Okumaya dair en erken anım Russell Hoban’ın yazıp Lillian Hoban’ın resimlediği Harvey’s Hideout. Harvey, kız kardeşinin korkunçluğundan şikayetçi olan bir misk sıçanı. Ama kız kardeşi Mildred da ona karşı aynı şeyleri hissediyor. Bu kitabı okuduğumda sanırım dört ya da beş yaşındaydım. Kitap elimdeyken Bournville’deki evde, radyatörün yanındaki sarı bir pufta kıvrılmış oturduğumu anımsıyorum. Dürüst olmak gerekirse hâlâ bundan daha iyi bir okuma yeri olduğunu düşünmüyorum.
Büyüme çağında beni en çok etkileyen kitap Peanuts. Snoopy sevgim yazar olmamdan çok öncesine dayanıyor ama o, aslında bütün yazarlar için gerçek bir ilham kaynağı çünkü bir roman yazar ve unutulmaz bir kapak yazısıyla yayıncılara gönderir. “Beyler, ekte yeni romanımın taslağı yer alıyor. Beğeneceğinizden eminim. Bu arada, hayatımı sürdürebilmem için lütfen bana biraz para gönderin.”
Ergenlik çağımda değişmeme sebep olan kitap CWE Peckett ve AR Munday’in Thrasymachus’u. Aslında pek çok Yunanca ders kitabı vardı, niçin bunu kullandık bilmiyorum. Sanırım hazırlıktaki öğrenciler için yazılmıştı ve bu yüzden içinde Thrasymachus adındaki küçük bir çocuğun yeraltı dünyasında dolaşmasını konu alan bir sürü hikâye vardı. Hikâyelerin özelliğiyse alfabeyi ve ekleri öğrenmek için tasarlanan kısa cümlelerdi. Uzun süre Yunanca dersinde berbattım ama sonra her şey yoluna girdi.
Düşünme biçimimi değiştiren yazar kullanma talimatlarından masa oyunu kılavuzlarına kadar bu tür şeyleri hazırlayan herkes. Herhangi bir ürünün kullanım kılavuzunu okumaktansa soğukta oturup tir tir titremeyi tercih ettiğimi anladığımda didaktik okumalardan nefret ettiğimi de anlamış oldum. Daha ilk sayfayı çevirmemle kendimi canlı canlı gömülmüş gibi hissetmem bir oluyor.
Bende yazar olma isteği uyandıran romanların tamamı Cynthia Heimel’e ait. Kitaplarının isimleri kadar pop-art kapakları da mükemmel. İlk okuduğumda yirmi yaşındaydım ve hayatımın sonraki on yılını dolduracak olan stand-up gösterilere yeni başlamıştım. Onun sayesinde komik olmanın farklı yollarını öğrendim. Hâlâ yazarken sık sık aklıma gelir.
Sık sık aklıma gelen yazar Homeros. İlyada’yı lise zamanı zorla okuttuklarında kitaptan nefret etmiştim. Bütün o iğrenç, kendini beğenmiş adamlar ve sonsuza kadar sürecekmiş gibi görünen ölüm tasvirleri. Ama şimdi biliyorum ki, inanılmaz bir eser ve içinde savaşlarla birlikte kayıpları, öfkeyle birlikte kederi, aşkı ve korkuyu barındırıyor.
Dönüp tekrar okuduğum kitap Ovid’in Dönüşümler’i. Masamdan alıp bir türlü kütüphanedeki yerine koyamıyorum. Sanırım aramızda hâlâ bitmemiş bir şeyler var ama onun ne olduğunu henüz bilmiyorum.
Asla yeniden okuyamayacağım roman sanırım Brontë kardeşlerin yazdığı her şey. Hayatımda o kadar çok ıstıraba yer yok, yer açıldığında da Catullus’un şiirleri var.
Geç keşfettiğim roman Charles Dickens’ın Kasvetli Ev’i. Robert Douglas Fairhurst tarafından yazılan ve Dickens’ın bu eseri yazdığı yılı anlatan The Turning Point, bende lise yıllarımdan beri ilk kez Dickens okuma isteği uyandırdı.
Şu an okuduğum kitap, Anatole Mori’nin The Politics of Apollonius Rhodius’ Argonautica isimli kitabı. Argonautica hakkında yazarken bilmek istediğim onca şeyi başka nereden öğrenebilirim ki?
Bana konfor alanı sağlayan kitap Meera Sodha’dan Dinner. Cömert, candan bir yazar. Yemek pişirmek istemiyorsanız bundan ötürü rahatsızlık duymamanızı, aksine kendinizi iyi hissetmenizi sağlıyor, yemek pişirmek istediğinizdeyse yüzlerce farklı fikirle geliyor.
Çeviren: Fulya Kılınçarslan






