Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

5 Eylül 2022

Kitap

“Büyük Defter Kanıt Üçüncü Yalan”da Savaşın İnsan Halleri

Mehmet Hanifi

Paylaş

2

0


Edebiyat bir savaşı durduramaz ama insanı savaşa karşı dayanıklı ve duyarlı hale getirir. 

Yangından kaçarcasına Büyük Şehir'den Küçük Şehir'e, kasabalara, en kuytu yerlere kaçıp kendine güvenli bir sığınak bulmaya çalışır insanlar ama nafile çünkü savaş her yere sıçramıştır, geniş çaplıdır tehdit, kaçanlardan önce olay mahalline varmıştır. Savaş bir başladı mı insanın ‘Benden uzak dursun’ demesi mümkün müdür? Ateş bir yerinden yakalar ve canını oradan yakmaya başlar.

Savaşı reddetmekten başka çaremiz var mı? Barışı kim ya da hangi çevreler istemeyebilir? Hangi gözü dönmüş çılgın çıkarları için başımıza bir savaşı bela eder, kapımıza kötülüğünü, cehennemini bağlar sürekli?

Savaş öncesi, savaş dönemi ve savaş sonrası dönem bütün çıplaklığıyla ve sertliğiyle yaşanmaktadır. Savaş en fazla kadınların ve çocukların canını yakmaktadır. Her şey hızla değişmektedir, insanlar yerinden yurdundan edilmektedir, göç etmek ve savaşla yüzleşmek zorunda kalırlar. Kitabı okurken baştan sona kendinizi bir savaşın içindeymişçesine hissederseniz. Yer yer yutkunur, soluğunuzu tutarsınız, gözleriniz dolar. Sarsıcı bir kitaptır Büyük Defter Kanıt Üçüncü Yalan. Gördükleriniz, hissettikleriniz size yabancı olmamasına rağmen, bu kadarına da pes dedirten duraksamalarla koltuğunuzda arkanıza yaslanır, ‘Acı acıyla yarıştırılmaz ama onların acısı benim acımdan daha büyük’ diye düşünmeye başlar, kendinizi bir nebze şanslı sayar, rahatlamaya ve oyalamaya çalışırsınız. Söz konusu savaş yanı başınızdaydı hep, bizden uzağa gitmedi hiç, savaşla büyüdü çoğumuz.

Bir savaşın içindeyseniz şarkılarınız en çok savaşı söyler ve savaşın varlığını hatırlatır daima. Köşe başlarında yasaklarla ve baskılarla sık sık yüz göz olursunuz. Olağan şeyler askıya alınmıştır. Bir duvar yazısında, asılan bir afişte sürekli bir savaş gerçekliğiyle karşılaşırsınız. Tam bir kuşatma havası ve sıkıyönetim hali hâkimdir, çember günden güne daralmaktadır. Belirsizlik kol gezer sokaklarda. Hırsızlık, yağma ve talan, tecavüz ve istismar had safhadadır. Gayri meşru yaşamlar çoğalmaktadır. Çürüme ve yozlaşma her tarafı sarmaktadır.

Savaştan kaçarken insan içinde savaş barındırmayan bir yaşam kurabilir mi kendine? Ne yazık ki savaşın gölgesinde kurulan yaşamlara şiddetin, çatışmanın, ölümün kokusu siner. Çocuklar savaşın diliyle büyümeye başlarlar, savaşın dilinde kendilerine bir yaşam kurmaya çalışırlar. Oyun oynayamazlar sokakta artık, anne babalarını, yuvalarını, arkadaşlarını yitirmişlerdir, insanın ve savaşın olduğu bir yer güvenli değildir artık. Oyunlarına savaş bulaşmıştır, savaşı öğrenir ve yaşamaya başlarlar. Belki de yaşlıların, anneannelerin, küçük kardeşlerinin sorumluluğu veya kötürüm bir başka insanın sorumluluğu onlarına omuzlarına yüklenmiştir, dilenmek zorunda kalırlar, meyhanelerde armonikalarıyla sarhoşları, kaçıkları eğlendirmeye çabalarlar. Babaları silah altına alınıp cephaneye gönderilirken, anneleri Büyük Şehir’de kalmıştır. Yoksulluk ve yoksunluk dört bir yana yayılmıştır, önüne geçilemez hastalıklar baş göstermiştir. Savaş, ötekileri yaratmıştır. Savaş çocukları sevgisiz ve ilgisiz bırakır. Savaş tutunamayan, yersiz yurtsuz, hasarlı insanları çoğaltmıştır.

“Kimseyle savaşmak istemiyorum. Düşmanım yok benim. Evime dönmek istiyorum.”

