Her şeyden önce bir toplum kendini doğru tanımlamalıdır, der. Edebiyatını bu temel gerçeklik ve kökler üzerinde inşa eder ve kurar. Budur Oğuz Atay edebiyatını büyüten.
Bir romanın giriş sayfalarını okur gibi başlarız Günlük’ü okumaya, neyse ki metin ilerledikçe bunun bir roman olmadığını anlarız. Sevin hemen kendini gösterir. Yazarın çevirmenidir ama bundan öte onun eli ayağıdır âdeta, bir gölge gibi belirir, misyonunu yerine getirir ve çekilir, kalabalık yapmaz. Selim Işık, Tutunamayanlar’dan sayfalarından sıyrılır, yazarın karşısına günlük tutan kişi olarak eşit bir biçimde oturur. Atay’a yalnızlığını, anlaşılmazlığını, sitemini getirmiştir. Bir roman karakterinden çok kanlı canlı bir başka kişidir artık. Yazar, Bak ikimiz de günlük tutuyoruz, diye seslenir ona, Selim’e yaklaşımı naiftir.
Atay kendini metinlerinde kalabalık tutmaya çalışır, metnin dışında tenhadır, çevresinde arkadaşı, dostu, akrabası pek yoktur. Edebiyatındaki nitelik onu yalnızlaştırmış, soğuk bir mesafe yaratmıştır. Parmakla sayılacak kadar yazar dışında uğrayanı neredeyse yoktur. Onlar da anlamamaktadır. Polemiklerinin, sataşmalarının, kavgalarının ve büyük tartışmalarının olmayışı yalnız dünyasını bize gösterir biçimindedir. Anlaşılamamanın verdiği sancı onda bazen bir siteme dönüşür, dışa vurur kendini. Ben yaşarken okunmak, okuru bulmak istiyorum. Hangi yazar anlaşılmak istemez?
Seyrettiği bir filme yorum getirirken karakterlerle özdeşim kurar, kendini açar, düşüncelerini somutlaştırarak açık eder. Dertleşir okurla, ayrıntılandırır fikrini, sayfalar peş peşe devrilir, anlatı uzar. Atay çok yönlüdür, algılarını sürekli açık tutmayı sever, daima uyanıktır. Günün yirmi dört saati edebiyatladır.
Geniş bir kitap okuyucusudur, dünya edebiyatını yakından takip eder. Dostoyevski’ye, Kafka’ya, J. Fowles’a, Çehov’a, Shekespear’a, James Joyce’a, Elias Canetti’ye, F. Fanon’a atıfta bulunur. Sıkı bir film izleyicisidir Atay. Karakterlerini yaratırken, yazarlarının kahramanlarıyla yakınlığını gözden kaçırmaz, kitaplardan, filmlerden beslenir, karşılaştırma yapar, dönüştürür.
Felsefe, sosyoloji okumaları zengindir. Bir toplumbilimci gibidir. Bilmemek, yazarın cahilliğidir der, bilmeyen, okumayan yazamaz, üretemez diye düşünür ve bunu sert bir şekilde dile getirir. Nitelikli edebiyatın ortaya çıkmayışını bununla açıklamaya çalışır. Keskindir, söz konusu edebiyat olunca gözünü karartmaktan geri durmaz.
Edebiyatının iç dünyasının kapılarını bize sonuna kadar aralarken, “Kendi okumak istediği yerleri yazmalı,” savını destekler. “Konuşur gibi yazmak ve yazar gibi konuşmak” onda vaz geçmediği sıkı bir ilkedir. Neyi, nasıl yazacağını bilir.
Atay’ın günlüklerini okumak eğlencelidir. Romanlarını, öykülerini okumak kadar keyiflidir. Bazen bir ayda bir sayfa yazar, bazen bir bir günün tarihinin altında sayfaları bulan günlükler oluşturur. En çok Oyunlarla Yaşayanlar oyununun taslaklarına yer verir. Okur ve yazar adayları için bulunmaz bir vahadır bu notlar, devasa bir deneyimdir. Günlük’ü okuduğunuzda kendinizi gözden geçirir, işin neresinde olduğunu derin derin düşünmeye başlarsınız. Yer yer karamsarlığa düşmeniz doğaldır. Okumaya yazmaya daha sıkı sarılmaya başlarsınız.
