Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

4 Kasım 2023

Sinema

Tarihsel Belleğimize Yönelik Bir Sinema Filmi: Son Akşam Yemeği

Tufan Erbarıştıran

Paylaş

0

0


Son Akşam Yemeği filminin oyuncuları izleyiciyi etkileyen başarılı bir performans sağlıyor.

Sinema bir toplumun belleğini güçlendiren, görsel bir sanattır. İnsanın belleği tüm yaşadıklarının ve tanık olduklarının toplandığı bir merkezdir. Kişisel bir belleğin alt yapısında dinsel ve ideolojik duygularla bastırdığı, unutmaya çalıştığı, en azından değiştirmeye çabaladığı geçmişin izleri sinema sayesinde bir kez daha önüne gelir. Buradan yola çıkacak olursak, bellek sadece bireyin anılarına dayanmaz, toplumsal açıdan ortak bir yapı oluşturur.

Bellek, canlı bir mekanizma gibi çalışır ve aslında toplum içinde doğduğundan beri sürekli değişim içindedir. Bunun anlamı ise belleğin manipüle edilebilir olmasıdır. Sinema ya da yazınsal metinlerle geçmişi unutturmak ya da onu farklı bir gözle kötülemek/beğendirmek görece olarak olasıdır.  

Tarihsel koşullar söz konusu olduğunda, bireysel bellek ile toplumsal bellek arasında bir çatışkı ya da sentezleme olabilir. Bunda bireyin eğitimi, kültürel yapısı son derece önemlidir. Sinema sanatı burada devreye girmektedir. Görsel algı ile zihinsel algıyı ortak bir paydada buluşturan, izleyen üzerinde derin bir etki bırakan, belleğin yeniden canlanmasını sağlayan ve tüm bunlarla birlikte kişiyi manipüle etmeye yönelik bir özelliği de vardır.

Yakın zamanda vizyona giren Son Akşam Yemeği filmi tarihsel ve görsel açıdan sağlam bir temele oturtularak senaryosu yazılmış. Vilmer Özçınar ile Ayla Hacıoğulları’nın yazdığı senaryonun son derece güçlü, tutarlı ve etkili olduğunu söyleyebiliriz. Karakterlerin psikolojik yapıları hem diyaloglarla hem de içsel çatışkılarıyla izleyiciyi derinden etkiliyor. Bu filmi benzerlerinden ayıran en önemli özelliği, filmin ticari bir kaygı güdülmeden, Cumhuriyetimizin kurulmasından önceki son 24 saatini anlatmasını tamamen tarihsel gerçeklere (bazı karakterlerin üzerinden…) bağlamasıdır. 600 yıllık Osmanlı’nın yerine kurulacak olan Türkiye’nin siyasi rejiminin cumhuriyet olmasıyla geçmiş ve gelecek arasındaki bazı sınırları da yansıtıyor. Bu anlamda, geleceğe yönelik bir rüyadır Cumhuriyet. İlk başlarda birçok insanın olanaksız diye karşı çıktığı, bazen saldırdığı ve ütopya dediği Cumhuriyet, Atatürk ve arkadaşları tarafından kurulmuştur.

son akşam yemeği

İspanyol yönetmen Luis Buñlel’e göre film izlemek bir rüya görmek gibidir. İnsan, karanlık bir sinema salonunda, tek başına, yarı uykulu bir haldedir. Karşısındaki dışa kapalı pencere benzeri perde insanı uyandırmaz. Öte yandan, onu rüyalar/hayaller dünyasına sürükler. Sinema böylece insanı bir süre için çok uzaklara götürmektedir. İzlediği filmin tarihsel, toplumsal, fantastik, korku, cinayet, polisiye, aşk veya macera olması, onu kendi içinde gizemli bir yolculuğa çıkartır. Oyunculardan birinin yerine geçebilir, bazılarıyla kavga edebilir, aralarına girip onları barıştırabilir, birini öldürebilir ya da birine âşık olabilir… Tüm bunlar bir sinema izleyicisi için tinsel anlamda onu etkileyen yarı gerçekliktir. Son Akşam Yemeği filminde de böyle bir duygular yumağı içinde olabilirsiniz. Kendinizi bazen Atatürk, Latife Hanım, Elif, Ahir, Cemal Hünal gibi karakterlerle özdeşleştirebilirsiniz. Bunlardan başka bir belgesel izler gibi, yüzyıl öncesinin yemek kültürünü, mutfak eşyasını, giyim tarzını da görmeniz olasıdır.  

Sinema bir anlatım aracı olarak izleyiciyi etkilemek için, onun daha önceden duyduğu ya da gördüğü ve tanıdığı nesneleri, olayları, kavramları da içine alır. Ayrıca gerektiği kadarıyla kendinden önceki tüm sanat dallarından da (dans, müzik, heykel…) görece olarak yararlanır.  

