Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

30 Haziran 2023

Edebiyat

Epepe: Tuhaflığa Anlam Vermek

Erhan Sunar

Paylaş

5

0


Ferenc Karinthy bir şeyleri çözememenin kişiyi bazı temel ruh hallerine sürükleyeceğini hiç indirgemeci olmayan biçimlerde hatırlatır bize.

Epepe, tuhaf konusuna birdenbire, hızla giren bir roman. Helsinki’de bir kongrede bildiri sunmak üzere uçağa, yanlış bir uçağa binen Budai adlı dilbilimcinin kendini diliyle, yaşantılarıyla, kültürüyle bir işaretler sistemi bile görünemeyecek kadar yabancı bir ülkede bulmasının öyküsü: En az birkaç dili hünerle okuyup yazabilen, birçoğuna da yeterince aşina olan biliminsanı burada  konuşulan dilin bildiği hiçbir sesletim biçimine benzememesinin yanısıra bir de maddesel somut dünyanın kalabalığıyla karşılaşır ve daha en başından kafasının karışıklığı orada geçireceği zamanın bir tür kaderine dönüşür. Camekânından, önünde nöbet tutan irikıyım adamdan bir fikre kapıldığı, Fince konuştuğu ve garip bir karşılıkla buyur edildiği, içeride parasının bir kısmını teslim edeceği otele yerleşmesi küçük bir teselli olur. Saati yoktur, acıkmıştır ve duygularında kısmen doğrudanlığa, davranışlarında az çok hırçınlığa hemen yol açan şehirde (her yerde her zaman güruhlar halinde insanlar vardır ve en küçük şey için bile dalaşmaya, iç içe girmeye hazırdırlar), bir büfede, haliyle kimsenin anlamadığı, kendisinin de neden seçtiğini bilmediği İspanyolcasıyla siparişini bir türlü veremez, homurdanmalar olur ve geridekiler önüne yığılmaya başlayınca karnını doyuramadan, üstelik garip bir suçluluk da duyarak yeniden oteline döner. Asansör görevlisi sarışın hoş kadın, onu ikinci kez görüşünde de selamını dalgın bir havayla karşılar ve bu dalgınlık Budai’ye de bulaşmış gibi odasında aşina olduğu bütün dilleri anımsamaya çalışıp buradakiyle bağ kurmaya çalışırken aklını daha da karıştırır. Şu garipliğin gerçek olmadığını varsaymak için, odada veya lobideki hırgür içinde kendisine tek bir berrak aydınlanma ânının bile bahşedilmeyeceğini Budai anlar ve otelle karmakarışık şehrin sokakları arasındaki zorunlu hikâyesi sanki hep yeniden başlar. Oysa kasvetli bu şehri sanki ilk kez algılıyor olduğunu, ona Mısır hiyeroglif yazılarını, Pers çiviyazısını, Arapça sembolleri çözen iradeye benzer bir dikkat azmiyle ve alışılmış bir bağla bakıyor olduğunu da düşünmek istemektedir. İşe yaramayan, bir ironi rahatlığına bile varamayacak çözüm arayışlarıdır bunlar.

