Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

27 Ocak 2026

Edebiyat

Nagazaki’nin Gölgesinde Büyümek

Xan Brooks

Paylaş

0

0


“Annemin hikâyesini aktarma şansı buldum.” 

 

Nobel ödüllü yazar Kazuo Ishiguro’nun ilk romanı Uzak Tepeler’in film uyarlaması, geçtiğimiz yıl Cannes’da ilk prömiyerini yaptı. Ishiguro bize, bu hikâyenin kendisi için niçin önemli olduğunu anlatıyor. 

Kazuo Ishiguro, Uzak Tepeler’i nerede yazmaya başladığını hâlâ net bir biçimde anımsıyor: Cardiff’teki tek odalı dairede, yemek masasının üzerine eğilmiştim. O zamanlar yirmi yaşlarının ortalarındaydı. Şimdiyse yetmiş yaşında. “Yazdığım kitabın günün birinde yayımlanabileceği hiç aklıma gelmemişti, gerçek bir yazarlık kariyerim olacağı da. Ama bu hikâye benim önemli bir parçam olarak kaldı çünkü hem roman yazma konusunda attığım ilk adımdı hem de Japonya ile aramı düzeltmeme yardımcı oldu.”

İlk kez 1982 yılında yayımlanan Uzak Tepeler bugünle geçmiş, İngiltere ile Japonya arasında bağ kuran duygusal bir aile hikâyesi. Romanın film uyarlamasıysa hem tepelere bambaşka bir gözle bakıyor hem de bu gizemli atmosfere yeni bir çerçeve kazandırıyor. Senaryo yazarı ve yönetmen Kei Ishikawa ortaya son derece zarif ve özenli bir yapım çıkarmış: film seksenli yılların başındaki unutulmuş bir banliyö evinde başlayıp İkinci Dünya Savaşı’nın derin yaralarını saran dirençli bir Nagazaki’ye uzanıyor. İlk çocuğun kaybı ve yaşanmamış bir kaderin gölgesi, uzun süredir İngiltere’de yaşayan orta yaşlı Etsuko’nun peşini bırakmaz. Yeni yetme bir yazar olan küçük kızı Niki ise hani neredeyse meteliksiz kalmış bir gençtir ve adını duyurmak için can atar. Niki, ses kaydı yapabilen koca teybiyle gelir ve şöyle der: “Anne, bana Japonya’daki eski yaşamını anlatır mısın?”

İsveç Akademisi 2017 yılı Nobel Edebiyat Ödülü’nü Kazuo Ishiguro’ya verirken “eserlerinin sahip olduğu duygusal etki gücünü” ve odağında yer alan “bellek, zaman, kendini kandırma” gibi konuları ustalıkla işleyişini gerekçe olarak gösterdi. Ishiguro’nun anlattığı ister görkemli bir malikânede “alt kattakiler” olsun (Günden Kalanlar) ister kurban edilmek üzere yatılı bir okulda yetiştirilen çocuklar (Beni Asla Bırakma)  ya da Kral Arthur dönemi Britanya’sında yaşayan yaşlı gezginler (Gömülü Dev), bütün eserlerinin özünü oluşturan bu temalar, Uzak Tepeler’de karşımıza en saf haliyle çıkar. 

Uzak Tepeler’in hikâyesi Ishiguro’nun kendi  aile geçmişini ve Nagazaki’de doğup beş yaşında İngiltere’ye göç eden bir çocuk olarak kendi melez kimliğini ortaya çıkarıyor. Filmin galasının Cannes’da yapılması gayet yerinde bir karardı ancak palmiyelerin, yatların ve onca gösterişin içinde kaybolma riski de yok değildi ama hikâyenin anlattığı da zaten tam anlamıyla böylesi kültürel bir kopuştu. 

Bana kalırsa hikâyede kibirli ve ukala genç bir yazar olarak karşımıza çıkan Niki, Ishiguro’nun alter egosu. Fakat Ishiguro onun, yazara değil de okura vekaleten hikâyede olduğunu, bu amaçla tasarlandığını söylüyor. Niki bizim hikâyeye giriş noktamız, muhtemelen labirentte ilerlerken bize yol gösteren kırmızı ipliğimiz. “Bugün inanmak zor ama,” diye ekliyor Ishiguro, “geçmişte çağdaş İngiliz okurların çoğu Japon hikâyelerine karşı direnç gösteriyordu ve hikâyeye nüfuz edebilmek için aşina oldukları Batılı bir varlığa ihtiyaç duyuyorlardı.”