Son Akşam Yemeği filminin oyuncuları izleyiciyi etkileyen başarılı bir performans sağlıyor. Oyuncuların kamera kendilerine çevrildiğinde, duygularını yansıtan yüz mimikleri ve bedenlerini kullanmaları gerçekten çok başarılı. Bazen bir tiyatro sahnesini andıran anlarda, yaşanan karmaşa komediye dönüşse de diyaloglar sayesinde anlıyoruz ki, her sözün ve mimiğin derin bir anlamı vardır. Hemen burada şunu da imleyelim. Atatürk, Latife Hanım, Ahir, Elif, İngiliz komutan ve diğerleri kendi rol kişiliklerine uygun bir yetkinlikle dengeli bir ses tonuyla oynuyorlar. Oyuncuların hangi anda ve nerede ses tonunu yüksek ya da yavaş konuşması senaryonun bir yapı taşı gibi zeminde olmasına bağlıyoruz. 

Filmin hemen başında Ahir’in eski bir kazanı parlatmaya çalışmasını izlerken, mutfak sorumlusu olan Mahmut’un ona, “Eskiyle uğraşma!” derken, kendince Osmanlı’yı alaysı bir dille eleştirmektedir. Ancak filmin kurgusu çok sağlam olduğu için, Osmanlı-Türkiye ayırımı yapılmaz. Söz gelimi, filmin öne çıkan başarılı oyuncusu Ahir (gençliğinde aşçılık yapmış yaşlı bir adamdır.) İngiliz kumandan ile tartışırken şu sözlerini iyi anlamalıyız: “Sana, Mustafa Kemal Paşa’yı yedirmem!”

Diyaloglar…

Filmde yer alan diyalogların önemine dikkat çekmiştik. Alman filozof Hegel’in tez, antitez ve sonuç önermesi ile diyalogların önemi ortaya çıkmıştır. Platon’un hocası Sokrates’in üzerinden yazdığı diyaloglarda da bu güzel yansıtılır. Felsefede bir düşüncenin ortaya atılmasıyla, onu destekleyen ya da karşı çıkan bir başka düşünce ile çarpıştırılması sonucunda yeni bir düşünce/sonuç çıkar. Sinema sanatında ise diyalog görsel anlatım dili olarak açıklayıcı bir önem tutar. Karakterlerin beden dili, ifade, imge ve simgelerle anlatılamayan bölümlerde izleyiciyi etkilemek amacıyla görsele dökülemeyen bölümleri karşılıklı konuşturularak anlatmak için vardır. Diyalog doğru kullanıldığında filmin görselliği kadar oyuncuların sözleriyle ilettikleri duygular ve düşünceler de sonuçta filmin daha iyi anlaşılabilmesine yöneliktir. Atatürk’ün kendinden emin ve iyi bildiği yeni bir sosyal ve siyasi sistemi savunmasına yönelik konuşmaları bu doğrultudadır. Filmin başında Elif’in annesinin sözleri, odanın loş ışığı ile nostaljik bir görüntü oluşturmuştur.

Ahir’in, Osmanlı’yı unutturulmak istenmesine yönelik kendisine yapılan alaysı tavırlara karşı bazen suskun kalarak sadece mimikleriyle yanıt verdiğini görüyoruz. Eskinin ve kaybolan koca bir İmparatorluğun mazisinde kalan bu yaşlı çınar adam üzgündür, mutsuzdur ve geleceğe yönelik rüyası yoktur. Ahir’in oyunculuğu gerçekten etkileyicidir. Filmin bir sahnesinde kızgın olduğu bir anda, Çanakkale’deki savaşta yediği bir kurşun nedeniyle sakat olan sol kolunu diğer eliyle kaldırıp indirmesi muhteşem bir oyunculuk dersidir. Kadrajda yakın çekim içindeki duyguları yansıtırken gözlerinin yaşarması, dalgın bakışlarla çok şeyler söylemek istemesi, yaşlı bir adamın yürümesini başarıyla canlandırması nedeniyle bu usta oyuncuyu kutluyoruz.

Atatürk’ü oynayan Onur Tuna ise mavi gözleri, duruşu, bakışı ile kendine yakışanı yapmış. Son akşam yemeğinde önüne konulan her yemeği içindeki heyecandan dolayı yiyemeyen Atatürk’ün bu davranışı aşağıdaki mutfakta çeşitli tartışmalar yaratır. Bazıları yemekleri beğenmediğini söylerken, Ahir ise masaya dizdiği Osmanlı dönemine ait tabakları ve çatal-bıçak takımları nedeniyle yemediğini söyler ve ekler. “Hazırladığım menü Osmanlı dönemine aittir, bu nedenle beğenmemiş olabilir.” Ancak, senaryonun gücü ve etkisi burada bir kez daha karşımıza çıkmaktadır.

