanırlar. Ancak bu durum, onların sadece kopyalama yaptığı anlamına gelmez. AlphaGo’nun Go oyununda dünya şampiyonunu yenmesi ve DeepMind’ın AlphaFold sisteminin protein yapılarını öngörmede çığır açması gibi örnekler, yapay zekânın üretimlerinin yalnızca veritabanındaki örüntülerin tekrar üretimiyle sınırlı kalmadığını, bu örüntülerin ötesine geçmeyi insan zihninin göremediği kalıp kombinasyonlarını keşfederek başarabildiğini göstermektedir.
Yapay zekâ sistemlerinin avantajı, bu sentez sürecini insan sınırlılıklarının ötesinde gerçekleştirebilmesidir. Bir chatbot binlerce eleştiri metnini, sanat tarihini ve estetik teorisini aynı anda göz önünde bulundurarak analiz yapabilir. Bu, Hume’un ideal eleştirmenden beklediği kapsamlı deneyim ve karşılaştırma yeteneğini içeren bir kapasited






