Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

15 Kasım 2023

Edebiyat

Jules Verne'in Paradoksları

Patricia Fara

Paylaş

1

0


Jules Verne’in bilimi, macerayı ve fanteziyi bir araya getiren heyecan verici üslubunun başarılı olduğu açık. Fakat üretken yazar aynı zamanda doğayı deistik bir bakış açısıyla gören karmaşık bir düşünür.

Dünyada en çok çevrilen yazarının kim olduğunu tahmin etmek zor değil – Agatha Christie. Onun arkasından gelen isimse daha şaşırtıcı – Jules Verne. İngiltere ve ABD Jules Verne’i daha ziyade Hollywood filmleriyle tanısa da Fransa’da öylesine ünlü ki, ismi Eyfel Kulesi’ndeki Michelin yıldızlı bir restoranı süslüyor.

Jules Verne inanılmaz derecede üretken bir yazar. Ününü pekiştiren macera romanlarına ek olarak şiirleri, tiyatro oyunları ve kurmaca dışı eserleri var. Ama ne yazık ki çoğu eseri İngilizceye çevrilirken büyük ölçüde kısaltıldı, hatta değiştirildi. Çevirilerle ilgili sıkıntı yirminci yüz yılın sonlarına kadar sürse de bu, Ray Bradbury ve Arthur C. Clarke gibi isimlerin ondan etkilenmesine engel olmadı. Fransız edebiyatındaysa güçlü üslubuyla ve dilbilim anlamında ortaya koyduğu işçilikle Arthur Rimbaud için başlı başına bir ilham kaynağı olurken (Jean Cocteau ve Eugène Ionesco gibi isimlerin içinde olduğu) 1920’li yılların avant-garde üyeleri tarafından sürrealist hareketin öncüsü olarak kabul edildi.

Sinema severler Jules Verne’i, Georges Méliès’nin yönettiği ve sinema tarihindeki ilk bilim kurgu filmi olarak kabul edilen 1902 tarihli on dakikalık Le Voyage dans la Lune (Ay’a Seyahat) ile tanır. Fakat Verne’in hikâyesi filmin gösterime girdiği tarihten neredeyse elli yıl önce insanlara öylesine gerçekçi gelmişti ki, yazarın evi bir sonraki Ay seferine katılmak isteyenlerin mektuplarıyla dolup taşmıştı. Méliès’nin filminin hem siyah-beyaz orijinal versiyonuna hem de sonradan renklendirilen yeni versiyonuna internetteki kaynaklardan ulaşmak mümkün. Ama izleyenler şu ünlü sahneyi hatırlarlardır: insan taşıyan bir roket yeryüzünden fırlatılır ve Ay’ın gözüne saplanır. Bu emperyal hırs anlatısında erkekler sağ salim evlerine dönerken olan dişi gezegene olur.

jules verne

1828 yılında doğan ve Loire bölgesinde bir adada büyüyen Verne su ve seyahat söz konusu olduğunda adeta büyülenirdi. Batı Hint Adaları’na yelken açmaya kalktığında sadece on bir yaşınaydı. O sıralar girişimi engellendi elbette ama daha sonra Atlantik’i boydan boya kat edip Niagara Şelaleleri’ni ziyaret etti. Edgar Allan Poe’nun esaslı bir hayranıydı ve Robinson Crusoe’yu defalarca okumuştu. Her ne kadar kendi kitaplarında Crusoe’nun zorluklarla tek başına mücadele etme ve kendi kendine yetme gibi temalarını tekrarlasa da özel hayatı biraz daha çetrefildi. Önce hukukçu babasının kariyerini üstlenmeyi reddederek hayatındaki bu ilk otorite figürünü kızdırdı ardından kronik bir hastalığa tutuldu, oğlunu ıslahevine gönderdi, yeğeni tarafından vuruldu ve topal kaldı. Bütün bu çalkantılara rağmen olağanüstü üretkendi. Elliden fazla roman, on beş oyun ve birçok kısa anlatı kaleme aldı. Yayıncısı Pierre – Jules Hetzel ile yaptığı anlaşma sabit ücret olduğundan yazarlığının son dönemlerine kadar mali sıkıntı içinde yaşadı.

Jules Verne titiz bir araştırmacıydı. Olağanüstü Yolcuklar serisi didaktik girizgahların içine yerleştirilmiş bilimsel gerçeklerle, ölçümlerle ve hesaplamalarla doludur. Öte yandan bilimle kurmaca arasındaki ince sınırda gezinen bu anlatılarda ahlaki mesajlar yer alır. Verne’e göre ilerleme paradoksaldır; arzulanır fakat aynı zamanda zarar verir. Aslen bir Katolik olan Verne zaman içerisinde deizme yönelerek doğaya ilişkin bilginin sezgi yoluyla kavranabileceğini söyledi: ilahi gizemler birdenbire ortaya konmayı değil, özenli bir biçimde ağır ağır çözülmeyi hak eder. Akıl eninden sonunda zafere ulaşacaktır ama insanlığın yol boyunca tökezlemesi kaçınılmazdır. Ya da Dünyanın Merkezine Seyahat’teki Profesör Lidenbrock’un sözleriyle, “Büyük ve kudretli bilim hatalarla doludur – hatalar; her biri bizi hakikate götüren basamaklardır ve bilimin yanılgıları bizim şansımız olmuştur.”

