1925 yılı, İngiltere Oxfordshire’daki Chimney kasabası. Caterham ailesinin görkemli malikânesi. Fakat pinti Lady Caterham (Helena Bonham Carter) mülkünü sanayi devi Sir Oswald Coote’a (Mark Lewis Jones) kiralamak zorunda kalmıştır.
Evde düzenlenen parti olanca debdebesiyle devam ededursun, etrafında insan olmasından hiç hoşlanmayan Lady Caterham, kendi evinde artık bir misafir olduğunun farkında, kızı Lady Eileen “Bundle” Brent’e (Mia McKenna Bruce) partiye katılan konukların “sanayi, aristokrasi ve dış işlerinden” olduğunu söyler.
Agatha Christie’nin 1929 tarihli Yedilerin Gizemi isimli romanından uyarlanan yeni Netflix dizisi Yedi Kadran’ın senaryosunu Chris Chibnall yazarken yönetmenliğini de Chris Sweeney üstlendi. Bu yeni uyarlamanın en dikkat çekici yönüyse yedi kadranı yalnızca eğlendirmek için değil, Christie’nin şöyle bir temas edip geçtiği politika ve imparatorluk gibi iki önemli konuyla yüzleşmek için kullanması.
Dış işlerinde görevli olan konuklar parti esnasında meslektaşlarından birine bir şaka yapmaya karar verir ve geç saatlere kadar uyumasıyla nam salmış arkadaşlarının odasına, ertesi sabah 11.15’te çalmak üzere kurulmuş sekiz tane saat bırakırlar Saatlerden biri kaybolup da daha sonra Bundle tarafından çimlerde bulununca ve öteki yedi saatin de hâlâ şömine rafında dizili durduğu anlaşılınca elbette kafa karışıklığı başlar çünkü ortada bir de ölüm vakası vardır.
Kurbanın iş hayatında stres altında olduğu öne sürülmesine rağmen (erkeklerin ruh sağlığının da bozulabileceğinin yeni yeni kabul edildiği o dönemin koşullarına bir gönderme) Bundle onun intihar etme olasılığını reddeder. Kısa bir süre sonra son sözleri “yedi kadran” olan başka bir kurbanla karşılaşınca –ki, o da tıpkı Chimney’de ölen kurban gibi genç bir erkektir– meselenin intihar olmadığından emin olur.
İz peşinde
Bundle, kendisini takip eden bilinmez bir figürün bıraktığı izlerin peşine düşer ve bu izler onu Scotland Yard’a, Müfettiş Battle’ın (BBC’nin Sherlock Holmes dizisinde Watson rolünü oynayan Martin Freeman) kapısına götürür. Bundle, Arthur Conan Doyle’un Bohemya’da Skandal (1891) adlı romanındaki Irene Adler karakterinin bir yansımasıdır. Hikayede Adler, kılık değiştirmiş olan Holmes’u Baker Street’e kadar takip eder ve bu sayede dedektifi alt edebilen tek kişi olur.
Tıpkı kendi öncülü Adler gibi Bundle’ın da bir feminist olduğunu söyleyebiliriz. McKenna Bruce ustalıkla rolünün üstesinden geliyor. Christie’nin romanında Bundle kıpır kıpır bir karakter. Dizide de ondan kalır yanı yok çünkü yaşlı politikacı George Lomax’ın (Alex Macqueen) evlilik teklifinden kaçabilmek için o devasa mülkün üst kat pencerelerinden atlayıp Kettle’ın delil peşinde olduğu bahçenin tam ortasında düşüyor. Anlaşılan o ki, seçimini çoktan yapmış.

Özgün esere Netflix tarafından yapılan eklemeler
Netflix’in uyarlaması Christie’nin romanından çok daha dolambaçsız. İskoç polisiye yazarı ve gazeteci Val McDermid, romanın 2026 yılı baskısına yazdığı ön sözde, Christie’nin gerilim türünü hicveden farklı bir tür üzerinde çalıştığını ve özellikle de 1910’ların, 1920’lerin John Buchan tarzı erkeksi gerilim romanlarıyla dalga geçtiğini belirtiyor. Ayrıca yazarın aristokrasiye, servetini gösterişli ve abartılı bir şekilde sergileme eğiliminde olan yeni zenginlere (nouveaux riche), amaçsızca etrafta dolanan genç erkek ve kadınlara olan bakışı Jane Austen’ı andırıyor.
