Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

20 Şubat 2026

Edebiyat

Şehir, Cinayet ve Sır

Mehmet Dinç

Paylaş

0

0


Romanın alt katmanlarında ekoeleştirinin yanı sıra kadın şiddetine karşı duyarlılık da okunur.

Demet Özdemir’in Epsilon yayınları etiketiyle okurla buluşan Sözün Sırrı adlı romanı bir cinayet vakası etrafında örülen çok katmanlı yapıya sahip. Eser, bireysel varoluş sancılarını toplumsal dönüşümle birlikte ele alırken, polisiye kurguyu felsefi ve mistik unsurlarla harmanlar.

Sözün Sırrı romanı birinci tekil şahıs bakış açısı ile kurgulanır. Ben anlatıcı konumundaki Faruk aynı zamanda romanın başkişisi konumundadır. Yaşananlar gördüğü, duyduğu, bildiği kadarıyla okura sunulur. 

Faruk başta içine kapanık, çoğu kez iç monologlarla yaşamını sürdüren bir izlenim verirken yalnızlığının varoluşsal nedenlerini felsefik kavramlar ve düşünce sistemi ile açıklar. “Acaba Freud’un Oidipus kompleksi kuramının bununla bir ilgisi var mıydı? Hadi erkek çocuklarının anneye olan bağlılıklarının sebebi bu diyelim.” (Özdemir, 2025, s. 11) Henüz romanın başında göze çarpan bu iç monologlar bilgi seviyesi yüksek bir anlatıcı ile karşı karşıya olduğumuzu gösterir. 

Romanın yolculuğu, başkişi Faruk’un yolculuğu ile başlar. Faruk üniversite sınavını kazanarak başka bir şehre gider. Yeni yaşam olanakları memlekete duyduğu özlemi ikinci plana iter. Şehrin büyüsüne kapılması dersleri önemsememesine neden olur. “Büyük şehrin dayanılmaz cazibesi… Bıçak sırtı dostluklar, güzel kızlar, konserler, damarlarından akan köpek öldüren, durmadan işeten bira, az uğranılan okul, boş defterler, koltuğunun altında yıpranan kitaplar.” (Özdemir, 20205, s. 9) Faruk kadınların ilgisini çeken fiziksel görünüme sahiptir. Böylece ortamların aranılan adamı olur. 

Felsefe bölümünü tercih etmesinin nedeni lisedeki felsefe öğretmenidir. Hocasının cazibesine kapıldığı için bölüme yazılır. “Sarışın, uzun bacaklı, küçük memeli felsefe hocasıydı bunların sebebi.” (Özdemir, 2025, s. 9) 

Geride bıraktığı arkadaş, memleket gibi hasretlerin yanında felsefe hocasına olan tutkusu da farkına varmadan yok olur. Ailesine karşı sorumluluklarını yerine getirmediğine üzülse de dersleri pek takip etmez. Bu nedenle yaz tatillerinde dahi memlekete gitmez. Anne babasıyla telefon, mektup yoluyla haberleşir. Yaşadığı yarılanmaların yanı sıra içindeki boşluk giderek büyür. Kalabalıkların içinde yalnız olduğunu hisseder.  Varoluşsal soru(n)lar yakasını bırakmaz. 

Günün birinde sevgilisinin ihanetine tanık olduğunda hayatın gerçekleriyle yüzleşmeye karar verir. Böylece yedi yıl aradan sonra memlekete gitmek ister. Orada kısa bir süre kalmayı düşündüğü için yanına doğru düzgün elbise almaz.   

Memleket toprağına ayak bastığı anda tedirgin bir ruh haline bürünür. Çocukluğunun, ergenliğinin geçtiği yerlere karşı yabancılık duygusuna kapılır.  

Yedi yıl önce geride bıraktığı şehir büyümüştür. İmara açılan bağlara, bahçelere, tarlalara binalar dikilmiştir. Ekoeleştiri de içeren iç monologlardan sonra şehrin yeni siluetini geride bırakır. Eski şehir diye anılan muhite geçer. Yeni yerleşim yeri ile eski yerleşim yeri arasındaki sınıfsal farklılıklar göze çarpar. Baba evinin bulunduğu muhit kıt kanaat geçinen emekçilerin yaşadığı yerlerdir. Sınıf çelişkisi romanın bir başka katmanı olarak okunabilir. 

