John Searle kurmacayı taklit olarak görürken Kendall Walton bunu hayal oyunu olarak tanımlar.
“Kurmaca nedir?” sorusu analitik felsefe literatüründe 20. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak 21. yüzyılda da hâlâ güncelliğini koruyan bir tartışma konusu. Bu soruya verilen başlıca yanıtları kronolojik olarak aktarmak üzere John Searle, Kendall Walton, Gregory Currie, David Davies ve son olarak Catherine Abell’ın görüşlerine kısaca değinmek istiyorum.
John Searle “The Logical Status of Fictional Discourse” (Kurgusal Söylemin Mantıksal Durumu) makalesinde konuşma eylemi teorisi kapsamında kurmaca yazarlarının bir iddiada bulunduklarını ama bu iddianın taklitten ibaret olduğunu savunur. Searle’e göre söylem eylemleri, konuşmacının söylem performansıyla gerçekleştirdiği eylemleri ifade eder: iddiada bulunma, soru sorma, emir verme, vaatte bulunma, özür dileme gibi. İddia da belirli semantik ve pragmatik kurallara tabi olan özel bir tür söylem eylemidir. Konuşmacı bir iddiada bulunurken, Searle’in deyişiyle, “ifade edilen önermenin doğruluğuna kendini adar”. Kurmaca yazarı ifade edilen önermeleri taklit ederek iddia etme eylemiyle ilişkili semantik ve pragmatik kuralları askıya alır. Bir söylemi kurmaca yapan da bu kuralların askıya alınmasıdır.
Kendall Walton Mimesis as Make-Believe (Hayal Ürünü Olarak Mimesis) adlı eserinde kurmaca ve hayal gücü arasındaki yakın ilişkiyi vurgulayarak kurmacanın hayal oyunu olduğunu savunmuştur. Walton’a göre hayal oyunu sahne eşyalarının bir yaratma ilkesine göre kullanıldığı bir hayal gücü egzersizidir. Mesela, “Bir araba görürsen onun bir ejderha olduğunu hayal et” şeklinde bir yaratma ilkesini izleyerek kolayca bir hayal oyunu oluşturabiliriz. Walton inançların doğruluğu amaçladığını, hayal ürünlerininse kurmacalığı (fictionality) amaçladığını iddia eder. Dolayısıyla Walton’a göre bir şeyi kurmaca yapan, hayal oyunlarında sahne eşyası olarak hizmet etme işlevidir. Kurmacalığın tanımı böylece yalnızca metinlerle sınırlı kalmaz, aynı zamanda sahne dekorları, temsil içeren görsel sanat eserleri ve oyuncaklar da kurmacanın alanına dahil olur.
Hayal gücü ve kurmaca arasındaki yakın ilişki Walton’dan sonraki literatürde de büyük ölçüde korunmuştur. Gregory Currie The Nature of Fiction’da (Kurmacanın Doğası) bu bağlantıyı geliştirerek Searle’ün görüşünü reddetmiş ve Paul Grice’ın iletişimsel eylemler hakkındaki görüşüne dayanan alternatif bir söylem eylemi (kurmaca yapma eylemi) teorisi önermiştir. Grice’a göre iletişimsel eylem “birine açıkça bir şey söylemek” anlamına gelir, diğer bir deyişle iletişimsel eylemde bulunan konuşmacı alıcının önermeye inanmasını amaçlarken aynı zamanda alıcının bu niyetin farkında oluşunu hedefler. Currie’ye göre kurmaca yapmak hayal oyununa yönelik bir iletişimsel eylemdir. Walton’ın hayal gücü kavramına vurgu yapan Currie iddianın inanca yönelik olduğunu ama kurmaca yazarlarının alıcıların hayal gücünü harekete geçirme niyetine sahip olduğunu iddia eder. Fakat bu koşul gerekli olmakla birlikte yeterli değildir. Truman Capote’nin Soğukkanlılıkla eserinde olduğu gibi hayal gücünü harekete geçirmeyi amaçlayan ama aynı zamanda gerçekten yaşanmış olayları aktaran karşı örneklerden kaçınmak için Currie eserin en fazla tesadüfen doğru olabileceğini ve kurmaca bir eser olarak kabul edilebilmesi için bu ek şartın sağlanması gerektiğini öne sürer. Bu nedenle kurmaca söylem, yani alıcıda hayal oyununu harekete geçirme niyeti kurmacanın temelidir.
David Davies Aesthetics and Literature (Estetik ve Edebiyat) kitabında Currie’nin ilk koşulunu kabul eder ama ikincisi konusunda farklı bir görüşe sahiptir. Davies’e göre kurmacalık, yazarların hayal ürünlerini üretme niyetinde bulunmalarına dayanır. Öte yandan yazarlar metinlerini hazırlarken “sadakat kısıtlaması” tarafından yönlendiriliyorsa kurmaca bir eser yaratmada başarısız olurlar. Metnini gerçeklere sadık kalmayı gözeterek oluşturan bir yazar anlattığı olayların oluş sırasına sadıktır ve olayları gerçekten olduğu şekliyle aktarmaya çalışır. Currie ve Davies’in görüşleri arasındaki temel fark bu noktada yatar. Currie’ye göre Capote’nin Soğukkanlılıkla adlı eseri kurmaca olmayan bir eserdir. Öte yandan Davies yazarın genel olarak gerçekliğe bağlı bir metin yazma niyetine sahip olmayabileceği ihtimalini kabul eder. Davies’e göre Capote böyle bir genel niyete sahip değilse, anlatının tesadüfen doğru olmasına bakılmaksızın, Soğukkanlılıkla hâlâ kurmaca bir eser olarak kabul edilebilir.
Catharine Abell Fiction’da (Kurmaca) hayal gücü ve kurmaca arasındaki yaygın kabul gören bağlantıyı reddeder ve kurmacayı hayal ürününden ayırmak için kurumsal bir görüş önerir. Abell, Francesco Guala’nın Understanding Institutions’taki kurumlar üstüne olan çalışmasını takip eder. Guala’nın görüşüne göre kurumlar, belli bir problemi bir arada çözmeye çalışan bir grubun düzenleyici kurallar çerçevesinde söz konusu probleme çözüm üretmesinden oluşur. Abell kurmaca kurumlarının “denge çözümleri” sunan düzenleyici kurallar çerçevesinde tanımlandığını savunur. Kurmaca açısından koordinasyon problemi, hayalleri bir başkasına aktarma sorunudur. Denge çözümü, “birisi X türünde bir söylem ürettiğinde Y’yi hayal et” şeklini alır. Bu nedenle kurmaca hayal gücüne (doğrudan) atıfta bulunmaz. Bunun yerine yazarlar, okurların eserin kurmaca kurumlarının düzenleyici kuralına uygunluğunu tanımasını amaçlamaktadır. Dolayısıyla bir kurmaca metnini kurmaca yapan da yazarların kurmaca kurumlarının kurallarına uyma niyetidir.
Searle kurmacayı taklit olarak görürken Walton bunu hayal oyunu olarak tanımlar. Currie kurmacayı hayal oyununa yönelik bir iletişimsel eylem olarak ele alırken Davies sadakat kısıtlaması kavramını getirir. Abell ise kurmaca kurumlarının kurallarına uyma niyetine vurgu yapar. Her birinin yaklaşımı edebi eserlerin nasıl değerlendirilebileceğine dair yeni bakış açıları sunuyor. Peki, sizin için kurmaca nedir?






