Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

7 Temmuz 2026

Edebiyat

Balzac, Dickens, Dostoyevski, Zweig: Üç Büyük Usta'yı neden okumalısınız?

Erdinç Akkoyunlu

Paylaş

0

0


Tanrının çalışma sistemi basit ama etkilidir: Önce şartları olabildiğince çetin hale getirir. ‘Buradan çıkılamaz’ dediğiniz kuyuya düşürür. Ama yeterince bekleyip hayatta kalabildiğiniz sürece işler değişir. Ya gündüz dünyamızı aydınlatan ya da gece bizi felsefi düşüncelere sürükleyen bir yıldızın peyda olması ile yolunuza ışık tutar, tutunduğunuz yaşam ile ölüm arasındaki yer fark edilir ve bir el mutlaka uzanır. Kuyu artık bir başarı hikayesidir. Tanrı böyle çalışır.  Uzay boyutlarında 100 milyon kilometre gibi kısacık fakat bizim için en güçlü motorla bile kat edilmesi 7 ile 12 ay gibi süre isteyen yerden çekilen fotoğrafta mavi, soluk bir başka nokta olarak görülen dünya üzerinde bugüne kadar bilimsel araştırmalar ışığında 100 milyarın üzerinde insan yaşadığı öngörülüyor. Ve bu üreme faaliyeti, eninde sonunda iletişim devrimi yaratan yazının bulunmasına uzanıyor. Sonrası çorap söküğü: Buna paralel insan düşüncelerinin kurgusal bir iklimle selülozdan yapılan kolay bulunan ve bolca imal edilen kağıtlar üzerine edebiyatın nakşedilmesiyle bambaşka bir boyuta ulaşmasını sağlıyor. İşte tam da bu noktada Tanrının çalışma sistemi bir kez daha kendisini gösteriyor. 

19’uncu yüz yılın sonlarına doğru tam olarak 28 Kasım 1881’de Avusturya’da Yahudi bir ailenin çocuğu olarak Stefan dünyaya geliyor. Varlıklı Zweig ailesinin reisi Mortiz, oğlunun bir felsefeci, düşünür ve yazar olması için servetinin önemli bölümünü özel hocalara harcayarak çocuğuna küçük yaştan itibaren Yunanca, Latince, İngilizce, Almanca gibi dilleri öğretiyor. Dünyaya bakışını değiştiriyor. Onu felsefeye, sanata ve edebiyata yöneltiyor. Dünyayı daha ilk anlarından itibaren kendisi için hazırlanmış bir senaryo ile yaşamaya başlayan Stefan da yatırımın hakkını veriyor ve daha genç yaşta büyük işlere girişiyor. İşte tam olarak Tanrı’nın çalışma biçimi burada netleşiyor. Zweig, İkinci Dünya Savaşı esnasında Yahudi olmanın bedelini ülkeler arasında zorunlu sürgünler ile geçirirken, beri yandan, sadeliğin ihtişamı yani süslü ve iri ifadelerle, derin tasvirlerle, ağır alt metinlerle edebiyat yapmak yerine duru, yalın aynı zamanda da vurucu bir üslubu benimsedi. Edebiyat konusunda yetenekliydi, nitelikli öykü ve romanlar ortaya koydu ama yazarlığının Everest dağ dizisini biyografi metinleri oluşturdu. Çünkü o güne kadar yazarlar kendi edebi niteliklerini kendi kurgusal metinlerini toplumla buluşturup, buradan maddi ve manevi başarı sağlamak üzerine harcadı. Kimse o güne kadar Zweig gibi oturup da kendisinden birkaç asır önce yaşamış ve o günkü popülerlikleri bugünkü klasikler nitelemesiyle karşılanmayan yani geçmişte kalmış, yaşanmış bitmiş, unutulmuş yazarları ön plana çıkartmak için uğraşmadı. Fakat Stefan Zweig, Tanrı’nın o güne kadar yeryüzüne gönderdiği özel yazarların neden özel olduğunu anlatması için kendisine verdiği görevi eksiksiz biçimde yerine getirme tutkusundan bir an olsun vazgeçmedi. Ve böylece ortaya pek çok biyografi metni çıktı. Daha önce Tolstoy, Stendhal, Kleist, Hölderlin, Nietzsche hakkında da yazdı ama bunlar arasında Fransız Balzac, İngiliz Dickens ile Rus Dostoyevski’yi anlattığı Üç Büyük Usta isimli metnin yeri ayrıdır.

