'Özerk' bir şair ve şiir yapısı gösterir Salah Birsel. Hem içinde hem dışındadır yaşadığı ve yazdığı şiir dönemlerinin.
Salah Bey Ansiklopedisi
“Salah Bey Tarihi”, nedense tarih deyince şiir gelmiyor akla, yazı, ondan da önce roman geliyor. Salah Bey'in bildiğim kadarıyla tek romanı var, Dört Köşeli Üçgen, 'alegorik' olarak nitelenen bu yapıtı 1957'de yazmış. Başka romanı yok ama, doğrusu bir romanın yaratması beklenen coşkuyla ve olması gereken gerilimle okunan denemeleri, günlükleri var. 'Güzel gerilim' diyelim bu edebi tada. Salah Birsel'in “Salah Bey Tarihi” başlığı altında toplanan günlükleriyle, “1001 Gece Denemeleri” olarak okuduğumuz şen şatır, şıngır mıngır denemelerinde de, bizi heyecanlandıran, ve daha çok merak biçiminde gelişen bir gerilime sokan şey aynı. İster 'alegorik' romanında olsun, ister Saatli Maarif Takvimi gibi bir takvimi olsaydı da her gün Salah Bey Takvimi diye yapraklarını merakla çevirseydik isteğini uyandıran günlükleri, ister bir şenlikname gibi okuduğumuz, gördüğümüz ve bizi yazının doğrudan içine çeken, neredeyse zaman ve mekan değiştirmemize yol açan denemeleri...Hepsi Salah Birsel sözlüğündeki az bilinen, yeni bulunan ve Salah Bey'in ürettiği/türettiği sözcüklerle, Salah Birsel ansiklopedisindeki kimselerin bilmediği bilgileri harmanlayarak yazılmış , değişik mi değişik, ilginç mi ilginç, şahane mi şahane yazılardır.
Oyun içinde...
Yazıları şahanedir de peki şiirleri nedir, nasıldır Salah Birsel'in? Doğrusu pek çok kişinin de benim yukarıya yazdığım türden övgülerle andığı Salah Birsel yazısının yanında, şiirleri ne yazık ki gölgede kalmıştır. O da bunun farkına varmış, daha çok da acısını duymuş olmalı ki Varduman kitabıyla 1993 Behçet Necatigil Şiir Ödülü'nü kazandığı günlerde, 'artık deneme yazmayacağını, bumdan böyle yalnızca şiir yazacağını' bildirmiş ve sözünde de durmuştur. Nitekim ödüllü kitabının ardından Salah Birsel'den bir şiir salvosu ya da yaylım ateşi biçiminde şiir kitapları gelmiştir (Biraz ona benzeterek yazmaya çalışıyorum ama ne çare! Şiir salvosu ve yaylım ateşi deyimlerinin olumsuz olarak anlaşılmamasını dilerim): İnce Donanma (1994), Yalelli (1994), Rumba da Rumba (1995), Çarleston (1996), Baş ve Ayak (1997), Sevdim Seni Ey İnsan (1997), Nardenk (1998). 4 yılda 7 şiir kitabı. Ciddi bir verim.
1999'da yitirdik Salah Birsel'i, tam şiire yeniden döndüğü bir zamanda, yaşta ve yerde. Şiirini eksik bıraktığı için tamamlamak arzusu ve amacıyla dönmedi şiire bana kalırsa, “oyuna devam” duygusuyla döndü. Yücel Kayıran'ın, Birsel'in toplu şiirleri Köçekçeler'den(Sel Y., Ekim 2014) hareketle yazdığı “Salah Birsel Meselesi”(Radikal Kitap, 24 Ekim 2014, sayı:710, s.22) başlıklı yazısında vurguladığı “oyun alegorisi”ne benzer bir kavramla ve süreçle düşünüyorum ben de Salah Bey'in şiire dönüş meselesini. Tüm yapıtını, denemeleri, günlükleri, tek tomanı ve şiirlerini, hepsini bir “devam” duygusuyla ve “oyun” bilinciyle yazdı: 'Oyun içinde oyun'. Oyun içinde günlük, oyun içinde deneme, oyun içinde şiir. Oyunu ne kadar ciddiye aldığını ise yazmaya, tartışmaya bile gerek yok. Yarattığı onca şiir kişisi, türettiği onca sözcük, ürettiği onca deyim ve dillerarası bir yolculuğa çıkarak buluşturduğu onca yakın ya da uzak akraba sözcükler, onun oyunu kurarken, sürdürürken, oyun araç ve gereçlerini de kendisinin yaptığını, yarattığını gösteriyor ki, edebiyatımızda ve şiirimizde herhalde, 'sahne tozu' değil ama 'şiir tozu' yutmuş tek oyuncu çocuk olarak parmakla gösterilecektir.