Aile onu gördüğünde büyük bir sevinç yaşar. Böylece endişelerinin yersiz olduğunu anlar. Eş, dost, akrabalar onu görmeye gelirler. “Eve dönüşüm epey heyecan yaratmıştı. Bahçemiz günlerce dolup taştı.” (Özdemir, 2025, s. 32)

İnsanların ilgisine mazhar olmak ruhunu biraz sağaltsa da sevgilisinin ihanetine dair görüntüler ara ara düşüncelerini ele geçirir. Yaşananlardan kendine de suçluluk payı çıkarır. Aldatıldığı günü anımsar. Zamansız bir şekilde eve gitmeyi çoğu kez bir problem olarak görür. Şayet eve gitmemiş olsaydı kız arkadaşı ile en yakın arkadaşını yatakta basmayacağını düşünecek kadar naif bir kişiliğe sahiptir. “Hangisi canımı daha çok yakmıştı. Belki de asıl sorulması gereken, beni eve neyin döndürdüğüydü.” (Özdemir, 2025, s. 49)

Günlerce baba evinden dışarı çıkmaz. İnsanların yöneltecekleri sorulardan çekinir. Bunlardan ilki öğreniminin ne durumda olduğuyla ilgilidir. Bu soru başlı başına başarısızlığını ortaya koyacaktır. Aradan yedi yıl geçmesine rağmen mezun olamamıştır. Bir başka çekincesi de evlilik meselelerinin açılma ihtimalidir. Leyla ile karşılaşma olasılığı bir başka korkusudur. Leyla’nın evlendiğini öğrendiğinde ise suçluluk duygusu biraz hafifler. 

Bir süre sonra anne baskısına dayanamaz. Hem yeni kıyafetler almak hem de onu yoran düşüncelerden bir nebze olsun uzaklaşmak için dışarı çıkar.    

Çocukluğunun geçtiği şehir yeni binaların yükseldiği yerler ve eski yerleşimlerin bulunduğu yerler olmak üzere ikiye ayrılır. Faruk iki mekân arasındaki farklılıkları deftere yazmaya karar verir. Önce eski şehir ile ilgili tanık olduğu yaşantıları kaleme alır. Eski şehri yazarken mistik bir yaşantının tadını veren duygulara kapılır. Eski şehirde yaşanan bazı ritülleri anımsar. Şifa bulmak için ziyaret edilen yerler bunların başında gelir.

Ardından yeni yerleşim yerleri ile ilgili izlenimlerini yazar. Her şey kasabanın ilçe olmasıyla başlar. İlçeye kaymakam atanır. Yeni kurumların açılması ile memurlara, öğretmenlere, doktorlara ihtiyaç duyulur. Bu kadar insanı iskân etmek için binalar inşa edilir. İlçe şantiye alanına döner. Yurtseven’in kısa sürede kaydettiği büyüme il olmasının önünü açar. Anlatıcı bunları sunarken mekân insan etkileşimini panoramik biçimde verir.

Faruk yaşananlara tanık olurken anlatının katmanları arasında gelişen olaylar okurun birden fazla merak duygusuna sürüklenmesine neden olur. Bunlardan ilki kardeşi Ahmet’in ortadan kaybolmasıdır. İkincisi ise Yurtseven denilen yerleşim yerinde yaşanan esrarengiz olaydır. 

Faruk etrafı dolaştıkça ruhunda açılan yaralar iyileşmeye doğru ivme kazanır. Bunun yanında varoluşsal arayışları devam eder. Küçüklüğünden beri tanıdığı bazı insanlarla sohbet eder. Bu şahıslardan biri de simitçi Agâh’tır. Onun şahsında duygularını tanımlar. “Ben de onun gibi ikircikli bir ruh halindeyim. Olmakla olmamak arasında kalan varlığın bitimsiz karmaşası.” (Özdemir, 2025, s. 85)