Filmde Niki rolünü Bristol Old Vic tiyatro okulundan yeni mezun olan Camilla Aiko canlandırıyor. Aiko’ya göre film, birbiriyle bağ kurmaya çalışan iki kadının hikâyesiyken Niki, bu hikâyede gerçeğin peşine karakter ve bu yönüyle izleyicinin bakışını temsil ediyor. “Ishiguro’nun kendisini canlandırmış olabileceğim hiç aklıma gelmemişti,” diyor Aiko. 

Yazarla en büyük ortak noktasıysa paylaştıkları aynı karmaşık kültürel miras. Aiko Japon-İngiliz asıllı bir aileden geliyor ve annesi Japon.  “Farklı etnik kökenden gelmenin en güç yanı İngilizler ya da Japonlar adına konuşmam gerektiğinde ağzımdan çıkan her sözden tedirgin olmam çünkü hangi tarafla aidiyet kurmam gerektiğini bilmiyorum. Burada herkes beni Asyalı olarak görüyor, Japonya’ya gittiğimdeyse bir yabancıyım. Bir oyuncu olarak yapmaya çalıştığım şeyse aradaki çatlaklardan, boşluklardan sıyrılıp çıkmaya çalışmak.”

Niki, Ishiguro değil. Yine de yazar aralarında paralellikler olduğunu kabul ediyor. “Camilla Aiko’nun performansını izlerken Niki ne zaman geçmişe dair bir anıyı bazen rahatsızlık veren bir tavırla bazen de mahçup ve kurnazca bir merakla annesinden öğrenmeye çalışsa onda kendimi gördüm.” 

Nihayetinde hikâyenin en önemli kişisi anne. Etsuko aslında iki farklı hayat yaşıyor ve dolayısıyla da iki farklı kişi  haline geliyor. 1980’li yılların İngiltere’sinde saygın bir müzik öğretmeni. Daha geriye gittiğimizdeyse atom bombasının atılmasından yedi yıl sonra Nagazaki’de yaşayan, radyasyona maruz kalmış ve bu sebeple de doğmamış çocuğunun akibeti konusunda sürekli tedirginlik yaşayan genç bir gelin. Bir arkadaşa ya da kaçmasını sağlayacak bir yönteme ihtiyacı var. Hangisi karşısına önce çıkarsa. Ama hiçbir surette güvenilir bir anlatıcı değil ve Niki’ye anlattığı hikâye de pek çok tutarsızlık içeriyor. 

Peki Uzak Tepeler, Ishiguro’nun annesi için nasıl bir anlam ifade ediyor? “Bana kalırsa kitaplarım arasında onun için özel bir yeri var,” diye yanıt veriyor Ishiguro. “Kitabın yazıldığı dönem tam da Reagan ve Brejnev arasındaki gerilimin tırmandığı, soğuk savaşın en hassas dönemlerinden biriydi yazmaya başlamadan kısa bir süre önce annem yanıma gelip, Nagazaki’de yaşananlarla ilgili bir şeyler anlatması gerektiğini söyledi. Bu kısmen benim bir sonraki kuşak olmamdan kısmen de yazar olmayı istememden, dolayısıyla da anlatılanları benden sonraki kuşaklara aktarma olasılığımın bulunmasından kaynaklanıyordu. Uzak Tepeler’de annemin bana anlattığı hikâyelerin hiçbirini doğrudan kullanmadım. Sanırım yazdığım kitabın kendi anlattığı hikâyelerin evrim geçirmiş bir versiyonu olduğunu ama yine de özünü koruduğu için yazdığım öteki romanlara kıyasla kendine daha yakın bir mesafede durduğunu düşünüyordu”.

Sinema Ishiguro’nun tutkularından biri ve yazdıkları üzerindeki etkisi edebiyat kadar fazla. Son zamanlarda izlemekten en çok keyif aldığı filmler arasında Oscar ödüllü bir animasyon olan Flow: Bir Kedinin Yolculuğu ve Fransız drama filmleri Bir Düşüşün Anatomisi ile Saint Ömer var. “Fransız adalet sistemi gerçekten de bu şekilde mi işliyor yoksa bütün bu sahneler Fransız mahkemelerinin hayali bir versiyonu mu?” 

