Rodman Philbrick’ten İyi Bir Maceranın İpuçları
Kampa gitmek için çantamı kapadım. Tedirginim, tecrübeyle sabit, kampların hiç de beklenildiği gibi geçmediğini biliyorum: Güneşin ısıtmadığını, hazırlığın uzun sürdüğünü, kampa çıkarken yalnızca eşya değil arkadaş da seçmenin gerektiğini... Tüm bunları deneyimle öğrendim, yavaş yavaş ve bolca tökezleyerek. İşte şimdi de hazırlandım, çantamın üstüne geçenlerde okuduğum iki kitabı yerleştirdim, sakinim; gözlerimle kitapların mavili kırmızılı kapaklarını tarıyor, hangisini yanıma alacağıma karar vermeye çalışıyorum.
Albenili kapaklara sahip bu kitaplar Rodman Philbrick’in. Şimdiye kadar Günışığı Kitaplığı tarafından üç kitabı Türkçe’ye çevrildi. İkisi, tema itibariyle birbirini takip ediyor. Deli Nehir ve Deli Yangın adlı bu iki kitabın bendeki yeri başka. Hem sürükleyici birer macera romanları hem de okuruna gerçekçi umutlar aşılayan kitaplar bunlar.
Deli Nehir bir sel felaketinde, Deli Yangın da bir orman yangınında mahsur kalan çocukları anlatıyor. İlk kitabın konusu, rafting gezisine katılan bir grup çocuk; mecburiyetten bir araya gelmiş, beraber mahsur kalmışlar. Çocukların mücadele verdiği durumlar yalnızca doğal afet ya da tehlikelerle sınırlı kalmıyor. Aynı zamanda birlikte hareket etmenin, bir ekip olmanın da yollarını bulmak zorundalar. Belki de onlara, “Tehlike ânında yanında kim olsun isterdin?” diye sorulsaydı, birbirlerinin ismini hiç anmazlardı. Olaylar öyle bir hal alıyor ki, bu birbirinden çok farklı çocuklar, kısıtlı erzak ve vakit karşısında anlaşmanın, bir plan oluşturup onu sadakatle izlemenin ve hayatta kalmanın yolunu bulmak zorundalar. Deli Nehir’in Açlık Oyunları, Lost gibi bir havası var anlayacağınız.

2025’te yayımlanan Deli Yangın’da ise durum biraz daha farklı. Bu sefer iki çocuk baş başa, korkunç bir orman yangınından kaçıyor. Alevlere yakalanmadan yollarını bulmaya ve bir an önce baş döndüren ormandan çıkmaya çalışıyorlar. Özellikle Türkiye’de orman yangınlarının arttığı bir dönemde, okur kendini o ormanda, çocukların yerinde hayal etmekten alamıyor. Yürek hoplatan, gerilim dozu yüksek sahnelerle dolu bir roman.
Peki, bu boylarından ve yaşlarından büyük tehlikelerle nasıl başa çıkıyorlar? Deli Nehir’de bir grubu yönetmek, kaynak kullanımını anlamak ve yaban hayvanlarından kaçmak gibi beceriler ön plana çıkarken; Deli Yangın’da ormanda kaybolmamak, yangın gibi afet durumlarında nasıl davranacağını bilmek, soğukkanlı kalabilmek ve elindeki olanaklarla yaratıcı çözümler üretebilmek öne çıkıyor.
İki kitabın da en güçlü yanlarından biri, karakterlerin geçirdiği dönüşüme de tanıklık etmemiz. Bunlar, mükemmel ve sorunsuz karakterler değiller. Her iki maceranın da başlarında, aralarında akran zorbalığı ve birbirlerini dışlama gibi olumsuzluklar varken, hikâyelerin sonunda “başka insanlar” olarak ayrılıyorlar sahneden. Rodman Philbrick’in bu iki romanı, doğanın, maceranın ve dayanışmanın dönüştürücü gücünü gösteriyor bize.