"Büyük Defter"de anlatıcı ikizlerdir, onların sesini duyarız. Bu bölümde bir tek ses vardır, ikizler tek kişiymiş gibi konuşurlar. Lucas’ı ve Claus’u ayırt edemeyiz pek. Tek farklılıkları aynı olan isimlerindeki harflerin yer değiştirmiş olmasıdır. Seslerin birbirine karışması roman açısından bir handikap olarak değerlendirilebilir. İkiz olmasına rağmen her birinin kalp atışını ayrı ayrı duymamız gerekmez miydi? Savaş öncesi dönem iki kardeşin gözünde bütün saflığıyla ve masumluğuyla aktarılır. İkizler, ailesiz kaldıkları için anneanneye teslim edilirler. İki kardeş birbirlerinin çaresizliğine yaslanır. Çocuklar arasındaki iktidar kavgası el değiştirir.

"Kanıt"ta, üçüncü tekil kişinin sesi hâkimdir. Kamera Lucas’a tutulmuştur bu kez. Onun çırpınışlarıyla, yer yer derinleşen trajedilerle giriftleşen ayak izlerinin izini süreriz. Bir yetişkin gibi davranır. Kötü koşullarda yetiştiği için kötülüğü sahiplenir. Claus gitmiştir, kaybolmuştur. Aile dağılıp parçalanmıştır. Savaş döneminde savaş, günlük yaşantının her ayrıntısına sızmıştır.  Hastalık ve kıtlık baş göstermiştir. Ensest ilişikler kaçınılmazdır.

"Üçüncü Yalan"da, Claus’un Küçük Şehir’e dönüşüne tanıklık ederiz. Olay örgüsünün kör düğümleri yavaş yavaş çözülmeye başlar. Sahnede Claus’un hikâyesi belirginleşmeye başlar. Sona gelinmiştir. Trajedi derinleşir.

Macar yazar Agota Kristof eşiyle birlikte Stalin karşıtı bir ayaklanmada yenilince ülkeyi terk edip İsviçre’ye yerleşmek zorunda kalır. Yazar, adını koymasa da savaş ikinci dünya savaşını aklımıza getirir. Yer dünyanın herhangi bir yeridir, zaman savaş çağıdır. Çift kutuplu dünyanın soğuk çatışması ve çılgınlığı tırmanmıştır.  Kurtarıcılar çare getiremez. Onlar da kendi otoriteleriyle ve yasaklarıyla gelip halkın hayatını işgal eder. Savaş bitmez. Dost ve düşman kavramları yer değiştirir. Yazar yeni rejime de ağır bir eleştiri yöneltir. Savaş halinin sürekliliği gelecek tasavvurunu askıya aldırır. Savaş varken umuttan bahsedilemez. Aile bir safsatadır, fantezidir.

Büyük Defter Kanıt Üçüncü Yalan romanı okunurken allak bullak eden sarsıcıcı ve sert olduğu kadar dokunaklı yanlarıyla okurların hafızalarında iz bırakacağa benziyor uzun bir süre. Okurun hemen ilk sayfalarından başlayıp karanlık bir dehlize giriş yaparak başlattığı yolculukta iyimserlik, yardımlaşma, sahiplenme,  aşk ve yazdıklarını not edip yaşadıklarına bellek oluşturmaya çalışan karakterler labirentin sonundaki aydınlığa çıkabilecekler mi? Okunduktan sonra savaş kadar barış için de belki onlarca ders çıkarabileceğimiz etkileyici bir kitap. Pier Paolo Pasoloni’nin Salo ya da Sodom’un 120 Günü filmini izlerken nasıl faşizmle ilgili duygularımız ve düşüncelerimiz nefret seviyesine tırmanıyorsa, Büyük Defter Kanıt Üçüncü Yalan için de savaşla aramıza mesafeyi çoğaltacak kadar etkileyici bir roman.

İşte bunun için edebiyatın varlığı pek kıymetli. Edebiyat bir savaşı durduramaz ama insanı savaşa karşı dayanıklı ve duyarlı hale getirir. 

Savaş bir daha hiç yaşanmasın diye, barışın iklimi bütün bir yeryüzüne ve gökyüzüne dağılsın ve yeşersin güçlü kökleriyle.

“Kadın: Görmediler mi? Salak! Bütün yük, keder bizde: Çocukların beslenmesi, yaralıların bakımı. Savaş bitince siz hepiniz kahraman oluyorsunuz. Ölünce kahraman, gazi olunca kahraman, malul olunca kahraman. Bu yüzden savaşı siz erkekler yarattınız. Sizin savaşınız bu. Siz istediniz, dövüşün öyleyse, kıçımın kahramanları!”

 

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Psikanaliz ve MarksizmJ. D. Bernal
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

B. T. Yılmaz

19 Mart 2026

Robert Duvall: Sinemada Her Zaman Gerç..

"Sabahları napalm kokusunu seviyorum... Kokusu... zafer gibi.”Böyle diyordu Duvall, Francis Ford Coppola'nın Apocalypse Now  (1979) filmindeki Wagner hayranı, sörf meraklısı ve sadece 11 dakikalık bir oyunculuk gösterisiyle bir sinema ikonu yaratmayı..

Devamı..

Kapitalizm Öldü mü, Yoksa Taht mı Deği..

Uğur Ugan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024