Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

15 Ocak 2025

Edebiyat

19. Yüzyıldan 21. Yüzyıla Çeviri Tarihine Kısa Bir Bakış

Marie Lebert

Paylaş

0

0


Çevirmenler, geçmişte olduğu gibi günümüzde de önemli rollere sahiptir ve yazarların yanı sıra çevirmenlerin ismini de unutmamak gerekir.

Dillerin ve kültürlerin zenginliğine katkıda bulunan çevirmenler, tarihin hangi dönemi olursa olsun toplumda büyük bir rol oynar. Bir yandan mevcut bilgi birikimimizin artmasına yardımcı olur, öte yandan medeniyetler arasında bir köprü vazifesi görerek toplumsal ilişkileri geliştirir ve modern dilleri biçimlendirirler. 

19. yüzyılın çeviri anlayışı 

18. yüzyıl süresince kitapların kendisini sözlüklere yeğ tutan ve orijinal metne uygunluktan ziyade bir metnin rahat okunup okunmadığını ön planda tutan, bunun için de kimi eksiltmeler yapmakta sakınca görmeyen çeviri anlayışı 19. yüzyılın ilk çeyreğinde yavaş yavaş değişmeye, çeviri metinler konusunda yeni standartlar oluşmaya başladı.

Fakat orijinal metne uygunluk konusunda en belirgin istisnalardan biri,  İngiliz yazar ve şair Edward Fitzgerald’ın Farsçadan yaptığı çevirilerdi. Fitzgerald, İranlı şair, matematikçi ve astronom Ömer Hayyam’ın şiirlerinden derlediği bir seçkiyi serbest usulde çevirmiş, The Rubaiyat of Omar Khayyām ismiyle yayımlanana kitap kısa süre içinde çok satanlar listesinde yerini almıştı. İlginçtir ama Fitzgerald’ın çevirisi bugün bile hâlâ Ömer Hayyam dendiğinde akla gelen ilk çevirilerdendir ve aslına sadık çok daha nitelikli çevirilere rağmen hâlâ en çok tercih edilenler arasındadır.

Yine 19. Yüzyılın ilk çeyreğinde, Alman romantizminin önemli figürlerinden teolog ve düşünür Friedrich Schleiermacher, “Yabancılaştırıcı çeviri” kuramını geliştirdi. Schleiermacher, 1813 yılında vermiş olduğu Farklı Çeviri Yöntemleri Üzerine isimli ünlü dersinde, yazarı okura götüren çeviri yöntemleriyle okuru yazara götüren çeviri yöntemleri arasında bir ayrım yapmış ve kendisinin ikinci yöntemi tercih ettiğini belirtmiştir. Schleiermacher’ın yerelleştirme (yazarı okura götürmek) ve yabancılaştırma (okuru yazara götürmek) arasında yaptığı bu ayrım, Antoine Berman ve Lawrence Venuti gibi bir sonraki yüzyılın seçkin kuramcılarına da ışık tutmuştur. 

19. yüzyıl sonlarındaysa Çinli çevirmen Yan Fu, Üç Çeviri İlkesi adını verdiği kendi çeviri kuramını geliştirmiştir. Fu’nun dile getirdiği bu üç ilkeden ilki sadakattir, yani bir çevirinin anlam ve düşünce bakımından orijinal versiyonla uygunluk göstermesi. İkinci ilke çevirinin ifade gücüdür ki, bu bir çevirinin okur tarafından rahatça anlaşılıp anlaşılmadığı meselesine denk düşer. Üçüncü ilkeyse zarafettir, yani çevirmenin ve çeviri yapılan dilin donanımı. 

Yan Fu, geliştirmiş olduğu bu çeviri kuramını kendi deneyimlerine, İngilizceden Çinceye tercüme ettiği sosyal bilim metinlerine dayandırmıştır. Fu’ya göre söz konusu üç ilkeden en önemlisi ikinci ilke, yani ifade gücüdür. Zira çevirinin anlamı okur için erişilebilir değilse, yani çeviriden hiçbir şey anlaşılmıyorsa o zaman o metnin çevrilmiş olmasıyla olmaması arasında herhangi bir fark bulunmaz.  

Yan Fu, anlaşılırlığı artırmak için söz diziminde değişiklik yapılabileceğini, İngilizce örnekler yerine Çince örnekler kullanılabileceğini ve Çince özel isimlerin daha anlaşılabilir olması için modifiye edilebileceğini belirtir. Fu’nun Üç Çeviri İlkesi dünya çapında kayda değer bir etki yaratmış ama ne yazık ki edebi eserlerin çevirisinde oldukça yanlış şekillerde uygulanmıştır. 

20. yüzyılın çeviri anlayışı 

20. yüzyıl başlarına hâkim olan çeviri anlayışı çerçevesinde çoğu çevirmen, özellikle de akademik, bilimsel ve tarihsel metin çevirilerinde, kelimesi kelimesine çeviriyi tercih etmiş, kaynak metne riayet etmeyi ön planda tutarken deyimsel bir çeviri üretmemek için hedef dilin sınırlarını zorlamıştır. Bununla birlikte kurmaca metinlerin çevirisinde daha farklı bir bakış açısı mevcuttu ve bunu en iyi özetleyen muhtemelen eserleri yeğeni Aniela Zagórska tarafından Lehçeye çevrilen İngiliz-Leh yazar Joseph Conrad’dı. 