Üç Büyük Usta, Stefan Zweig’in kitap yazıldığında görece popüler olan 3 farklı yazarı ele aldığı biyografi metni olarak ün salmıştır ki bu etiketlemede kazın ortopedik sistemi öyle değildir. Üç Büyük Usta, genel kanının aksine Balzac, Dickens ve Dostoyevski’yi ayrı ayrı eşit şekilde yani üçünü de yazarlığı, etkileri ve dünya edebiyatına kazandırdıkları ile irdeleyen bir metin değildir. Zweig, Üç Büyük Usta metnini tam olarak tek başına Dostoyevski’yi yazmak istemediği için ya da Dostoyevski’yi tek başına yazdığında aynı etkiyi yaratamayacağını düşündüğünden ötürü Balzac ve Dickens ile birlikte ele alır. Bu iddiayı daha önce duymadınız mı? İşitmemenizin nedeni kimsenin bunu öne sürecek denli benim kadar boşboğaz cesaretinin olmaması değil; Zweig’in biyografi yazarı olarak küçümsenip, eserlerinin tam olarak hakkı verilerek incelenmemesinden kaynaklı.

Napolyon sahneye çıkıyor

Üç Büyük Usta, Fransa edebiyatının en üretken ve en çalışkan ama aynı niteliği eserlerinin hepsinde yakaladığı da bir o kadar meçhul olmasına karşın aynı derecede meşhur yazarı Honere de Balzac ile başlar yanılgısı, sizi alıp başka diyarlara götürür. Üç Büyük Usta’nın ilk yıldızı dünya savaş tarihinin kaderini değiştiren taktiklerin yaratıcısı ve sıradan bir askerken Fransa tahtına oturan Napolyon’dan başkası değildir. Ne o; yoksa Zweig’in doğrudan Balzac’ın yazı kaliteli ile mi esere başlayacağını düşünmüştünüz? Balzac’ın alt metinlerine inen Zweig, Üç Büyük Usta’da mealen şunu söylüyor: Balzac, gözlerini dünyaya açtığında karşısında dünyayı savaş meydanlarında kan dökerek avucunun içine alan Korsikalı küçücük dev bir adam buldu. Napolyon nasıl ki hırsı uyarınca savaş geleneklerini kazanma uğruna yerle bir edip düşmanlarını yok ettiyse Balzac da edebiyatın Napolyon’u olmak için çalıştı. Kendi içindeki tüm insanları, birer roman karakterine dönüştürerek onları en acımasız, en zalim, en tutkulu, en vahşi, en cimri, en tatminsiz şekli ile edebiyata yansıttı. 

“Çağdaş tarihte Napolyon nasıl eşsizse, evrensel hayatın özlü ve yoğun bir örneğini avuçlarında toplamış olan İnsanlık Komedyası’nın dünya çapında kazandırdığı bu zafer de yeni çağların edebiyatında aynı şekilde eşsizdir. Ama çocuk Balzac’ın rüyası dünyayı fethetmekti, hiçbir şey küçük yaşta kurulan bir hayalin gerçekleşmesinden daha güçlü olamaz. Napolyon’un bir resminin altına şöyle yazmış olması boşuna değildir ‘Onun kılıçla sona erdirmediği şeyleri ben kalemimle tamamlayacağı.’

Metin uzunca süre boyunca Balzac’ın kahramanlarından ve onun Balzac’ın gerçek dünyaya yansıtamadığı benliklerinin izdüşümü olduğundan söz ediyor. Balzac’ın para, güç, şöhret tutkusu ile rol model aldığı Napolyon arasında bağ kuran Zweig, yazın dünyasında kimsenin kolay cesaret edemeyeceği bu bağlantı üzerinden derinlikli bir psiko-sosyal analiz ortaya koyuyor.