epepeFerenc Karinthy bir şeyleri çözememenin (bu durumda soluk alıp vermek dışında pek bir anlaşılır belirtinin olmamasının) kişiyi bazı temel ruh hallerine sürükleyeceğini hiç indirgemeci olmayan biçimlerde hatırlatır bize. Şaşkınlık: Romanın bir anlamda farklı bir bakışla yeniden başlayacağı, Budai’nin bir ayaklanma mı devrim kalkışması mı olduğunu anlayamadığı, buna rağmen kendini bir parçası olarak bulacağı son kısımlarına kadar sürüp gidecek bir algıdır bu. Öfke: Bitmek bilmeyen düzensiz kuyruklarda, pasaportuna ulaşamadığı, parasının suyunu çektiği, verecek bir kuruşu kalmadığı için taksiden hışımla dışarı fırladığı ve birilerini öldüresiye dövmek istediği durumlarda, diş ağrısıyla kendini zar zor attığı mezbahadan farksız bir klinikte, bazen ve kuvvetle kapılır bu duyguya Budai. Sakin kalma çabası: Öfkesinin, yatakta, isminin Pepepe mi, Veve mi Dedede mi veya başka bir şey mi olduğunu hiç öğrenemeyeceği asansör görevlisi kadına da yönelebildiği anların hemen sonrasında, derdini anlatamadıkça daha sık aralarında mantık yürütür olduğu bütün dillerin ona vereceği dinginlik anlarında belirir daha çok. İnce bir alay: Yetişip entelektüel bir kimlik edindiği önceki hayatının ona buranın düzenini çözemedikçe vereceği küçük, önemsiz konfor belirtileri elverdiğince uç verip söner. Nostalji: Bir yanıyla çocukluğuna, denize ve gezintilere, bir yanıyla günde on sekiz saati bulabilen keşişçe özverili kütüphane okumalarına, zihninin içine hâlâ çekilebildiği nadir kaygısız anlarda teselli olur. Suçluluk: Anlam bulma çabaları en kapsayıcı haliyle buradaki varlığını esaretten kurtaramadıkça sürüp gider. Mutluluk: Bazen, asansörde ve başkaları da varken bile olsa sırf onunla birkaç dakika yan yana kalabilmek arzusuyla parlayıverir… Parası bitip de otelin faturasını ödeyemeyip o irikıyım kapıcı tarafından yaka paça sokağa atılınca, kadını bir daha hiç göremeyeceği kesinleşip aralarından birine dönüştüğü evsizlerin, düşkünlerin, bir elma, bir dilim ekmek için birbirini öldürebilecek insanların bu duyguları hezeyanın, sanrıların kıyısına taşıyabileceğini de görürüz tabii.   

Bu duyguları ve belki daha da fazlasını Budai bir kader gibi üzerinden atamaz ve yazarın bir amacının da işaretlerin döngüsüne, şiddetine ve anlamsızlığına kapılmış bir zihnin işleyiş seyrinin bir kısırdöngü gibi sürüp gideceğini göstermek olduğunu anlarız. Otelden çıkıp dönüşleri, en sonunda temelli sokakların bir parçası olması ve devamında, bahar gelip çatışmalara tam olarak ne yaptığını kestiremeden katılması, evine dönüp dönemeyeceğinin bir deniz akıntısında saklı kalmış olması hep bu hapsedici, zaman zaman absürtleşen kısırdöndüye karşı koyma çabasıyla ve hep de başarısız olmasıyla devam eder. Belki, sadece bir kere, anladığını ve anlaşıldığını, birbirlerinin hikâyelerini dinlediklerini hatırlamaktan hoşlandığı bir birlikteliğin ardından Epepe’de (adı bu mudur sahiden?) hayatından, gerçek duygularından bir şeyler bulmuştur Budai (bu sayfalar bir edebiyat harikası ve kitabın kalbidir). Otelde, elektrikler ansızın kesilince bir hayal gibi içeriye gelen ve seviştikten hemen sonra etraf yeniden aydınlanınca apar topar çıkıp giden sarışın kadında: İlahî bir lütuf gibi beliren bu kısa süreli beraberlik ve tekrarlanması, sonra, kadın ancak baskıcı bir sistemde olabilecek sıkı düzenli işine döndükten, Budai buradan kurtulabilmek için ondan faydalanma gereği duyduğunu kendi kendine itiraf bile etmek istemediğini anladıktan ve otelden atılmasıyla birleşen mantık dahilindeki ayrılıklarından da sonra, her şeye karşın, paranoyaya açık bir zihnin hâlâ bu sınırların dışında tutulabilen tek dayanağı olarak kalmalıdır. Belki de bunun adı asıl mutsuzluktur ve Budai kadını tümüyle geride bırakmadıkça onu olduğu gibi ne hissedecek ne de parasız sersefil kalışıyla ve bir komplo duygusuyla kafasında birleştirmek isteyecektir.   