Bunun yanı sıra kitaplar ne üzüyor ne de korkutuyor insanı. Doğayı romantik bir ideal gibi değil de en gerçekçi yüzüyle gösterse bile okuru caydırmıyor, aksine etkiliyor. Bir fikrin tohumunu ekiyor insan zihnine. Ne olursa olsun hep bir çıkış yolu olduğuna, doğada hayatta kalmanın yalnızca en kuvvetli ve en becerikli insanlara mahsus olmadığına inandırıyor okuru. Bunu da ders vermeden başarıyor hem de. Bir yandan karakterlerle özdeşim kuruyoruz, öte yandan da maceradan keyif alıyoruz. Hatta yer yer onlara özeniyoruz.
Özeniyor muyuz? Deli Nehir ve Deli Yangın’da etkileyici olan nedir? Şu soruyu sorarak başlamak gerekebilir: Bir insan neden doğaya gider? Bu çocuklar neden kampa gittiler? Hepsinin farklı motivasyonları olduğu şüphesiz. Bazısının ailesi zorlamış onları, bazısı kampa gelmiş ama aklı çok başka yerde... Hepsi de bu deneyimin, okulda ya da evdeki zamanlarına benzemediğinin farkında. İyi geçmesini umduğumuz bir deneyim ve macera yaşama isteği... Ancak bu tür senaryolarda, bazı karakter özelliklerimizin farkında olmak gerekiyor.
Soğukkanlılık. Zorluklar karşısında soğukkanlılığını korumak, olan bitene salt duygularının merceğinden bakmamak. Her iki romanın da kahramanları yer yer (ve sıklıkla) umutsuzluğa kapılıyorlar. Fakat hep “En azından deneyebiliriz, ihtimaller düşük ama belli mi olur?” diyerek, kendilerini küçük adımlar atma konusunda ikna ediyor, bu yolda birbirlerine destek oluyorlar. Soğukkanlı kalabilmenin, aldığımız riskleri doğru hesaplama konusunda şansımızı arttırdığını gösteriyorlar.
Grup bilinci, arkadaşlık ve dayanışma... Her iki kitabın da kalbinde, “Hiçbir kahraman yalnız başarmıyor!” duygusu yatıyor. Hatta zor ve imkânsız durumlar, yanlarında konuşacak biri olduğunda eğlenceli bile olabiliyor. Özellikle Deli Yangın’da bunu açıkça görüyoruz. Bu tür dayanışma örnekleri, karakterlerin büyümesini ve dönüşmesini de beraberinde getiriyor. Bu beraber hareket etme vurgularına rağmen “liderlik” kavramının önemi de yadsınamaz. Çünkü liderlik, bir gruba istediğini yaptırmak değildir, zorbalıkla karıştırılmamalıdır. Lider olmak, yeri geldiğinde inisiyatif almak, mantık çerçevesinde akıl yürütmek, elini taşın altına koymak da demek.
Tüm bu karakteristik özelliklerin ötesinde, bu iki macerada da kahramanlığın bir kişilik özelliği olmadığını anlıyoruz. Dahası kahraman olmak, en iyi olmak anlamına da gelmiyor. Bazen fedakârlığı, bazen kendi isteklerini grubun çıkarlarından geri planda tutmayı, bazense güvenmeyi gerektirebilir.
Tüm bu anlamlı ve önemli özelliklerinden dolayı Deli Nehir ve Deli Yangın, okurunu doğaya karşı korkutmaktan ziyade, tüm çekincelerinden ve önyargılarından sıyrılmasına yardımcı oluyor. Nasıl mı? Ona bir yol haritası sunarak... Onu, “Tüm bunlar senin de başına gelebilir,” gerçeğiyle yüzleştirerek. Böylece, bu maceraları okuyan çocuklar ve gençler -ve aslında her yaştan okur- kendilerini yalnız hissetmeyecek, tersine yeni bir topluluğun, samimi ve güçlü bir topluluğun üyesi olduğunu hissedecektir.
Kamp çantamın önünde kitaplara bakakalıyor, hangisini yanıma alacağıma bir türlü karar veremiyorum...