Conrad’a göre çeviri, tıpkı öteki sanatlar bünyesinde kimi seçimleri barındırıyordu ve bu seçimlerin olası anlamlarından biri yorumlamaktı. Bu yüzden Conrad, yazmış olduğu mektuplardan birinde yeğenine şöyle bir tavsiyede bulunuyordu: “Kelimesi kelimesine çeviri yapmaktansa kendi yorumunu katmak çok daha iyi sonuçlar verir. Yani bu, aslında kelimelerin muadilini bulmakla ilgili bir mesele. O yüzden tatlım, sana yalvarıyorum, çeviri yaparken sana rehberlik eden katı bir vicdan değil, doğuştan getirdiğin mizacın olsun.” (Zdzisław Najder’in Joseph Conrad biyografisinden alıntılanmıştır.)

20. yüzyılın belki de en ünlü çevirmenlerinden biri, Arjantinli şair, romancı ve deneme yazarı Jorge Luis Borges’ti. Borges, 1960’lı yıllarda İngilizce, Fransızca ve Almancadan İspanyolcaya çok sayıda edebi eser çevirdi ve bu çeviriler – aslında daha ziyade yeniden yazımlar – arasında William Faulkner, André Gide, Hermann Hesse, Franz Kafka, Rudyard Kipling, Edgar Allan Poe, Walt Whitman ve Virginia Woolf’un eserleri bulunuyordu. 

Borges sıklıkla çeviri sanatı üzerine yazmış ve katıldığı seminer ya da konferanslarda, “kimi zaman çevirinin orijinal eseri çok daha nitelikli bir metne dönüştürebildiğini, dolayısıyla orijinal metne sadık kalmanın her zaman iyi bir seçim olmadığını ve aynı esere ilişkin alternatif, potansiyel olarak da çelişkili yorumların aynı ölçüde geçerli olduğunu,” savunmuştur.  

1970’li yıllarsa Çeviribilim (Traductologie) olarak adlandırılan yeni bir disiplinin doğuşuna tanıklık etmiş ve İngilizce aslı Translation Studies (Çeviri Çalışmaları) olan terimi ilk kez kullanan, 1972 yılında yayımlanan The Name and Nature of Translation Studies başlıklı makalesiyle şair James S. Holmes olmuştur. Ayrıca belirtmek gerekirse, James S. Holmes yalnızca bir şair değil, aynı zamanda Hollandalı ve Belçikalı çağdaş şairlerin çevirmenidir ve Amsterdam Üniversitesi tarafından 1964 yılında kurulan Mütercim Tercümanlar Enstitüsü’nde hâlâ çeviri sanatı üzerine dersler vermektedir. 

20. yüzyıldaki süreçlerin çeviri usullerine ve çevirmenlik mesleği bakımından en göze çarpanlarından biri yüzyıllardır aynı çatı altında olan mütercimlikle (yazılı dilde çeviri) tercümanlığın (sözlü çeviri) farklı disiplinler haline gelmiş olması ve internetin icadıyla birlikte çevirmenlik mesleğinde baş gösteren köklü değişimler olmuştur. 

21. yüzyılın çeviri anlayışı 

Çevirmenler, geçmişte olduğu gibi günümüzde de önemli rollere sahiptir ve yazarların yanı sıra çevirmenlerin ismini de unutmamak gerekir. Ama ne yazık ki günümüzde çevirmenlerin, toplumsal gelişimimiz açısından ne denli önemli rollere sahip olduğu yavaş yavaş görmezden gelinmeye başlamış ve görünmezliğe ek olarak güvencesizliğin baş gösterdiği böyle bir dönemde, özellikle de çevrimiçi mecralarda bu ihmal giderek daha yaygın hale gelmiştir. 

Oysa şunu her daim akılda tutmak gerekir: çevirmenler ve çevirmenlerin üstlenmiş olduğu roller olmasaydı kadim bilgi birikiminin büyük bir kısmı günümüze ulaşamadan yok olur, modern bilgi birikiminin büyük bir kısmıysa sınırlı sayıdaki azınlığın, yani bir eseri orijinal versiyonundan okuyabilenlerin tekelinde kalır ve şu an teknolojisine bel bağladığımız modern toplumun yerinde bambaşka bir toplum olurdu. 

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

İdefix artık Doğan Medya’nınOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

10 Eylül 2025

İstanbul’a 1 Saat Mesafede Kamp Kurula..

Yoğun şehir hayatının getirdiği stres ve kalabalıktan uzaklaşmak istediğinizde, İstanbul’un çevresinde keşfedilmeyi bekleyen birbirinden güzel kamp noktaları bulunuyor. Üstelik bu rotalar, uzun yolculuklar gerektirmeden doğayla baş başa kal..

Devamı..

W.G. Sebald’ın Eleştirel Denemeleri

Linda Daley

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024