Günlerin ve toplumun içinden geçerken kendisi ile ilgili hassas konuları da belirtme gereği duyar. Buna göre hayatta en çok başardığı şey insanlara olan saygıdır. Görüşleri enternasyonal bakış açısına yakındır. Kendisinden farklı görünen hiçbir insanı küçümsemez, ötekileştirmez. “Oysa ben insanları cinsiyetleriyle, meslekleriyle, hayat tarzlarıyla, ırklarıyla yaftalamanın yanlış olduğunu savunan bir insanım.” (Özdemir, 2025, s. 94)

Kafasında varoluşsal sorularla çevreyi dolaşırken bir cinayete tanık olur. Ulu orta yerde bir adam vurulur. İnsanlar buna odaklanmışken aynı yerde ikinci bir olay yaşanır. Kamyonet tipi araç bir adama çarpar. Aracın çarptığı kişiyi tanır. Bu adam Faruk’un babasının kilimci dükkânında çalışan Emrullah’tır. 

Faruk’un bakış açısıyla yer yer gösterme tekniğinin hâkim olduğu anlatının bazı bölümlerinde anlatma tekniği ön plana çıkar. Bu bölümlerden biri kaza anıdır. Faruk kendi hikâyesini bir kenara bırakarak kazada bir bacağını kaybeden Emrullah’a tanık olur. Adamın çektiği acıları okura aktarır.  

O esnada bir kuş görür. Havada asılı duruyormuş izlenimi veren kuş bir süre olanları izler. Kan kaybına daha fazla dayanamayan Emrullah son nefesini verir. Buna paralel olarak silahla yararlanan adam da yaşamını yitirir. Silah Emrullah’ın yanındadır. Böylece öteki adamı vuranın Emrullah olduğu savı güçlenir. 

Faruk, ölenlerle arasında güçlü bir yakınlık hisseder. Katil olduğu iddia edilen Emrullah’ın bir insanı öldürecek kadar neye öfkelendiğini merak eder. Soruşturmaya müdahil olmak için karakola gider. Olay anında gördüklerini anlatır. Emrullah’ın bir trafik kazasına kurban gittiği anlaşılır olsa da Mustafa’yı kimin öldürdüğü tam olarak aydınlatılamaz.

Tüm bunlar yaşanırken anlatıcı iç sesine döner. Olayın yaşandığı anda gökyüzünde gördüğü renkli kuşun gizemini çözmeye çalışır. İşlenen cinayet ile kuş arasında bir bağlantının olabileceğine dair güçlü bir sezgiye kapılır. “Şehir içten içe kaynıyor, bilinenin yanında bilinmeyen, görünenin yanında görünmeyen gizemini koruyordu. Bu süre zarfında en ilginç olanı esrarengiz kuş meselesiydi.” (Özdemir, 2025,s. 184)

Faruk, olay anında kuşu gördüğünü iddia eden başka birinin olduğunu öğrenir. Âdem adındaki bu çocuk olayın yaşandığı anı anlatırken ilginç bir cümle kullanır. Emrullah’ı ölüme çeken şeyin havada duran o kuş (hüthüt)  olduğunu iddia eder. “İnanmıyorlar ama kuş adamı ölüme çekti.” (Özdemir, 2025, s. 194)

Faruk’un sezgileri yavaş yavaş yerine oturur. Âdem ile benzer fikirlere sahiptir. Âdem’in yanından ayrıldıktan sonra karakola gider. Vedat komiser ile görüşür. Emrullah ve Mustafa’yı ölüme sürükleyenin hüthüt kuşu olduğunu iddia eder. Vedat komiser, Faruk’un iddiasını hepten ret etmez. Fakat bu bilginin aralarında sır olarak kalmasını salık verir. Bunun yanı sıra cinayet hakkında Faruk’a sınırsız araştırma yetkisi verir.  

Cinayetten sonraki zamanlarda anlatının farklı katmanlarında ilerleyen başka gizemlerin sırrı çözülür. Bunlardan biri Faruk’un lise aşkı Leyla’nın akıbeti ile ilgilidir. Leyla, tabanca ile vurulan Mustafa’nın eşidir. Faruk, bunu öğrendiğinde biraz sarsılsa da durumu kabullenir.   