'Özerk' bir yapı
'Özerk' bir şair ve şiir yapısı gösterir Salah Birsel. Hem içinde hem dışındadır yaşadığı ve yazdığı şiir dönemlerinin. Enis Batur Köçekçeler'in arkakapak yazısında, “Garip akımının, II. Yeni'nin, toplumcu şiirin kolektif açılımlar gerçekleştirdiği dönemlerin içinden kendi benzersiz şiirini kurarak geçti.” diyordu Salah Bey için. Garip şiiriyle Toplumcu şiir ya da daha daraltarak 40 Kuşağı Şiiri, hem tema birliği hem söyleyiş yalınlığı ve kolaylığı bakımından birbirlerine ne kadar da yakındır aslında. Eleştirel ve muhalif tutumlarının benzerliğini de unutmadan elbette. Ayrı bir yazı konusu bu. Ama Salah Birsel şiiri ilkin bu buluşmanın bir örneği bence. Garip'in mizahını, toplumcuların kaygılarıyla buluşturan bir şiir. 1947'de basılan ve 1940-1946 şiirlerini içeren ilk kitabı Dünya İşleri'nden “1940” şiiri: “Bir de yaşasam dedim/Ellerimi ayaklarımı bırakarak/Vakit akşamdı/Hava da sıcak/.../İlkin şöyle bir doğruldum/Dağa ovaya karşı/Cesedimi gülerken bulmuş/Sonradan bir onbaşı/.../Ölümümle yok ettim/Göğü ve yeri/Ben kahraman şehit/ben emireri”. Burada karamizahın 'ince donanma'sı harekete geçmiştir. Ama her zaman böyle olmaz özellikle son dönem şiirlerinde mizah ve eleştiri dozu adeta 'varduman' biçiminde veryansın eder.
1955-1960 arası şiirlerinden oluşan Ases(1960) tam anlamıyla bir II. Yeni kitabıdır. İlhan Berk şiiriyle yakınlığı “Sevdalı Ases” şiirindeki şu dizelerde hemen belli olur: “Kaç defa İstanbul oldunuz siz adamakıllı/Sevdalardan gidip geldiniz ne vakit/Yalnızsanız yalnızlığınızda kalın amanın/Kaç defa Ases oldunuz siz sabahlardan”. “Atlı Ases”, Oktay Rifat şiiriyle yakınlığını gösterir, “Kilimlerle senin sofalarla var yürüyüşün/Geldik şimdi bu saçların ki çözdüm ve çözmedim”.Ve aynı zamanda bir şiir kişisi olarak da Güzin'in macerası hem Cemal Süreya da hem de Salah Birsel de sürmekte değil midir? “Pakistan” şiirine buyrun öyleyse: ”Çıt çıt çıt bütün esmerleri ben övüyorum/Güzin'i de övüyorum esmer olursa/Güzin demek düğün dernek/Siz inanmıyorsanız ben inanıyorum/Ben Pakistan'ı da seviyorum/Ama nerden şimdi aklıma geldi/ Güzin varken Pakistan”.
“Haydar Haydar”
Şiirimizin de, Salah Birsel'in de başyapıtlarından biri olarak Haydar Haydar'ı (1972) görürüm, 1961-1972 arası yazdığı bu şiirlerde Salah Birsel'in ve Türk şiirinin bütün dönemleri, hatta şairin sonraki dönemleri de buluşmuş gibidir. Yalnızca Cumhuriyet dönemi şiirinden söz etmiyorum, ayrıca halk şiirinden Divan şiirine, tasavvuf şiirine tüm birikimin de izleri vardır bu şiirlerde: Cinnistan, Yınus Emre, Leylek...Sonuncusunda karar kılalım: “Ha var ha var aksak leylek/ Çünkü kurşunlar bunlardan biri/Ama sen de o bindiğim düldül/Ölüyorum gül yetiştir/.../Bildimse bilmedimse/Kaçmak istediğim o kalyondu/Hay kırk yelken hay/Ama sen de korktuğum zebella/.../ Yaşadığım dar karnımda/Vay bana vaylar bana/Acı bana topal leylek”.
“Salah Bey Tarihi” yazıdan ibaret değil yalnızca, benzersiz bir şiir birikimi de var bunun içinde, denemelerini, günlüklerini, ezcümle Salah Birsel'i sevenlere ve “oyuna devam” diyenlere Köçekçeler'in daveti var.






