Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

13 Ekim 2025

Hayat

Kadın Akıl Sağlığının Delilikle Dansı

Özlem Subaşı

Paylaş

0

0


“Kadınların sorunları onların kafasında değil, sistemin vicdanında.”


Bir doktorun muayenehanesinde en çok duyulan şu cümleyi bilirsiniz: “Fazla stres yapmışsınız, biraz dinlenin.”
İşte Misty Pratt’in Hepsi Senin Kuruntun adlı kitabı tam da bu cümlenin altına dinamit döşüyor. Kadınların ruhsal dünyasının yüzyıllardır “histeri”, “aşırı duygusallık” ve “hormon dengesizliği” gibi kelimelerle açıklanmasına sinirlenen Pratt, hem kendi bedenine hem de tüm kadınların zihinlerine uzun, dürüst ve eğlenceli bir otopsi yapıyor. Sonuçta ortaya çıkan tablo ürkütücü olduğu kadar komik: Ruh sağlığı sisteminin kendisi aslında epey hasta.
Pratt, genç yaşta başlayan depresyonu ve yıllar süren “teşhis turları” sırasında kendisine yöneltilen tüm o tanıdık cümleleri not almış: “Biraz fazla düşünüyorsunuz.” “Kadınlarda çok sık rastlanır.” “Bir ilaç kullanacaksınız, geçecek.”
Ama hiçbir şey geçmez. "Çünkü," diyor Pratt, “kadınların sorunları bedenden bağımsızmış gibi davranan bir tıp sistemi var. Oysa bazen ruhun ağrısı mide bulantısı gibi başlıyor.”
Kitap tıp tarihiyle kişisel anıları aynı masada oturtuyor. İlk bölümlerde Pratt’in büyükannesinin “deliliğe” sürüklenişini okuyoruz — bipolar bozukluk teşhisi konmuş, döneminin psikiyatristleri tarafından sırayla “alkolik”, “histerik” ve “problemli kadın” olarak etiketlenmiş bir kadın. Ardından gelen sayfalar, adeta kadın akıl hastalığı tarihinin kara mizah ansiklopedisi: antik Yunan’ın “rahmi dolaşan kadın” teorisinden Freud’un “penis kıskançlığı”na, Charcot’nun hipnoz gösterilerinden Prozac çağına kadar uzanan bir zincir. Pratt bu zinciri, “akıl hastalığının icadının aslında kadın bedeninin icadıyla aynı tarihe denk geldiğini” göstermek için kullanıyor.
“Bir kadının üzüntüsüne tıbbi karşılık aramak, çoğu zaman toplumsal düzeni korumak içindir,” diyor Pratt. Ve ekliyor: “Çünkü sistem için mutsuz bir kadın, bozuk bir makinedir.”
Hepsi Senin Kuruntun, bilimsel bir metin olmaktan çok daha fazlası. Mizahını zekâdan, öfkesini adaletten alıyor. Pratt, “psikiyatriye değil patriyarkaya bir terapi seansı” açıyor adeta. Bunu da ağır kavramlar arasında kaybolmadan, bol bol göz devirerek, “şunu yaşadım, bunu da okudum, ama inanın siz de tanırsınız o doktoru” diyerek yapıyor.
Kitap boyunca şu rahatsız edici ama kurtarıcı cümle sık sık karşımıza çıkıyor:
“Ben hiçbir zaman hasta değildim.”
Bu basit iddia, kadınların ruh sağlığına dair yüz yıllık anlatının tersyüz edilmesi demek. Çünkü Pratt’e göre mesele bireysel değil, yapısal: kadınların bedenleri, hormonları, annelikleri, duygusallıkları hep birer “kanıt” olarak kullanılmış. Ve bu kanıtlar, kadınların yaşadığı sistematik eşitsizliklerin üzerini örten bir reçeteye dönüşmüş.
Pratt’in üslubu bir akademisyenin titizliğini taşıyor ama duygusuz değil; tam tersine, kendi hikâyesini anlatırken bilimsel soğukkanlılığını bile mizaha dönüştürüyor. Bir yerde şöyle diyor:
“Ruh sağlığı endüstrisi, kadınlara hep bir şeyleri ‘düzeltmeyi’ önerir. Ama ben yıllar sonra anladım: Düzgün olan tek şey, hislerimdi.”
Bir başka yerde ise Freud’a ince bir selam çakıyor: “Kadınların histerik olmasının nedeni penissiz doğmalarıysa, erkeklerin bu kadar emin olmasının nedeni de herhalde hiç doğurmamış olmalarıdır.”
Bu tür cümleler kitabın ritmini belirliyor: bilgiyle mizah, öfkeyle zarafet, kişisel olanla politik olan arasında gidip gelen bir tempo. Pratt, “kadın aklı” klişesini yerle bir ederken aynı zamanda kadınların kendi bedenlerini tanıma hakkını, yani “beden okuryazarlığını” savunuyor.
“İyileşmek, mutlu olmak değildir,” diyor, “İyileşmek, kendi bedenine sahip çıkmaktır.”
 

