Galiba anadan doğma sanatçılardan değilim ben. Güç yazarım. Bir yerde Halikarnas Balıkçısı’nın kendi hikâyelerini Sait Faik’inkilerden daha güzel bulduğunu okuduğumdan beri daha da güç yazıyorum.
Yusuf Atılgan’nın üzerinde en çok etkisi olan yazarlar
Okumayı severim, çok okurum. Bunu söylemek bir çeşit övünmek midir, bilmem. Kimileri hiç okumadıklarını söyleyerek övündüklerine göre. Batıdan olsun, bizden olsun beğenerek, severek okuduğum yazarlar vardır. Dostoyevski, Gide, Montherlant, Camus, Sartre, Simenon, Huxley, Joyce, Green, Capote, Sait Faik, Vüs’at O. Bener, Nezihe Meriç gibi. Benim bir hayranlıkla, hatta kıskanarak okuduğum iki yazar vardır: Çehov, Faulkner. Okuyanı anlattıkları ortama katıveren, onu yarattıkları kişilerin yaşayışına, duygularına ortak eden bu iki sanatçı, söz sanatının ereği buysa, varmışlar bu ereğe. Görece bu yargılar, bilmiyorum ama söylemeden edemedim. İşte çok sevdiğim ozanları saymadan da edemeyeceğim: F. H. Dağlarca, B. Necatigil, M. Eloğlu, E. Cansever, T. Uyar, C. Süreya.
Yusuf Atılgan yazmaya ne zaman başladı? İlk yazısı ne zaman yayımlandı?
Heves dediğinize göre çok öncelerden başlamam gerekecek. Lisedeyken kimseye göstermeden şiiler, hikayeler yazardım. Son sınıfta konusu köydeki bir cinayetle ilgili bir romana bile başlamıştım. O zamanlar sarakaya alınmaktan korkardım. Artık hemşerilerimin “Hele bak sen. Bunca yıl oku da… Yazık oldu Hamdefendinin paracıklarına” der gibi kıs kıs gülmelerini umursamıyorum. Fakültedeyken hikayeler, hele şiirler yazdığım bile oldu. Günde 4-5 sayfalık şiirler. İşte o biçim şeyler. İlk “yazmadan duramama” gereğini 1947’de duydum. “Parmakkapıdaki Pansiyon” adlı bir roman yazdım. Ertesi yıl yırttım attım bunu. Yazma sevdasından ellerimi yıkadığımı sanıyordum, ama değilmiş. 1952’de belki bu yüzden çiftçiliği bıraktım. Hikayeler yazıyordum. Galiba anadan doğma sanatçılardan değilim ben. Güç yazarım. Bir yerde Halikarnas Balıkçısı’nın kendi hikayelerini Sait Faik’inkilerden daha güzel bulduğunu okuduğumdan beri daha da güç yazıyorum. Yayımlanan ilk yazım 1954’te Tercüman Gazetesinin yarışmasında birincilik alan “Evdeki” adlı hikâyemdir. Nevzat Çorum adıyla göndermiştim. Aynı yarışmada yedinci olan “Kümesin Ötesi” adlı hikayem de Ziya Atılgan adıyla çıkmıştı. Kısa ömürlü Esin dergisinin ilk sayısında, gene Ziya Atılgan adıyla “Atılmış” adlı hikayem yayınlandı. Sonraki hikayelerim hep “Varlık”ta çıktı.(Kaynak: Yusuf Atılgan’a Armağan, İletişim Yayınları, 1992)







