“Bazı insanların kalbi kırıktır; incitildikleri için değil, hiçbir zaman onları incitecek kadar önemli birini bulamadıkları için.”
Andre Aciman’ın 2007 yılında yayımlananan ve beyaz perdeye de uyarlanan romanı Beni Adınla Çağır’ın devamı niteliğinde olan Bul Beni romanı 2019 yılında Sel Yayıncılık etiketi ve Süha Sertabiboğlu’nun nitelikli çevirisiyle okurla buluştu
Beni Adınla Çağır’ı okuyan okurların merakla beklediği Bul Beni’de Beni Adınla Çağır’ın kahramanları Elio ve Oliver yıllar sonra geri dönüyor. İlk kitabı okumayan bir okur Bul Beni’yi rahatlıkla okuyabilir. Bu konuda profesyonel bir tutum sergileyen Aciman, aklında olanları hiç eğip bükmeden olduğu gibi aktarıyor. Henüz kitabı okumayanlar için bir uyarı niteliğinde yorum yapmak gerekirse Elio ve Oliver ikilisi yoğun bir şekilde işlenmemiş. Buna rağmen Andre Aciman her anlamda derinlikli bir roman yazmış ve bu durum Elio ve Oliver’in tutkulu aşkının eksikliğini hissettirmiyor. Satırlar ilerledikçe hissedilen duygu, Elio ve Oliver’in hikâyesi bitmedi o hikâye o kadardı oluyor.
Bul Beni Elio’nun babası Samuel ve trende tanıştığı genç kadın arasındaki aşkı merkezine koyuyor. Hesapsız, sorgusuz ve tamamen doğal akışıyla insanı saran bir aşk hikâyesi okuyoruz. Kitap oldukça etkili bir ilk cümleyle başlıyor: “Neden suratın asık?” Milyonlarca yanıt verilebilecek bir soru bu ve okuru daha ilk sayfadan metne bağlayabilir. Tesadüfen karşılaşan Samuel ve Miranda’nın bir nehrin akışı gibi birbirlerine usul usul âşık olması, aralarındaki yaş farkının öneminin olmaması ve aralarındaki aşkı hayatları boyunca kaçırdıkları fırsatların bir geri ödemesi olarak hissetmeleri romanın temel izleğini oluşturuyor.
“Tempo", "Cazenda", "Caprico", "De Capo", olmak üzere dört bölümden oluşan kitapta ilk bölüm profesör Samuel ve fotoğrafçı Miranda arasında başlayan aşkı anlatıyor. Yüz on sayfa süren ilk bölümü okurken “Böyle aşklar kaldı mı?” diye sorabilirsiniz. İkinci bölüm, "Cazenda"da okurun eminim sabırsızlıkla karşılaşmayı beklediği Elio bize satırların arasından göz kırpıyor. Üçüncü bölüm olan "Caprico"da, Oliver’ın ve Elio’dan ayrıldıktan sonra yaşadıkları ve ruhunda kopan fırtınalar anlatılıyor. Son bölüm "De Capo"da ise okurun heyecanla beklediği Elio ve Oliver aşkı anlatılıyor. Ben en çok bu bölümü sevdim.
Romanın geneline yayılan köksüzlük duygusu özellikle ilk bölümdeki betimlemelerle hissettiriliyor. Farklı yerlerden ve birbirinden çok farklı hayatlardan gelmesine rağmen Miranda ve Samuel’in karşılaşmalarının ilk dakikalarında yıllardır birbirlerini tanıyan iki sevgili gibi samimi duygularla kendilerini ifade etmeleri yaşanacak aşk hakkında ipuçları veriyor. İlerleyen bölümlerde Aciman olaylar, mekânlar ve karakterleri yoğun bir anlatımla ele alırken yazarın kişilik çözümlemelerindeki dikkati derin bir düşünsel alan yaratıyor. Miranda’nın babasının son günlerini yaşadığını bilmesine rağmen daha çok uzun yıllar birlikte olacaklarmış gibi davranarak içinde kopan fırtınayı ona yansıtmaması çok güçlü bir roman karakteriyle karşı karşıya olduğumuzun en önemli kanıtı.
Beni Adınla Çağır’da Elio’nun babası yani Samuel oğlunun Oliver’la olan ilişkisini onayladığını hatta kıskandığını dile getiriyordu. İçinde böyle bir eğilim olsa da Samuel bunu hiçbir zaman yaşayamadığını okura hissettirmişti. Bu düşünceden yola çıkarak, Bul Beni’de kendinden yaşça küçük bir kadınla karşılaştığında gene duygularını gizleyeceğini ve gençliğinde olduğu gibi hevesinin kursağında kalacağını düşünen okur Miranda’nın rahatlığı ve cesareti ile derin bir nefes alabilir.
Kaçırılmaması gereken aşklara, çoğu zaman kaçırılan mutluluklara ve bütün olumsuz yanlarına rağmen yaşamak zorunda kalınan hayata dair mutlaka okunması gereken bir roman Bul Beni.