Taziye dileklerini iletmek için Leyla’yı ziyaret eder. Söze nereden başlayacaklarını bilemezler. Bu nedenle bir süre suskun kalırlar. “Konuşacak bir şey yoktu görevini yapmıştım. Kalkmak için yeltendim.” (Özdemir, 2025, s. 216) Faruk kalkmak üzereyken sözü Leyla açar. Kocasının ölümüne olan üzüntüsünü anlatır. Faruk, kıskançlıkla karışık duygusallığı erken atar üzerinden. Olay gününe dair bazı sorular sorar.  

Karakol, Faruk’un yaşam merkezine dönüşür. Leyla’nın evinden ayrıldıktan sonra tekrar oraya gider. Edindiği yeni bilgileri Vedat komiser ile paylaşır. Komiser, soruşturma ile ilgili bilgi toplayan Faruk’u cinayeti çözmek için kurulan komisyona dâhil eder. Böylece polislerle birlikte toplantıya katılır. Toplantıdan çıkan bir karar doğrultusunda mavi saçlı stajyer kadın polis ile birlikte araştırma görevini üstlenir. “Birlikte gözlem yaparız. Kahvelere, bakkallara gireriz. Sen kadınların arasına ben de erkeklerin arasına karışırız.” (Özdemir, 2025, s. 226) 

Yazar bazı yerlerde okurun ilgisini dağıtmak ya da asıl meselenin gizemini bir süre daha saklamak için yardımcı karakterlerin başından geçen küçük olayları araya serpiştirir. Bunlardan biri Vedat komiserin yaşadıklarıdır. Mesleki dezenformasyona uğrayan komiser, başından geçenleri anlatır. Daha yükseklerde bir görev beklerken bu küçük şehre tayin edilmekten dolayı hayal kırıklığı yaşar.    

Yazar yan karakterlerin hikâyelerine yönelmenin yanı sıra bazı yerlerde postmodern unsurlardan da yararlanır. Söz gelimi romanın ismine atıfta bulunur. “Kim bilir belki de bir gün romanını yazarım. İsmini bile düşündüm: “Kuşun Sırrı”, “Sırrı Kelam”, “Gölge Kuş”, “Sözün Sırrı.”

Yazar metin halkalarının birbirine bağlanmasını, genişlemesini, daralmasını büyük bir özveriyle yapar. Böylece Faruk’un ilgisi farklı kişilere yönelmişken yaşananlar onu tekrar ana temanın içine çeker. Mustafa’nın akrabaları ölümünü bir türlü kabullenmezler. Buna sebep olan Emrullah’ın evini basmak isterler. Mahalle sakinlerinin engellemelerine rağmen evi yakmaya kalkışırlar. Polisler son anda yetişir. 

Cinayet ile ilgili bulgular ise tam tamına oturmuş değildir. Bundan dolayı Faruk ve mavi saçlı kadın polis araştırmalarını bir hafiye titizliğiyle sürdürürler. “Gerekli tüm bölgelere tebdili kıyafet sızmıştık. Sabah sekiz olmadan buluşuyor sokak sokak, mahalle mahalle dolaşıyor, kahvelerde, meydanlardaki banklarda, köşe başlarında neler konuşulduğunu dinliyor, not ediyor, üzerinde tartışıp akşamki toplantıya hazır ediyorduk.” (Özdemir, 2025, s. 257)

Yazar Sözün Sırrı romanında metinlerarasılık tekniğinden de yararlanır. Bu durum Nükabba Efendi ile yaptığı sohbet esnasında ortaya çıkar. Faruk, Emrullah’ın bağlı olduğu dergâha gider. Bazı soruları sormak için dergâhın sorumlusu Nükebba Efendi ile sohbet eder. Nükebba Efendi, Emrullah’ın durumuna felsefik açıklamalar getirmek için Kaygusuz Abdal Efendi’nin “Âdem Dedikleri” şiirini okur. 

Nükebba Efendi, şiirin mana derinliğine indikten sonra konuyu cinayete getirir. Şayet cinayeti Emrullah işlemişse de bunu bilerek isteyerek yapmadığını savunur; Emrullah’ın cebindeki silah bir kaza sonucu ateş almıştır. “Kamyon ona çarpınca silah da…” (Özdemir, 2025, s. 271) Ona göre Emrullah hiç kimseyi incitmeyecek kadar zararsız bir insandır.  