Bu arada birkaç yıl önce de, iki roman arasına Akira Kurosawa’nın 1952 tarihli klasiği Ikiru’dan esinlenilerek çekilen ve orijinal hikâyeyi Londra sokaklarına taşıyan Living’in (Yaşamak) senaryosunu sıkıştırdı. Sinemaya karşı böylesine bir tutku duymak, kişinin kendi yazdığı romanın uyarlaması söz konusu olduğunda iki ucu keskin bir bıçak haline gelebilir. Bir avantaj mı yoksa bir engel mi? “Umarım ilkidir,” diye yanıt veriyor Ishiguro, “romanlarımdan uyarlanan filmlerin senaryolarına hiçbir şekilde müdahale etmemek gibi bir prensibim var. Arka planda kalmayı kabul ettiğim sürece herhangi bir sorun çıkacağını sanmıyorum. Film yapımcılarına hikâye bana ait olsa da filmin bizzat onlara ait olduğunu, dolayısıyla da aslına birebir sadık kalma konusunda kendilerini mecbur hissetmemeleri gerektiğini söylerim.”

James Ivory’nin yönetmenliğini, Ismail Merchant’ın da yapımcılığını üstlendiği Günden Kalanlar gerçekten muhteşem bir uyarlamaydı. Mark Romanek ve Alex Garland ise Beni Asla Bırakma’nın olağanüstü etkileyici, bir o kadar da mesafeli bir versiyonunu yarattı. Aslı önemli olansa her iki filmin de Ishiguro’nun kendine özgü üslubunu ve romanlarından alınan tadı koruması. Sınırlamalar ve basitlik: ortaya çıkansa derinlerde bir yerde saklı duran gizemli bir şeylerin olduğu hissi. Buna rağmen her ikisi de film olma özelliğini koruyor çünkü romanların başka bir mecraya geçip yeni bir ortama adapte olmalarına imkân tanıyorlar.  

“Bu tamamen benim şahsi fikrim ama hikâyenin ilerlemesine olanak veren uyarlamaları seviyorum. Bunu duyunca çoğu romancı kızacak, biliyorum. Yine de şöyle düşünmek gerek, nasıl ki bir kitabın yabancı dile çevirisi hiçbir zaman birebir olmaz ve olmamalı da, film uyarlamaları da öyle. Üstelik çok fazla film izliyorum ve şunu defalarca gördüm, yapımcılar hikâyeye birebir sadık kaldığında ortaya hiçbir zaman iyi bir iş çıkmıyor. Bunun sebebi kitapların ve filmlerin birbirinden çok farklı, hatta çoğu zaman birbirine tamamen zıt eserler olması.”

Uzak Tepeler’in film uyarlamasında Etsuko kendi hikâyesini Niki’ye aktarır ancak Niki elbette hikâyeyi kendi istediği gibi yazacaktır. Bu da hikâyenin, aile hikâyelerinin nasıl değişip dönüştüğünün farkında olduğunu gösteriyor. Bütün hikâyeler hemen hemen aynı derecede statiktir. Uyarlanır, yorumlanır, çeviride kaybolur ve yeniden bulunurlar. Hatta bir hikâyeyi asıl canlı tutanın bu sürekli değişim ve dönüşüm olduğu bile söylenebilir. 

“Bir şey daha var,” diyor Ishiguro, “uyarlamanın kendine özgü bir yol izlemesi gerektiğini söylediğimde bu kulağa alçakgönüllülük olarak gelebilir ama aslında bir tür egomani. Hikâyelerimin Homeros’un anlatıları ya da bazı masallar, bazı mitler gibi kalıcı olmasını istiyorum. Yüzyıllar boyunca anlatılsın, kültürden kültüre aktarılsın, farklı zihinlere hitap edecek biçimde uyarlanıp yorumlansınlar. Romanlarımın hepsi miras olarak bana geçen, özümsediğim, sonra da yeniden şekillendirdiğim malzemelerden oluşuyor. Elimdeki malzeme önce romana, ardından filme dönüştüğünde bu kamp ateşlerinin vaktinin geldiğini gösteriyor: hikâyeler büyüsün, hikâyeler gelişsin.”

 

Çeviren: Fulya Kılınçarslan

YORUMLAR

Henüz hiç yorum yapılmamış. İlk yorum yapan sen ol!

Öne Çıkanlar

Uzun Adamın Peşinde – Julio Cortázar’ı..Adnan Özer
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

H.M.A. Leow

19 Mayıs 2025

Tagore Saygon’da: Kültür, Çelişkiler, ..

Rabindranath Tagore’un 1929 yılında Vietnam’a yapmış olduğu ziyaret bölgeyi Fransızlar olmaksızın nasıl bir geleceğin beklediği konusundaki tartışmaları alevlendirdi.   Kimi Vietnamlılar tarafından ruhani bir lider olarak görülen Tagore, kimilerince de ..

Devamı..

Anlam Kazandırmak ya da Anlamsızlığa K..

Toprak Işık

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024