Dickens birleştirici güç

Üç Büyük Usta bir çikolatalı pasta ise tabanı ve çikolata parçalarının yer aldığı bölüm Balzac’tır. Dickens ise taban ile tavanı bir arada tutan krema kısmını oluşturur. Zweig, bu metinde Balzac’ı yine tüm defolarına rağmen ne kadar doğal, yaratıcı, halk için yazan bir muharrir olarak överken Dickens’in ise eskinin çok okunan, şöhretli ama etliye sütlüye karışmayan metinleri de satmaya yönelik kurgulanmış yazarı olarak anlatır. Dickens, daima düzenin adamı olmuş, saray ile arasını bozmamış, Byron, Shelley, Oscar Wilde içlerindeki İngiliz’i yok etmek isterken Dickens bu işe de karışmamıştır. Shakespeare yeni yüz yılın oğlu iken, Dickens ise İngiliz burjuva sisteminin tezahürü idi. Bunu da Dickens’in ultra yoksul başladığı yaşamın zorluklarına bağlar. O kadar zor şartlarda yaşam sürmüştür ki şimdi eşrafı aykırı fikirlerle üzmek yerine onları mutlu edip, kendi cebini de dolduracak metinler yazmakla meşguldür. Ama Dickens buna rağmen kötü yazar değildir Zweig’e göre. “Dickens, bütün burjuva dünyasını unutuluşun külleri arasından çekip çıkarmış ve ona bütün parlaklığını yeniden kazandırmıştır. Burjuva hayatı yalnızca onun eserlerinde canlı bir dünya halini alabilmiştir. Hoşgörüsü ile bu dünyanın küçüklüklerini ve çılgınlıklarını anlaşılabilir hale getirmiştir, sevgisi ile dünyanın güzelliklerine dokunabilmiş ve onu batıl inançlarını yepyeni ve son derece şairane bir mitoloji haline sokabilmiştir.”

Meydanın asıl sahibi geliyor

221 sayfalık kitabın 85 sayfası Balzac ile Dickens’e ayrılırken, Dostoyevski bölümünün hem hacmi hem niteliği kendini ilk bölümden belli ediyor. Zweig, diğer iki yazarda uygulamadığı şekilde Dostoyevski’nin insanlık için anlamı ile işe başlıyor. Sayfalar boyunca Dostoyevski’nin derinliği, gücü, yöntemini anlatıyor Zweig. Ardından yazarlık tarihinin bir özetini geçiyor. Nasıl başladı, nasıl yanlış anlaşıldı, nerede irdelendi, sürgüne gitti döndü, değişti… Kumar tutkusu da var işin içinde sara nöbetleri de. Saranın Dostoyevski eserlerindeki imgelem gücünün itici etkisi olduğuna dair çıkarım da. Hastalık, yoksulluk, yoksunluk, kardeş kaybı, borçlar hepsi Dostoyevski’nin edebiyatını ve dolayısıyla dünya edebiyatını da değiştiriyor. Borç uğruna yazılmış metinler, zamanla gelip dünya edebiyatının klasikler dizininin büyük bölümünü oluşturuyor. Kumar masasına oturduğunda sadece maddi kayıp yaşamıyor aynı zamanda karakterleri için maddi değeri yüksek bir deneyim de yaşıyor. Turgenyev ile yaşadığı süngü savaşı da var Tolstoy ile uzak atışlarla meydana gelen hücumlar da. 

“Dostoyevski, yarattığı kahramanlarını sinirlerinin en uç noktalarına varıncaya kadar görebilmektedir; rüyalarının derinliklerine kadar sokulabilmekte, tutkularının izlediği seyri hissetmekte, sarhoşluklarını kalburdan geçirircesine incelemektedir; manevi özelliklerinin en küçük bir parçası bile kaybolmamakta, bir tek düşünceleri bile gözden kaçmamaktadır. Gerçeği sezgi ve hayal gücü ile kavrayan bir insanın keskin görüşlülüğü ile ışığa çıkarmadığı hiçbir karmaşık ruh hali yoktur. Sanatın kölesi haline getirdiği kişileri bağlayan zinciri halka halka meydana getirmektedir. İç hayatımızla ilgili her türlü gerçeği aydınlatabilmiştir. Ortaya koyduğu eserler hiçbir şeyin sarsmayacağı kıyamayacağı kadar sağlamdır.”