Atatürk, ertesi gün Cumhuriyetin ilan edileceğinin müjdesini verir. Masadakiler severek yedikleri yemekten sonra Paşa’dan izin ister. Hepsinin yapacak işleri ve görevleri vardır…

Filim, Çankaya Köşkü’nde geçmektedir. Üst katta akşam yemeği masasında hararetli bir tartışma vardır. Alt katta ise, üst kattakilere güzel bir yemek hazırlayıp huzurlarına sunma telaşı vardır. Filim boyunca bu tatlı telaş bazen eski-yeni tartışmasıyla kesilir gibi olur. Senaryonun sağlam ve dengeli yapısı nedeniyle, geçmiş ve gelecek arasında doğrudan bir ayrım yapılmaz. Evet, geleceğe yönelik bir “ışık” gösterilir ama geçmişin tamamen yok edilmesine de yer verilmez. Atatürk’ün ağzından geleceğe yönelik düşünceler ve duygular yakın bir gelecekte Türk toplumunun nasıl bir sosyolojik yapı içinde olacağını imlemektedir. Diğer oyuncular ve Latife Hanım da üzerlerine düşen vazifeyi başarıyla yerine getirmişler. Latife Hanım, kendine güvenen, özgüveni yüksek, Paşa’sının yanında duran, güçlü bir kadın duruşu sergilemiştir. Osmanlı döneminin ezilen, silik, daima erkeğinin arkasında kalan bir kadından ziyade, bilinçli konuşmasıyla köşkü çekip çeviren, duruşu ve bakışlarıyla hem sevecen hem de otoriter bir kadın görünümündedir.

Kostümler…

Oyuncuların kostümleri, makyajları gayet başarılı olmuş. Dönemin ekonomik ve sosyal koşullarına uygun olarak hazırlanmışlar. Oyuncunun iyi bir makyaj sayesinde canlandırdığı karaktere benzemesi önemlidir. Bunlarla birlikte ışıklandırma, kamera açıları, dekor ve kostümler konuyu daha inandırıcı kılmıştır. Bazı oyuncuların karanlık bir geçmişi ya da içsel çatışkılarını yansıtmak için gölgeli makyaj, izleyiciye o karakterin duygusal durumunu daha derinden hissettirmektedir. Özellikle Onur Tuna, Pelin Akil, Necip Memili, Engin Şenkan ve Cemal Hünal’ın makyajı ve giydikleri kostümler son derece etkileyici olmuş.   

Filmin final sahnesinden iki alıntı ile bitirelim.  

Atatürk, konuklar gittikten sonra, mutfağa son derece karizmatik bir biçimde iner. Basamakları inerken ayakkabılarının çıkardığı sesler bize yakın gelecekteki güçlü Türkiye’yi yansıtmaktadır. Atatürk mutfağa girdiğinde, karnının aç olduğunu söyler. Ahir hemen bir şeyler hazırlamak ister. Küçük Elif ise tatlı bir uykudadır. Onun köyünden getirdiği ve kimselere vermediği çıkınında yöresel bir ekmek vardır. Atatürk, bu ekmeği alır ve yemeğe başlar. Bu sahne ile Atatürk’ün mütevazı, hoşgörülü ve insancıl yönü simgeleniliyor. Ekmek sahnesi birçok açıdan önemlidir. Söz gelimi, geçmiş ve gelecek arasında bir bağ kurulmuştur. Belleğimize ise hemen “Köylü, bu milletin efendisidir!” sözleri geliyor... Ekmek denildiğinde, üretim ve paylaşım duygusu yansıtılıyor.

Son Akşam Yemeği, Osmanlı’nın son dönemi ile kurulacak olan Türkiye’nin kesişme anını yansıtıyor. Politik dehlizlere dalmadan yazılan dengeli bir senaryo sayesinde bir barış teması içinde düzeyli bir filim olduğunu söyleyebiliriz.   

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

2012’de kaç kitap basıldı, ne kadar ok..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Palmet Bay

24 Aralık 2025

Saliha Yadigâr: “Öykülerim kusursuz bi..

Bir öykünün kısa ya da uzun olması, onun başarısı hakkında ölçüt değildir.Saliha Yadigâr, öyküleriyle tanıdığımız bir yazar. Son öykü kitabı Zinhak’la bizi yazlıklara, küçük kıyı kasabalarına, çocukluğumuza, eski aşklarımıza götürüyor. Bu..

Devamı..

Onu Neden Aldılar?

Didem Kazan Sol

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024