Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

31 Aralık 2022

Edebiyat

Kaybolan Ses: Resul mu, Nesimi mi?

Mehmet Hanifi

Paylaş

2

0


Nesimi’de kaybolan Resul müdür? Başından beklediği mezar Nesimi’nin midir? Topraktan çekip çıkarmak istediği kendi geçmişi midir?

Hülya’nın elleri için.

Yazar Mehmet Emin Yıldız, eserini kurgularken en başından dile işlevsel bir anlam yüklemeyi kendine görev edinmiş. Kitabın ilk cümlesinden son cümlesine kadar rotasından sapmayan, hiç takılmayan, sendelemeyen anlatının içinde yolunu bulmaya çalışan, ne eksik ne fazla bir sözcük barındıran kararlı, dingin ve ölçülü bir dil okurun kalbinin perdelerini aralıyor. Romanın tamamında böyle bir dil ritmi hâkimdir, yüreğimize dokunan güzel ve dokunaklı bir ezgiye ilgiyle ve keyifle kulak verir, yaratılan albenisi yüksek matematiğin izini süreriz büyük bir merakla metinde. Yazarın ilk romanı Ağzımda Toprak Tadı’nda da oldukça dikkat çeken, başarıyla kotarılmış şiirsel bir dili vardı.

Bu dil dalgın bir dildir aynı zamanda, Resul’ün çarpık zihninden beslenir, gelgitlidir, kaygandır. Tıpkı iki hikâye üzerinde ilerleyen bir damarın taşıyıcısı Resul gibi. İki omuz üstünde duran bir baş. Resul başını kaldırdığında kendini görür, sözcüklere dökülür, kendi hikâyesinin algoritmasını gösterir, bazen şişeden çıkan ve uçsuz bucaksız yeryüzünü kendine beden gören bir cindir, bazen tanrının bir başka adı Resul’dür, bazen de Nesimidir. Başını öne eğdiğinde, aklına Nesimi her düştüğünde bu kez kendi hikâyesini bir köşeye asar ve Resul’ün peşinden akar. Resul’ün hikâyesi onu sürükler. Kendi hikâyesini Nesimi’nin hikâyesiyle tamamlama derdindedir. Diyarbekir’dedir, eğilir Dicle’den su içer, oradan Şengal’e uzanır, Halep’te bulur kendini sonra, çarşı pazar kendini arar. Nesimi’de aradığı babasızlığıdır, köksüzlüğüdür.

Nesimi’de kaybolan Resul müdür? Başından beklediği mezar Nesimi’nin midir? Topraktan çekip çıkarmak istediği kendi geçmişi midir? Başa baş giden ve birbirini sarmalayan bu şizofrenik düzlemdeki hikâye, bir gövde üstünde yükselen iki kalın dal gibidir. Biri diğerine baskın gelmez, birbirine üstünlük kurma derdi yoktur. Resul, Nesimi’ye eğilirken kendini arar aslında, varoluşsal bir anlam sorgulamasıdır bu ve o anlamı bulmaya çalışır. Birbirini yaratma ve çoğaltma düşüncesini taşır. Birbirine uzak bu iki kahramanın hikâyesini merak etmemizin asıl nedeni, yazarın 14. yüzyılda yaşamış Hurûfi meşrep Azeri divan şairi Nesimi’yle, iki binli yıllarda yaşayan günümüz insanın buhranlı, yalnızlaştırılmış, köksüz halinin Resul’de yansımasını bulan iki karakteri başarıyla girift bir anlatının içine çekmesidir ve onları yan yana getirmesidir.

‘Kaybolan Ses Ozan Nesimi’ romanı bir dönem ve tarih kitabı gözüyle değerlendirilebilir ve okunabilir aynı zamanda. Söz konusu olan, tarihte derisi yüzülerek katledilen direnişçi, hakikatin peşinden giden ve sözünden asla ödün vermeyen insanı kâmil Nesimi’nin tarihin içinden çıkıp edebi bir metnin içinde kendine özgün bir yer açması ve kendini yeniden yaratmasıdır. Kitap dört bölümden oluşuyor: Dilden nefese, Nefesten kalbe, Kalpten sırra ve Sırdan ruha. Bu bölümlerin hakikate erişme yolculuğunda insanı kâmil olma mertebesi için birer basamak olduğunu belirtmek okurun anlama çabasını aydınlatacaktır.  

Tarihi bir belgeye herkes ilgi göstermeyebilir ya da okunan bu belge okuyan herkeste aynı hissiyatı yaratmayabilir, çünkü tarih asık suratlıdır, soğuktur, yanlıdır, mesafe bırakır ama edebiyat kanalıyla biraz daha geniş bir kulvarda birçok okura seslenebilme şansı daha yüksektir. Okur, Nesimi’nin hikayesini okurken onunla empati kurar, kendini onun yerine koyar, onu anlamaya çalışır, belki onunla özdeşim kurup ondan yana saf tutar.

Okurken keyif alınacak, çok katmanlı, mitolojik, felsefik ve düşünsel bir alt yapı barındıran romanın zengin dünyasına girmek, ilk bölümlerde kafaları karıştıracak bir yapıyı barındırdığından yer yer okur terlemek zorunda kalsa da, ilerleyen bölümlerde taşlar yerli yerine oturur, Kaybolan Ses Ozan Nesimi ele avuca gelir, okur ferahlar. Son sayfayı çevirirken içimize oturan Resul’ün ve Nesimi’nin hüznü gelip yerleşmiştir. Edebiyatın okurda bıraktığı kalıntı, tam olarak bu değildir de nedir? Edebiyat bizi her gün biraz daha insanileştirmez mi?

Günümüz zor ve ağır toplumsal, ekonomik ve siyasal koşullarında, Öteki gibi kendi yağıyla kavrulan butik bir yayınevinin etiketiyle gün yüzüne çıkan kitap, ötekilerin edebiyatında yerini tutmayı ve alanını genişletmeyi bütün kararlılığıyla sürdürüyor.

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Psikanaliz ve MarksizmJ. D. Bernal
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

B. T. Yılmaz

19 Mart 2026

Robert Duvall: Sinemada Her Zaman Gerç..

"Sabahları napalm kokusunu seviyorum... Kokusu... zafer gibi.”Böyle diyordu Duvall, Francis Ford Coppola'nın Apocalypse Now  (1979) filmindeki Wagner hayranı, sörf meraklısı ve sadece 11 dakikalık bir oyunculuk gösterisiyle bir sinema ikonu yaratmayı..

Devamı..

Kapitalizm Öldü mü, Yoksa Taht mı Deği..

Uğur Ugan

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024