Faruk dergâhtan ayrılacağı esnada romanın katmanları arasına serpiştirilen başka bir giz çözülür. Ailenin kayıp olarak bildiği Ahmet ile karşılaşır. Ahmet hayatını dergâha adamıştır. “Bir anda her şey anlam buldu. Bu huşu içinde terbiyeli bir baş eğişle gözlerini yere dikmiş genç adam kayıp kardeşimdi.” (Özdemir, 2025, s. 273)

Cinayetle ilgili elde edilen bulgular bir sonuca doğru ilerler. Faruk edindiği tüm bilgileri birleştirdiğinde ilginç bir durum ile karşılaşır. Buna göre Emrullah, günaha batan dünyada çocuğu ve eşini korumanın yolu olarak yaşamlarına son vermeyi düşünür. “Sonunda kurtuluşu, cehennemi olacağına inandığı en sevdiklerini ortadan kaldırmakta görmüş.” (Özdemir, 2025, s. 290)

Bu arada cinayet ile ilgili polis raporu da yayımlanır. Mustafa’yı öldüren kurşunun Emrullah’ın silahından çıktığı kesinlik kazanır. Bunun yanı sıra Emrullah’a çarpan araç, elindeki silahın istemsiz bir şekilde ateşlenmesine neden olmuştur. Buna eklenecek uhrevi açıklamaya göre Emrullah cebinde taşıdığı tabanca ile eve doğru giderken, hüthüt kuşu onu başka bir yola çekmiştir. Böylece eşini ve çocuğunu öldürmesinin önüne geçmiştir. 

Cinayetin düğümü çözüldüğünde savcılık defin işlemine izin verir. Ölüleri son yolculuğa uğurlamak isteyen insanlardan dolayı şehir görülmedik bir kalabalığa sahne olur. Şehrin otelleri cenaze merasimine katılacak insanlarla dolup taşar. 

Emrullah gömülürken, Faruk hüthüt kuşunu bir kez daha görür. “Emrullah sırrıyla gömülürken kuşun selamını aldım. Kendi çevresinde döndü. Kanatlarını açarak sonsuzluğa doğru yol aldı.” (Özdemir, 2025, s. 320) Bu durum bir insanın ölümüne neden olmasına rağmen Emrullah’ı masum göstermeye yöneliktir. 

Romanın vaka zamanı kısa bir süreyi kapsayacak şekilde tasarlanır. Olay ağırlıklı olarak cinayetlerin işlendiği takvim araladığında yaşanır. “Son on beş gündür yaşananları düşündüm. Bana kendi dönüş hikâyemi unutturan olayları, aklımda yeniden sıralamaya başladım.” (Özdemir, 205, s. 304)

Faruk romanın sonlarına doğru yaşananlarla ilgili ve romanda ön plana çıkan şahıslarla ilgili ayrıntılı bilgiler verir. Birçok sırrı kendisinde saklamanın verdiği gururu yaşar. Böylece olayları gören, yorumlayan, gerektiği yerde müdahalede eden ama bunları ikinci kişilerle paylaşmayan hüthüt kuşunun mertebesine yükselir. 

Romanın alt katmanlarında ekoeleştirinin yanı sıra kadın şiddetine karşı duyarlılık da okunur. Sözün Sırrı romanı bir cinayetin üzerinden kurgulanmış görünse de alt katmanlarında birden çok toplumsal izlek barındırır. Böylece yazar okuru hem hakikatin hem de “söz”ün ardındaki sırrın izini sürmeye davet eder. 

Demet Özdemir, Sözün Sırrı, Epsilon Yayınları, 2025

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Vincent Van Gogh’un Fotoğrafı Ortaya Ç..Oggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Nihat Dağlı

4 Eylül 2025

Dalbit’ten Çıkış Yok mu?

“Her ruh dünyaya düştüğünde bir hikâyenin içine yerleştirilir. Bu hikâye ona ait değildir; bir miras gibi giydirilmiştir. Ana rahminden çıkarken hazırdır isim, soy, dil, inanç, aidiyet ve utanç. Her şey yerleştirilmiş, yol çoktan çizilmiştir. İnsan önce bunu yaşamak zanneder...

Devamı..

Bitimsiz Bir Savaşın Ortasında İsrail ..

Gil Shohat

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024