Pratt’in anlatısı yalnızca depresyon, anksiyete ya da terapi deneyimi yaşamış kadınlar için değil; kadınların hikâyelerini dinlemeyi öğrenmemiş herkes için yazılmış. Çünkü kitabın asıl sorusu şu: Kadınlar delirmiyor, peki sistem neden hâlâ onları “deli” sayıyor?
Her bölümde tarihsel anekdotlarla günümüz arasındaki bağlar beliriyor: 19. yüzyılın “histerik” kadınlarının fotoğraflarıyla 21. yüzyılın Instagram anneleri arasında şaşırtıcı paralellikler var. “O zaman kadınlar susturuluyordu, şimdi ise sürekli konuşmaları bekleniyor – ama doğru tonda.”
Hepsi Senin Kuruntun, işte bu “doğru ton” takıntısını tersyüz ediyor. Pratt, kadınların akıl sağlığına dair konuşma biçimimizi sorgularken, sessizliğin de bir tür protesto olabileceğini hatırlatıyor.
“Bir kadın ağlıyorsa, bazen bu sadece ağlamadır. Tedavi edilmesi gereken şey değil, dinlenmesi gereken sestir.”
Kitabın sonunda Pratt, “şifa” kavramına yepyeni bir tanım getiriyor. Şifa, bir hedef değil, bir süreç. Hatta biraz da isyan: “İyileşmek, kendi kendine ‘yeterince iyiyim’ diyebilmektir.”
Bu satırları okurken, insan ister istemez kendi “kuruntularını” düşünmeden edemiyor. Hangi endişelerimiz bize ait, hangileri yüzyılların tıbbi ve toplumsal mirası? Hangi teşhisler, aslında bir tür susturma biçimi?
Misty Pratt’in yanıtı net: “Kadınlar kırılgan değil, yorulmuş.”
İşte bu yorgunluğu komiklikle, öfkeyle, merakla anlatabilmek kitabın en büyük başarısı.
Aganta Kitap tarafından yayımlanan Hepsi Senin Kuruntun, ruh sağlığı tartışmalarını ciddiyetin boğucu tonundan kurtaran, ama yine de meseleyi hafife almayan bir metin. Bir otobüs durağında “acaba ben de biraz fazla mı kuruyorum?” diye düşünen her kadının elinde olması gereken bir kitap.
Belki de en doğrusu, Pratt’in şu cümlesiyle bitirmek:
“Kadınların sorunları onların kafasında değil, sistemin vicdanında.”
 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Aysun Kayacı Haklı mı? Demokrasiye Kar..Hasan Keser
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Josef Kılçıksız

22 Aralık 2024

Bir Kasırganın Düşündürdükleri

Düzensiz göçte katı güvenlikçi politikaları savunanlar, ‘vahşi’ özelleştirmeleri de aynı sınıf gözlüğünden savunageldiler.Hint Okyanusu’nun batısında, Madagaskar’ın ise kuzeybatısında yer alan Fransız Denizaşırı ili Mayotte’u Chido Kasırgası’nın süpürmesinin ardından ku..

Devamı..

Shakespeare’den Irkçılıkla İlgili Nele..

D. S. Brown

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024