1864 yılında yayımlanan Dünyanın Merkezine Seyahat, Verne’in ilk önemli başarısıydı ve ilk baskıyı üç yıl sonraki genişletilmiş basımlar izledi. Profesör Lidenbrock’un liderlik ettiği bu yolculuk Verne’in ilerleyen dönemlerdeki eserlerinde de görülen anlatı stratejisinin ve edebi tonun belirleyicisiydi. Erkek okurların derhal kitaptaki anlatıcıyla özdeşlik kurar: bilgili olduğu kadar da inatçı olan amcası yer kabuğunun altına inip yeryüzünün derinliklerini keşfetmeyi saplantı haline getirmişken umutsuzlukla coşku arasında gidip gelen genç bir adam. Olay örgüsü iniş çıkışlarla doludur. Erzaklarını kaybeder, elektrik fırtınasına tutulur, kötü niyetli varlıklardan ötürü dehşete düşerler ve karşılarına çıkan her krizi başarıyla atlatıp bizzat yanardağın kendisi tarafından dışarıya püskürtülürler – böylece kabul töreni sona erer.

jules verne

Bilginin ve teknolojinin başarısı için iş birliğine dayalı bir arayışını önemini sık sık vurgulayan Jules Verne, okurlarının bilimin önceliğini unutmasına asla izin vermez. Kâşifleri derinlere indikçe zamanda da geriye giderek birikmiş fosil katmanlarının arasında ilerler ve daha ilkel yaşam formlarını keşfederler. Verne, kurgulamış olduğu bu olağan dışı seyahati İngiliz elektro-kimyacı Humphry Davy gibi isimlerle ve o isimlerin eserlerinden aldığı fikirlerle gerçekçi kılsa da, hani neredeyse hiç sezdirmeden yeryüzünün derinliklerin yaşayan tarih öncesi canlıların rüyayı andıran fantezilerine kayar.

“Ne üslup ama,” diye haykırmıştır Guillaume Apollinaire, “hiçbir şey değilse bile isimler.” Çoğu eleştirmen onun hayranlığını paylaşmasa da Jules Verne’in bilimi, macerayı ve fanteziyi bir araya getiren üslubunun başarılı olduğu açıktı. İlerleyen dönemlerde amacını şöyle izah etti Verne: yeryüzünü tasvir etmek ama sadece yeryüzünü değil, evreni de tasvir etmek.

En başarılı romanı, 1872 yılında yayımlanan Seksen Günde Devri Alem oldu. Saplantılı İngiliz eksantrik Phineas Fogg’un liderliğindeki iki arkadaş bir yandan önceden belirlenmiş olan tarihte Londra’ya ulaşmaya çalışırken öte yandan sürekli peşlerinde olan inatçı müfettiş Fix’ten kurtulmaya çalışır ve nihayetinde son bilimsel yeniliklerin mucizeleri sayesinde eve dönmeyi başarırlar. Karakteristik olarak Verne, zaferi tümüyle bilim ve teknolojiye atfetmez. Zafer aynı zamanda doğa yasalarına riayet etmeye de bağlıdır: uluslararası tarih çizgisinin olmadığı bir dönemde sürekli Doğu’ya seyahat eden kişi elbette zaman kazanır.

Phineas Fogg’un sahneye çıkışından iki yıl önce Verne, Denizler Altında Yirmi Bin Fersah’ı yayımladı. Doğa, insan ve teknoloji arasındaki gerilimin incelikli bir anlatımı olan roman, Pasifik’in derinliklerine doğru yapılan bir keşif gezisiyle açılır. Maksat, gemileri alabora eden bir deniz canavarıyla yüzleşmektir ancak bu sözde canavarın insan yapımı bir denizaltı olduğu ortaya çıkar. Nautilus isimli bu fütüristik denizaltının kaptanıysa ismini on yıl boyunca sürgünde yaşayan Yunan gezgin Odysseus’tan alan esrarengiz Kaptan Nemo’dur. Merhamet ve intikam gibi uç duygular arasında gidip gelen Nemo, etrafındakilerde otoriter bir rejimin kurbanı olduğu yanılsamasını yaratır. Yoksulları ve ezilenleri koruyan bir aziz, halk isyanını finanse eden bir kahraman, fakir bir inci dalgıcını zengin eden bir kurtarıcı gibi davranır ama içindeki karanlık tarafı gerektiğince saklı tutamaz. Bu özgürlük timsali aynı zamanda mürettebatının efendisi ve denizaltından çıkmasına izin vermediği konuklarının gardiyanıdır.

Kendi tutkularının esiri olan Nemo’nun son sözleri, Verne’in kendi sözleri olabilir: “Fakat yine de gelecek için umut var. Bütün bunlar Tanrı tarafından belirlenmiş olan uygun bir vakitte, dünya yeni ve daha iyi bir yaşama hazır olduğunda gerçekleşecektir.”

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Psikanaliz ve MarksizmJ. D. Bernal
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

B. T. Yılmaz

19 Mart 2026

Robert Duvall: Sinemada Her Zaman Gerç..

"Sabahları napalm kokusunu seviyorum... Kokusu... zafer gibi.”Böyle diyordu Duvall, Francis Ford Coppola'nın Apocalypse Now  (1979) filmindeki Wagner hayranı, sörf meraklısı ve sadece 11 dakikalık bir oyunculuk gösterisiyle bir sinema ikonu yaratmayı..

Devamı..

Kapitalizm Öldü mü, Yoksa Taht mı Deği..

Uğur Ugan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024