Atay, Günlük’te yazarlığının kapılarını sonuna kadar açar, kendini açıklıkla serer ortaya. Romanlarının oluşumunu ve hangi kaynaklardan beslendiğini, karakterlerinin yaratım süreçlerini, öykülerini, oyunlarının ilk taslaklarını okurla paylaşır. Oyunlarıyla ilgili paylaştığı taslaklar birer provadır âdeta. Bunu yaparken sergilediği çalışma temposu, disiplini, titizliği, ince işçiliği hayran bırakır. Yazdığı metni önemser, ciddiye alır. Metinlerinde tesadüflere yer yoktur, tepeden tırnağa iyi hesaplanmış ve planlanmıştır, matematiği elden bırakmaz, doğru kurgulanmıştır. Nitelikli edebiyat böyle doğar, yaratılır. Yazarken, gelebilecek eleştirilere cevap veriyormuş gibi düşünür. Romanının giriş cümlesini paylaşmaktan çekinmez, bunu bir müjde verir gibi coşkulu söyler: Perşembe günlerini sevmem.
Yazarların yolu Günlük’e düşmez pek. Vüs’at Bener’le bir öykü için biraya gelip değerlendirme yapacaktır. Halit Ziya Uşaklıgil’in edebiyatı, romancılığı hakkında kısa ve öz, berrak ve net belirlemelerde bulunur. Ondaki Batı-Doğu paradoksuna incelikle değinir. Kemal Tahir hakkında çok şey söylemez, atıfta bulunmak hoşuna gider. Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyatını önemser. İkinci Yenicilerden bahsederken grubun sezgilerine ve hislerine güvendiğini ama bir araya gelmek için girişimlerinin olmadığının altını çizer. Cevat Çapan’ın yazar için tanıdık ve yakın biri olduğunu anlarız değinirken.
Atay’ın parlak zekâsı, kıvrak ve keskin dili Günlük’te de karşımıza çıkar. Dilin sınırlarını zorlar. Dille bu kadar oynayan, dili eğip büken, bozan ve yeniden kuran, kendine özgü bir dil yaratan ender yazarlardandır. Nerde olsak tanırız yazarın üslubunu metinlerinden. Yolunun geçtiği, başvurduğu kara mizahını biliriz.
Hayatı ile edebiyatı iç içe geçmiştir. Yirmi dört saat romancı olmaktan ve bir romancı gibi hissetmekten bahseder. Atar çok iyi bir okuyucudur, araştırmacıdır. Okuduğu, yazdığı zaman, edebiyatın içinde kaldığını ve kendini güçlü hissettiğini itiraf eder. Ona göre bilmek yetmez, özümsemek de gerekir.
Edebiyatımızla ilgili ciddi tespitler ortaya koyar. Edebiyatımızın içinde bulunduğu dram ve trajediyi yerden yere vurur, eleştirilerinde acımasızdır. Batı’yla kıyaslamada bulunurken bilgisi objektiftir, gerçekçidir. Yerli romanın asıl meselesinin kişilik sorunu olduğunu vurgular. Romanımızın düzmece olduğunun altını çizer. Yazarları yetersiz görür, onları anlamakta güçlük çektiğini söylemekten çekinmez. Bütün bunları dile getirirken yazamadığı romanı ‘Türkiye’nin Ruhu’ kitabıyla bütün bunlara cevap vereceğini düşünmektedir ama bu romanı tamamlamadan aramızdan ayrılır, ömrü buna yetmeyecektir.
Toplumu değerlendirirken sivri dillidir, ciddi sosyolojik gerçeklere ve tespitlere vurgu yapar. Toplumsal çözümlemeleri hala güncelliğini korumaktadır. Bilgilidir, kültürlüdür. Sınıflar arasındaki kopukluğun altını çizer. Düşünsel ve felsefi alt yapısı güçlüdür. Geri kalmışlığımızı ve nedenlerini sık sık vurgular, hamasi nutuklardan hoşlanmaz. Ülkenin yarı aydınlarını yerden yere vurur. Emperyalizm-Sosyalizm karşıtlığına, ilericilik-gericilik ikilemine ve çelişkisine odaklanır. Her şeyden önce bir toplum kendini doğru tanımlamalıdır, der. Edebiyatını bu temel gerçeklik ve kökler üzerinde inşa eder ve kurar. Budur Oğuz Atay edebiyatını büyüten.
Atay’ın yaklaşık elli yıl önce gördükleri ve ifade ettikleri günümüzde hala geçerliliğini korurken, geçen bu süre içinde birçok şeyin değişmeden yerinde durması can sıkıcı ve acı verici bir durum gerçekten.
“Aydınımız kendini ülkesinde yalnız hissediyor.”
Edebiyatın farklı türleri (roman, öykü, oyun) arasında gezinmeyi seven Atay, yarattığı hemen her metinle nitelikli edebiyatın çıtasını yukarıda tutmasını başarmış edebiyatçılardandır. Günlük’te, edebiyat laboratuarının bütün kapılarını sonuna kadar açıyor.
Ey okur, yazar kendini ortaya koydu, orada, gözümüzün önünde bütün heybetiyle bize bakıyor. Sen de onu görüyor musun?






