Araştırmalar insanların olumsuz duygu uyandıran herhangi bir olay karşısında hızla örgütlenebildiklerini, birbirleriyle uyumlu duygular üretebildiklerini ortaya koyuyor.
Sosyal ağlar üzerinde karşı tarafta öfke türevinden olumsuz duygular yaratabilmek maksadıyla tasarlanan gönderilere rage bait, yani öfke tuzağı adı veriliyor ve bu kelime 2025 yılında Oxford Üniversitesi Yayınları tarafından yılın kelimesi seçildi.
Bir içeriğin sırf insanları kışkırtmak için sosyal medya üzerinden paylaşılması ilk anda pek mantıklı gelmeyebilir ama sosyal medya aracılığıyla gelir elde etmek ancak yüksek etkileşim oranlarıyla mümkün olduğundan çoğu zaman para kazanma hırsı, etik kaygıların önüne geçiyor.
Üstelik sosyal medya platformları gördüğümüz içeriği önceden topladığı verilere göre, yani hangi konular daha fazla ilgimizi çekiyorsa ona göre özelleştiren algoritmalar kullanıyor. Ancak bu, her zaman bizi mutlu edecek içerikler göreceğimiz anlamına gelmiyor. Algoritma, yazdığımız öfkeli yorumlar da dahil içerikle kurduğumuz her tür ilişkiyi kullanıyor.
Bu tür içerikler karşısında yapabileceğimiz bazı şeyler var elbet ama öncelikle öfke tuzağının niçin bu kadar etkili olduğu sorusunu sormamız gerek.
Provokatif içeriklerin daha fazla tıklandığı, paylaşıldığı ve yorum aldığı herkes tarafından bilinen bir gerçek. Bunun arkasında olumsuzluk önyargısı (negativity bias) adı verilen bir durum yatıyor olabilir. Yani öfke gibi olumsuz duygular sosyal ağlar üzerinden çok daha hızlı ve etkili bir biçimde yayılıyor.
İnsanlar evrimsel olarak kendi grupları içerisinde öfkeye yol açan bir duruma, mutluluğa yol açan bir durumdan daha fazla ilgi gösterirler çünkü öfke ortada bir sorun olduğunu, o sorunun da ancak harekete geçmekle çözülebileceğini gösterir. Mutluluksa her şeyin yolunda olduğunun işaretidir.
Sosyal medya teknolojileri nispeten yeni teknolojiler olsa da, etrafımızda olup bitenleri anlamlandırma ve yönlendirme usullerimiz yeni değil. İnsan olarak bizler, içgüdüsel olarak sosyal bilgiye odaklanırız. Bu bilgiler de grubumuzdaki her tür anlaşmazlığı ya da potansiyel tehlikeyi haber veren çeşitli ipuçları içerir.
Aidiyet kurduğumuz gruplar geçmişte genellikle yaşadığımız yerdeki arkadaşlarımız, komşularımız, iş arkadaşlarımız, kısacası karşılıklı ilişki içinde olduğumuz yerel gruplardı. Ama sosyal medyanın hayatlarımıza girmesiyle birlikte dünyanın dört bir yanından insanla bağlantılı hale geldik. Ve erişim sağladığımız grup sayısı arttıkça öfkenin bize ulaşabileceğiz yollar da çoğaldı.
Araştırmalar insanların olumsuz duygu uyandıran herhangi bir olay karşısında hızla örgütlenebildiklerini, birbirleriyle uyumlu duygular üretebildiklerini ortaya koyuyor. Yani potansiyel bir tehdit karşısında sayıca üstünlük sağlayarak kendimize güvenli bir alan oluşturabiliyor, böylelikle de evrimsel açıdan avantajlı bir konuma geçiyoruz. Sosyal medya açısından baktığımızdaysa öfke uyandıran bir içerik paylaşıldığında o içeriği paylaşan kişi doğrudan kötü adam rolünü üstlenmiş oluyor.
Bu konuyla ilgili öbür sorunsa herhangi bir içeriğe ya da yoruma karşı yirmi dört saat kesintisiz yanıt alabilmemiz. Eskiden bir şeyler ya da biri bizde öfke uyandırdığında kendimizi oradan uzaklaştırabilirdik. Bu da sakinleşmemiz ve sağlıklı düşünmemiz için bize ihtiyaç duyduğumuz zaman aralığını verirdi. Fakat şu an sosyal medya her tarafımızı kuşatmış durumda ve kendimizi zaman zaman kaçacak hiçbir yerimiz yokmuş gibi hissetmemize neden oluyor.
Öfke tuzağıyla mücadele etmek
Başlamak için en iyi nokta, öfkeye yol açan içeriklerin niçin paylaşıldığının farkında olmak. Elbette rol yapmayan, yani paylaştığı içeriğe gerçekten inanan ve kendi olumsuzluğunu yaymak isteyen insanlar da var. Fakat bu tür içeriklerin büyük bir kısmının yalnızca etkileşimi artırmak için paylaşıldığını bilmek, onlar üzerinde kontrol kazanmamıza yardımcı olabilir.
2020 yılında yapılan bir araştırmaya göre insanlar medyada kullanılan manipülasyon stratejilerini ve taktiklerini öğrendikleri takdirde bu teknikler karşısında kendilerini çok daha iyi bir biçimde koruyabiliyor.
Böyle bir içerikle karşılaştığınızda paylaşımı yapan kişi ya da hesabın role girmeye çalışan bir oyuncu olduğunu düşünün. O an oynadığı karakterse eylemleri kişisel inançlarından ziyade şöhret arzusuna dayanan alelade biri.
Şöyle de bir gerçek var, öfke duyduğumuz içeriklerle ne kadar az etkileşime girersek bu içerikler karşımıza o kadar az çıkar. Televizyon ya da radyo gibi geleneksel medyanın aksine sosyal medyada pasif bir izleyici olarak kalmak zorunda değiliz. Etkileşime girmeyi ya da girmemeyi seçtiğimiz içerikler aracılığıyla kendi sosyal medya akışlarımızı etkileyebilir, şekillendirebiliriz.
Öfke yerine umut
Öfke tuzaklarının sosyal medyada yayılma hızı ve gücüne rağmen araştırmalar, insanların sırf öfke uyandırmak üzere tasarlanan içeriklere karşılık vermeden önce durup düşündüğünü gösteriyor. Bu da öfke tuzağının gücünü nispeten azaltan bir durum.
Çevrimdışı etkileşim türleriyle kıyaslandığında sosyal medyanın avantajı, doğası gereği herkes tarafından görülebilir olması. Dolayısıyla etkileşimi artırmak için bu tür yöntemlere başvurulduğunda araştırmacılar platformdaki atmosferi kolaylık gözlemleyebiliyor ve ortaya çıkan sonuçları analiz ederek akılcı çözümler önerebiliyor. Üstelik bu sayede, maruz kaldığımız sosyal medya içeriklerini nasıl kontrol altına alabileceğimizi de öğreniyoruz. Şunu unutmamak gerek, rahatsızlık duyduğumuz o içerikler genellikle kâr elde etmek üzere paylaşılıyor ve böylesi ucuz bir amacın aracı haline gelmemek için tek yapmamız gereken kontrolü geri kazanmak, sırf kâr amacıyla paylaşılan bu olumsuz içeriklerin tuzağına düşmemek.
Çeviren: Fulya Kılınçarslan






