Hasan Yılmaz için bir okuma emekçisi dersek yanılmış olmayız. Kendini tanıtırken de öne çıkardığı özelliklerinden birinin bu olmasını istiyor ve böyle tanımlıyor kendini. Pandemi sürecini iyi değerlendiren çalışkan ve üretken kişilerden. Gerçeğe Sevgi deneme kitabını bu süreçte yayımladı. Yine Aforizmalar da bu dönem ortaya çıktı ve kitaplaştı. Birey ile toplumun sınırları ve çatışması, Batı-Doğu Karşılaştırması, Ölüm ve Yaşam Paradoksu, Savaş ve Barış Çelişiği, Modernizm ve Postmodernizm ile Kapitalizmin Varlığı öne çıkan baskın meselelerinden. Eleştirileri oklarını kullanırken cesur ve sert olduğu kadar alternatifini de özgün düşüncesiyle ortaya koyuyor. Yalnızlık, özgürlük, aşk, ölüm, eşitlik uğraştığı ve ilgilendiği ve izini sürdüğü temel temalarındandır. Siyaset, felsefe, edebiyat, sanat ilgi odağının merkezinde yer alıyor. Yazarla, Öteki Yayınları etiketiyle dolaşıma giren kitabı Aforizmalar’ın dünyası hakkında samimi ve ufuk açıcı bir söyleşi gerçekleştirdim.
Mehmet Hanifi: Aforizmaların birikme ve dile gelme sürecini merak ediyorum. Nasıl bir atmosferde doğdu Aforizmalar? Bundan biraz bahseder misiniz?
Hasan Yılmaz: Aforizmalar, pandemide geçen zamanda bir buçuk yıllık düşünsel yoğunlaşmanın sonucu olarak doğdu. Malum pandemide sosyal mesafeden dolayı daha da yalnızlaşınca benim için verimli bir sürece evirildi, İki kitabımı da pandemi sürecinde yazdım.
MH: Aforizmalar’da tercih ettiğiniz dil konuşma dilinden besleniyor, samimi bir yaklaşımı var. Noktalama işaretlerini neredeyse hiç gözetmemişsiniz. Sizi dili böyle kullanmaya ne itti? Bir tepkiden mi doğdu bu tavrınız?
HY: Aforizma yazım tekniğidir, genellikle Nietzsche’yle özdeşleşmiştir, o aforizmalar şeklinde yazar hatta Nietzsche’ye sorarlar, Neden bu tür yazıyorsunuz diye, Nietzsche şöyle der, Ben bir kitabın anlatamadığını bir paragrafta anlatmaya çalışıyorum, der. Nietzsche aynı zamanda filologdur, kullandığı dil şiirseldir. Bu dil günümüz postmodern filozofların ilham kaynağıdır, zaten Habermas’ın dediği gibi postmodern dönem filozofların linguistik filozoflar olması, Nietzscheci olmalarından ve ondan ilham almalarından kaynaklıdır. Günümüz postmodern dünyasında bu dilin egemen olması tesadüfî değildir. Bugün sosyal medyadaki özlü söz furyası bu geleneğin ve yazım tekniğinin sonucudur.
MH: Kendinizden, bireyden başlayarak topluma açılan, evrensel ölçekte ifadesini bulan saptamalar ve belirlemelerde bulunuyorsunuz. Neredeyse birçok disiplinden ilham alıyorsunuz. Aforizmalar’da bireyin ve toplumun sınırları nerden başlayıp nerede son buluyor?
HY: Birey İngilizce’de individual demektir yani individe, ‘bölünemez parçalanamaz’ demektir. Hakikat çağın öznesi bütündür, ruhsal olarak da böyleydi, beden olarak da böyleydi. Modernizm sonrası dönemde hakikat çağının sonuna geldik. Günümüz bireyi parçalanmış dağılmıştır. Toplum toplum olma özeliğini yitirmiş, atomize olmuştur. İnsan değerler olarak bir hakikate tekabül ediyordu. Bu hakikatin çökmesi ile insan olma kıstasları ortadan kalktı, insanı insan yapan değerler ortadan kalkınca Foucault’nun dediği gibi insanın ölümü ve sonu oluyor, toplum da aynı kaderi paylaşıyor. Hakikatin sonu ile toplumu toplum yapan mitler, efsaneler, destanlar ortak ruh yani toplumu konsolide eden dayanaklar çöküyor ve Baudrillard’in belirttiği gibi toplumun ölümü gerçekleşiyor.
MH: Aforizmalar, hayatın her alanından besleniyor, iç içe geçmiş kaynaklarla zengin ve farklı disiplinlere göndermelerde bulunuyor. Anlamı yeniden üretiyor ve derin düşünmelere sevk ediyor okuru. Kaynaklarınızı merak ettim doğrusu. Yazarken hangi kaynaklar sizi besledi? Referanslarınız nelerdir?