Dizi, Christie’nin 1920’li yıllarda değiştirilemezmiş gibi görünen kuralcı sosyal yapılara yönelik eleştirilerinin bir yansıması. Bonham Carter’ın canlandırdığı aristokrat Lady Caterham, yeni zenginler grubundan olan Lady Coote’a hizmetçilere teşekkür etmesinin lüzumu olmadığını söylerken Sir Oswald Coote, hemen hemen her şeyin, sınıf farkının bile parayla satın alınabileceğini beyan ediyor. Ancak daha da fazlası var: Agatha Christie bu romanı Birinci Dünya Savaşı sona erdikten on yıl sonra yazdığı için anlatısında savaş meselesine pek değinmez ama Netflix kendi uyarlamasında savaşın izlerini net bir biçimde ortaya koyuyor. Bu arada Christie’nin savaş boyunca İngiliz Kızıl Haçı’nda gönüllü olarak çalıştığını ve ilaç dağıtımından sorumlu olduğunu, burada da zehirler hakkında pek çok öğrendiğini de belirtelim.
Bundle’ın dış işlerinde çalışan gençlerle kurduğu dostluğun kökeniyse savaş esnasında erkek kardeşini çatışmalardan birinde kaybetmesiyle ilgili. Her biri aslında hayatta kalmayı başarabilmiş gençler. Bundle hayatın “çok kısa” olduğunu söylüyor, zira kardeşinin cesedini bulan kişi, diş işlerinde birlikte görev yaptığı Gerry Wade’den başkası değil.
Dizinin en can alıcı noktalarından birinde Bonham Carter’ın olağanüstü bir kabiliyetle canlandırdığı Lady Caterham, savaşı beş paralık şerefi olmayan bir mezbahaya benzetiyor. Üstelik tıpkı Miss Havisham gibi çatıdan akan suların kovalar içinde biriktiği, mali yetersizlik yüzünden uşaklarına tek kuruş ödenemeyen bir evde yaşıyor. Bundle’ın da fark ettiği üzere hiç kimse ve hiçbir şey göründüğü gibi değil.
Fakat dizide Avrupa imparatorluklarıyla birlikte bu imparatorluklar tarafından desteklenen sosyal yapıları en keskin dille eleştiren kişi, Lomax’ın davetiyle İngiltere’ye gelen Kamerunlu mucit Dr. Cyril Matip (Nyasha Hatendi).
Lomax, sırf Matip eğlensin diye bir sülün avı düzenler ama mucit katılmayı reddeder – silahların neler yapmaya muktedir olduğuna bizzat tanık olmuştur. Bu esnada Bundle’ın gözü vurulup çimlere düşmüş olan sülüne takılır. Akşam yemeğinde Matip, Avrupalılara karşı hissettiği güvensizlikten ve savaşın yol açtığı yıkımdan bahseder. “Afrikalıların beyaz Avrupalılar için öteki Afrikalılara karşı nasıl savaştığını,” görmüştür.
Dizinin doruk noktası, Christie’nin ünlü romanı Doğu Ekspresi’nde Cinayet’e bir saygı duruşu niteliğinde trende geçiyor. Fakat her şey bitmiş değil. Son sır, yani yedi kadranın sırrı, hâlâ açığa çıkmadı. Netflix’in Yedi Kadran uyarlaması Christie’nin dünyasını takdire şayan bir biçimde günümüze taşıyor. Zira Agatha’nın bize söyleyeceği daha pek çok şey var ve onu hafife almak, bize hiç tahmin edemeyeceğimiz bir şeylere mal olabilir.
Çeviren: Fulya Kılınçarslan