epepe

Budai’nin oranın sürekli bir parçası olarak kalacağını varsayabilir miyiz? Bazen kendisi sakinleşebildikçe durulduğunu hissettiği şehrin sokakları ve insanları, otelde odasına şimdi çocuklu bir ailenin yerleşmiş olduğunu, başörtülü annenin sağa sola gezinmesini görünce kapılabildiği devamlılık duygusu, hatta sonunda eline silah da alacak kadar bir şeyleri savunup koruma içgüdüsü (buna irade değil içgüdü diyelim, çünkü değişikliğin ne olduğu tam belli değildir), yardıma çağırdığı dillerden beklentisinden ziyade “bir bayram akşamı havasındaki şehirde” seyyar satıcılar, her türden insan ve ses arasında onların yaptıklarını yapıyor olması… yani hep en başa, belki de önyargısız olabildiği bir ilk ana sığınma dürtüsüyle aslında orayı benimsemeye çalıştığını? Romanın bir yerinde bütün bu detaylara, bağlı oldukları daha da ince duygulara yuva olan kısa bir sahne, bir aydınlanma ânı vardır: Budai oteli terkettiği zamanlardan birinde bir meydana varır. Ortasında bir çeşme, çevresinde araç ve insan kalabalığıyla başka bir tanesine daha açılan bir meydandır bu. Kapısının üzerinde kat kat kuleler yükselir. Bir an dikkatle, huşuyla bakınca yapının ona tanıdık geldiğini fark eder ve ansızın onu otelin girişinde hediyelik eşya tezgâhında bir anahtarın ucu olarak gördüğünü hatırlar. Bakışlarına, kendi algısının sınırlarına sığdığını daha yakından hissettiği bu yapıyı incelemeye devam eder, ama Doğulu, Mağripli bir mimari olabileceğini tahmin etmekle kalır. Sahne burada, çok uzamadan ve daha fazla hayale veya çıkarıma gömülmeden biter, okurun elinde ise Budai’nin küçük bir parçası olduğu bu devasa yabancı şehrin daha da küçük işaretlerinde kendisini bulduğu, aynı zamanda bundan bir tür hafiflik, güven veya huzur duyduğu sezgisi kalır. Sanki derinden derine büyüttüğü ve her an zulmüne maruz kalabileceği bütün bu talihsizliklerle dolu rastlantısal işleyiş bir başkasının başına gelmiştir de, sırf bu seyirlik bittiğinde bile küçük, mühim, aydınlanma veren bir uyanış yaşamaktadır.  Otele ilk girdiğinde kapının kenarında gözünün takıldığı ve sessiz harflerle yazılan Sami veya Arami dilini ya da metinde birdenbire belirmelerini şaşırarak fark ettiği Arap rakamlarını hatırlayarak kendini yorumlarken buluverdiği işaretler onun peşini bırakmamış da, benzer başkalarıyla birleşip kuşkuların sonlanacağı bir bilgi sığınağı oluşturmuşlar gibi… Ama Budai, roman boyunca hep daha yakından göreceğimiz gibi, bütün bunlarla bir yere varabilecek değil, düşünmekle kalacak biridir: Parasız kalınca oradaki ilk gününü hatırlayıp öylece bir iş bulmaya pek değişmemiş pazaryerine gidecek veya Epepe’den bu yokluk sebebiyle değil, ilişkileri açığa çıktığı ya da kadının kendisine ihanet ettiğini varsaydığı için koptuğu bilgisiyle yine en başa dönmeye eğilim duyacak biri…

İrkiltici derecede yabancı ve üst üste, art arda yığılıp duran bir olgular dünyasıyla savunmasız bir zihnin sürekli karşılaştığı yerlerde beliren rastlantılara, kuşkuya, endişeye ve değerlerin tepetaklak oluşuna dair uzun bir tefekkür hali olarak da görülebilecek Epepe, aynı zamanda bu savunmasız zihnin bütün bunları bir arada tutabilme çabasının yarı gerçekçi, yarı düşsel bir kroniği: Budai’yi en sonunda yine oradan kurtulma hayaliyle doluyken görürüz, denizin uğultusuna kulak kesilip Epepe’ye “Hoşça kal!” bile der içinden, ama bunun da sonrasında ne olduğunu ancak o zihne bir daha, bir daha döndüğümüzde, ondan farksız olabildiğimizi belki hayal ettiğimizde tahmin edebiliriz.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Psikanaliz ve MarksizmJ. D. Bernal
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

B. T. Yılmaz

19 Mart 2026

Robert Duvall: Sinemada Her Zaman Gerç..

"Sabahları napalm kokusunu seviyorum... Kokusu... zafer gibi.”Böyle diyordu Duvall, Francis Ford Coppola'nın Apocalypse Now  (1979) filmindeki Wagner hayranı, sörf meraklısı ve sadece 11 dakikalık bir oyunculuk gösterisiyle bir sinema ikonu yaratmayı..

Devamı..

Kapitalizm Öldü mü, Yoksa Taht mı Deği..

Uğur Ugan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024