HY: İnsanın hayat motivasyonu anlamdır. Albert Camus, Amaca hizmet etmeyen herşey absürttür, der. Bugün anlamsızlık çağında yaşıyoruz, buhranlarımızın altında yatan temel sebep anlamsızlıktır, dünyanın büyüsü yok oldu, hayatın büyüsü yok oldu. Bunun temel nedeni anlam yoksunluğudur. Nietzsche’nin, Duyulur üstü dünya yok olursa duyulur dünya da çöker, demesinin nedeni amaca hizmet eden anlamdır. Bugün irrasyonel bir dünyada yaşamamızı ben bu anlamsızlıkla açıklıyorum. Dünya tinselliğini yitirdi, ruhsuzlaştı, her şey müthiş bir teknik rasyonalite güdümüne girerken aynı ölçekte bir irrasyonalitenin güdümündeyiz. Einstein, İnsanı ayakta tutan iskelet ve kas sistemi değil, inancı ve prensipleridir, derken haklıydı. Benim beslendiğim kaynaklar Anadolu sufizmi, ben erenlerden, evliyalardan ve dervişlerin Anadolu’da yüzlerce yıllık bu topluma pusula olmuş köklerinden besleniyorum. Bu inançta her şeyin kıstası insandır ve insani kâmil hedeftir. Biliyorsunuz bir kuş kuş olarak doğar, bir geyik geyik olarak doğar ama insan olunur doğulmaz. İnsan en geç olgunlaşan meyvedir. Benim anlam dünyam işte bu insani kâmil mertebesidir. Benim beslendiğim kaynaklar, serçeşme budur.
MH: Aforizmaların çok kalabalık arka sokakları var. Hacı Bektaş’tan Mevlana’ya, Yunus Emre’ye, Nesimi’den Karl Marx’a, Sokrates’ten Kafka’ya, Nietzsche’den Wittengestein ve Freud’a ve Hegel’e kadar tarihe mal olmuş birçok düşünür ve filozof, bilim ve sanat insanını selamlıyorsunuz, onlara atıfta bulunuyorsunuz. Bu kişilerin Aforizmalar’da yolları nasıl kesişti?
HY: Bu düşünürlerin ve evliyaların temel gayesi hakikat arayışıdır, bir filozof akılla, düşünceyle hakikate ulaşır, bir derviş imanla ona ulaşır ama iki dünyanın ortak arayışı hakikattir ve bu iki yol da doğrudur, sadece metotları farklıdır, ulaştıkları hedef aynıdır.
MH: Gelecekle ilgili, yaşadığımız topraklarda ve tüm dünyada bizleri hangi gelişmeler bekliyor, bu konuda öngörülerinizi merak ediyorum? İyimserlik ve umut kazanacak mı?
HY: Heidegger gelecekte bizi bekleyen en büyük tehlikenin tekniğin gelişimi olduğunu öngörüyordu. Makineler ve algoritmaların bizi kontrol ettiği bir dünyaya doğru yol alıyoruz. Eskiden yüzlerce mavi yakalı işçinin yaptığı işi şimdi bilgisayarlı iş makineleri ile yirmi otuz kişi yapabiliyor. Eskiden dört beş tane beyaz yakalı ofis çalışanın yaptığı işi şimdi bir tabletle halledebiliyorsun, yani makineler ve algoritmalar insanın fiziksel ve zihinsel işlevine olan ihtiyacı ortadan kaldırıyor. Bu da şöyle bir riski ortaya çıkarıyor, insanın işlevsizleşmesi ve önemini yitirmesi artık makinelere göre senkronize oluyor. İnsanlık, Erich Fromm’un belirttiği gibi eskiden insanlığın en büyük tehdidi köleleşmeydi, şimdi robotlaşmadır. Giddens modern toplum risk toplumudur, biçiminde ifade eder. Mesela nükleer savaş riski, salgın hastalıkları riski, açlık ve kıtlık durumu riskleri var ama aynı zamanda modern dünya fırsatları da içinde barındırıyor. Mesela hiç olmadığı kadar teknik gelişim, bilgi kaynağı ve bilimsel ilerlemeye sahibiz, bu fırsatları insanlığın hizmetine sunarsak büyük kazanımlar elde edebilir insanlık. Bu da akılıca kararların alınması sonucu ancak gerçekleşebilir. Mevcut durumda dünyamız karamsar distopik bir tablo çiziyor, kısa vadede karamsarlık iklimi insanlığın üzerinde egemen ama uzun vadede insanlığın bu sorunları aşabilecek potansiyeli var, yani ben umutsuz ve karamsar değilim.
MH: Bu dönem neler yapıyorsunuz? Yeni bir çalışmanız var mı?
HY: Bu aralar okumalarıma devam ediyorum. Genellikle tarih okumaları yapıyorum. Doğu dünyasını yakından izlemek için Arapça öğreniyorum.