Zweig, tıpkı Balzac ile Dickens’e yaptığı gibi Dostoyevski’nin roman kahramanlarını da tek tek ele alır ve onların bugüne dek görülmemiş özelliklerini parlatır. Onları ortaya çıkarır.  Sonra Dostoyevski’yi Balzac ile karşılaştırmalı okuma tekniği ile karşılaştırır. Bol bol Goethe, Shakespeare, Michelangelo, Flaubert, Dante, Stendhal vurgusu yapar Zweig. Bu yazarlar ve daha sayamadıklarım, metnin gizli kahramanları olarak yerini alır. 

Özetle; Zweig dünya edebiyatında Napolyon ile kendini ve karakterlerini özdeşleştiren Balzac, yoksul bir aileden gelip kendini burjuvaya sevdirmek için çabalayan Dickens ile acıların çocuğu, genci ve adamı Dostoyevski’yi ele alır. Bu üç birbirine benzemez, nitelik ve nicelik olarak farklı yazarı tek metinde toplamasının nedeni dünya okurlarının beğeni ortalamasına seslenmek istemesidir. Balzac gibi yarı komedi-yarı dram ve çokça metin üreten yazarlar, Dickens gibi kurguya ve karaktere eğilip suya sabuna dokunmayanlar bir de Dostoyevski gibi en derinden gelip zirveye çıkanlar ama bunu önemsemeyenler, unutulmazları ortaya koyanlar. Metnin Dostoyevski’yi anlatmak için yazıldığına kuşku yok ama tek başına Zweig’in Dostoyevski’yi yazmamış olmasının nedeni dünya okurlarının bu ortalama yazar eğilimini göstermenin ötesinde Balzac ve Dickens ile Dostoyevski’nin gücünü parlatmaya dönük arzudan kaynakladığı da açık. Zweig, aklında bir Dostoyevski metni yazmak varken bunu daha kalıcı ve daha okunur kılmak, okur kitlesini genişletmek için araya farklı tatları da koyarak ama asıl amacından da vazgeçmeden bir edebi kurgu geliştirmiş. Yazarlar bazen tek bir cümlede geçecek fikirleri için koca bir ormanı katledecek şekilde kitaplar yazabilirler. Genetik kodlamanın eseri: Tanrı, önce bu deha seviyesindeki yazarları dünyaya gönderip ardından onlardan daha zeki ama edebiyat yazmak yerine onları incelemek gibi dönemin popüler olmayan bugün de pek tutulmayan bir işin yapan Zweig’i ardından yollayarak, ortaya koyduğu edebi yaratımı çifte kavrulmuşa döndürüyor. Bugünün sorunu, büyük yazarların ortaya çıkmamasında yatıyor. Sorunlar hala sorun, insanlar hala insan ama günümüzün yazarı daha popüler nasıl olurum derdine düştüğünden başını ne yargı, ne iktidarlar ne de okurlarla derde sokacak büyük metinlerin peşine düşmüyor. Büyüklük olmayınca da yeni Zweig’ler ortaya çıkıp bunları yazamıyor. Ama insan sormadan edemiyor keşke Zweig, Yaşar Kemal’i de Marquez’i de, Hemingway’i de görseydi kim bilir neler yazardı. Sahi Zweig neredeyse yaşıtı Franz Kafka’yı görmüş ama derin bir ama hakkında suskunluğa kapılmış. Yoksa Zweig gibi açık fikirli bir filozof aydın yazar bile Kafka’yı döneminin çok uçuk kaçık kişisi olarak mı görmüş. İşte bu da bir gün Zweig ile karşılaşırsak sormamız gerekenler listesinin ilk sırasında yer almalı. 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Sait, Arkadaşımız…Haydar Ergülen
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

2 Nisan 2026

Yabancı Hisse Senedi Alımı İçin En İyi..

Apple, Tesla, NVIDIA veya Microsoft gibi küresel devlerin büyüme hikayesine ortak olmak günümüzde her zamankinden daha kolay. Ancak yatırım yolculuğunuzda kârınızı maksimize etmenin en önemli adımı, doğru aracı kurumu seçmekti..

Devamı..

Yarayı Taşımak, Haritasını Çıkarmak: Y..

Feride Şenol

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024