Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

20 Şubat 2026

Edebiyat

Arjantin'in Kavurucu Güneşi Altında Gezen Hayaletler

Eser Kuru

Paylaş

0

0


Metnin damarlarında dolaşan bir başka zehir daha var: Arjantin'in askeri diktatörlük dönemi.

Mariana Enriquez'in Yangında Kaybettiklerimiz'ini biraz rötarlı okudum. Kitap 2016'da yayımlandı, Türkçe çevirisi de bir süredir raflarda. Ama bazı kitaplar vardır; kapağını kapatsanız bile içindeki ses susmaz. Sizi dürtmeye, huzursuz etmeye devam eder. Bu da tam öyle, tekinsiz bir kitaptı.

Enriquez’in kaleminde "tekinsiz" dediğimiz şey; korku edebiyatının o alışıldık, karanlık sığınaklarından çıkıp gün ortasında, ter kokan bir otobüs durağına ya da Buenos Aires'in çamurlu varoşlarına iniyor. Yazar, türün klasik malzemesini alıp nehir kıyılarına, izbe sokaklara, güneşin asfaltı erittiği o boğucu sıcağa fırlatıyor. Sanki gündüz gözüyle görülen dehşetin, karanlıktakinden çok daha sarsıcı olduğunu ispatlamak istiyor. Yangında Kaybettiklerimiz raflarda korku/gerilim kategorisinde duruyor olabilir ama sizi doğaüstü varlıklardan çok daha tehlikeli bir "gerçeklikle" sınıyor. Enriquez'in karanlık kurmaca unsurları yatağın altından çıkmıyor çünkü. Onlar; yozlaşmış polisler, sokakta tiner çeken çocuklar, kanıksanmış sefalet ve bir ülkenin kanlı tarihi. 

Eleştirmenler buna "Arjantin Gotiği" ya da "Kirli Gerçekçilik" demeyi seviyor. Ama okur için bunun adı düpedüz huzursuzluk. Yazar, Latin Amerika'nın eşitsizliğini ve şiddet sarmalını alıp korku öğeleriyle harmanlıyor. Ortada gölgelere saklanan canavarlar yok; ama uyuşturucunun, açlığın ve şiddetin insan bedeninde yarattığı deformasyon var. Herhangi bir polisiye hikâyesinden daha kanlı. Örneğin "Kirli Çocuk" öyküsünde, orta sınıf, korunaklı bir kadının kapısının önündeki evsiz çocukla –ve aslında o çocuğun temsil ettiği sınıfsal uçurumla– yüzleşmesine tanık oluyoruz. Korku, bir şeyin aniden üzerinize atlamasından gelmiyor; o çocuğun orada olmasından, sizin onun orada olduğunu bilmenizden ama hiçbir şey yapamamanızdan geliyor.

Enriquez'in elinde Buenos Aires, çıkışı olmayan modern bir labirente dönüşüyor. Bir sahnede karakterlerden biri şöyle diyor: "Buenos Aires'te hayaletler yok, ama kayıp insanlar var. Bu daha kötü." 

Metnin damarlarında dolaşan bir başka zehir daha var: Arjantin'in askeri diktatörlük dönemi. Enriquez için geçmiş asla "geçmiş" değil. Devlet eliyle kaybedilen binlerce insan –los desaparecidos– öykülerde birer metafor olarak değil, bugünün travmaları olarak nefes alıp veriyor. Yazarın dili tam bu noktada bir neştere dönüşüyor; keskin, soğuk ve asla duygusal değil. Ajitasyon yapmıyor, ağlak bir ton kullanmıyor. Sadece gösteriyor. "Adela'nın Evi" öyküsünde olduğu gibi; kayıp bir kadının ruhu evinde yaşamaya devam ediyor ama intikam peşinde değil, sadece unutulmamak derdinde. Belki de en korkunç yanı bu. 

Kitaba adını veren o son öykü ise zihne batan ve orada iltihaplanan bir kıymık gibi. Kadınlar kendi bedenlerini yakıyorlar. Erkek şiddetine, kadın cinayetlerine karşı buldukları tek çözüm bu: "Bizi siz yakmadan, biz kendimizi yakalım." Kulağa delice geliyor ama Enriquez atmosferi öyle bir kuruyor ki, kadınların yanık izlerini birer madalya gibi taşıdığı, güzellik algısının yerle bir edildiği bu dünyada çarpık bir mantık aramaya başlıyorsunuz. Yanık kadınlar sokaklarda yürüyor, kafeler açıyorlar, bir cemaat oluşturuyorlar. Yazar burada bizi çok ince bir buzun üzerinde yürütüyor. Bu bir özgürleşme hikâyesi mi, yoksa seçeneksizlikten doğan bir özgürlük illüzyonu mu? Öyküde bir anne, "Neden bunu yapıyorsunuz?" diye soran kızına şu cevabı veriyor: "Çünkü biz zaten yanıyoruz. En azından şimdi ateşi biz seçiyoruz."

Enriquez’in üslubu, anlattığı dehşetin aksine son derece soğukkanlı ve mesafeli. Korku yazarlarının çoğu sizi süslü sıfatlarla boğmaya çalışırken, Enriquez tam tersini yapıyor. Bir kadının parçalanmış cesedini anlatırken bile tonu değişmiyor; sanki yarınki hava durumunu anlatıyormuş gibi sakin. "Ceset birkaç gün orada kalmış. Kimse fark etmemiş. Ya da fark etmiş ama umursamamış. Buenos Aires'te bu ikisi aynı şey zaten," diyebiliyor. 

Bu kitabı okurken içimizin karanlık köşelerine ittiğimiz, metrodan inerken başımızı çevirdiğimiz ya da haber akışında geçiştirdiğimiz o "gerçekler" asıl canavar olarak karşımıza dikiliyor. Kitabı bitirdiğimde dışarıda hava çoktan kararmıştı. Ankara'nın kış ayazında pencereye yaklaştım; aşağıda yüzlerini şallarına sarmış, hızla yürüyen kadınları izledim bir süre. Enriquez'in o kavurucu, harlı Arjantin sıcağında anlattığı yangınları düşündüm. Bir an için, görünmezi görebilmek istedim. Ya da belki de sadece bu hayatta hâlâ hiç yanmamış bir kadın yüzü kalmış mı, onu görmek istedim.

*Mariana Enríquez, Yangında Kaybettiklerimiz, Çeviren: Berna Kestane, Domingo Yayınevi, 2024

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Kuşbakışı Dünya... Olağanüstü...Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

3 Şubat 2026

Kısa Sürede Çok Şey Hissettiren Rotalar

Hafta sonu tatili için karar vermek, zaman zaman zorlayıcı olabilir. Ancak, Türkiye’nin güneydoğusu ve güneyi, kısa sürede hem kültürel hem de duygusal anlamda yoğun bir deneyim sunan şehirlerle dolu. Özellikle Gaziantep, Mardin ve Adana gibi şehirler, tarih, k..

Devamı..

Dolanan Kökler ve Miras Kalan Hikâyele..

Caner Almaz

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024