Asıl problemimiz, Davos Matrix’inin doğrudan ana bilgisayara, yani bizim gerçekliğimize bağlı olması. Bu insanların kendi küçük halüsinatif dünyalarında aldıkları kararlar zaman içinde gerçek dünyaya sızıyor ve on yıllar geçtikçe servet giderek daha yükseklere doğru transfer olurken geri kalanlar bu yükün altında eziliyor.
Davos ile ilgili belki de en kötü şey, kendini “evrenin efendisi” olarak görenlerin aynı zamanda kendini birer iyilik timsali sanması. Peki her yıl aynı dönemde bir araya gelen bu acımasız plütokratlar ve soğuk kanlı statü bağımlıları, altın kalpli oldukları konusunda bizi ikna etmeye çalışmaktan ne zaman vazgeçecekler?
Davos kadar boşuna yapılan bir toplantı örneği daha olmasa gerek. Üstelik sırf e-postayla halledilebilecek işler için… Siyaset ve finans dünyasının önde gelen isimleri her yıl yüksek karbon salınımlı jetleriyle İsviçre’ye geliyor, silahlı korumalarla çevrelenmiş lüks tatil beldesi Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’na katılıyor ve ışıltılı salonlarda yoksulluk ya da iklim felaketi gibi bütün dünyayı ilgilendiren konular üzerinde ahkam kesiyorlar. Halbuki bizzat Davos Zirvesi’ne katılmak bile bariz bir iki yüzlülük örneği: Liderlere şöyle bir bakın, politik açıdan sağ ve sol ideoloji bir aradaymış gibi görünüyor ama aslında her iki tarafta da birbirinin hapse tıkılması gerektiği konusunda hemfikir. Hem düşünsenize bir, eğer bütün bu karar alıcılar, karar verme konusunda gerçekten iyi olsalardı muhtemelen her yıl böylesi bir saçmalığa katlanmaz onun yerine kısa bir teyitleşmeyle yetinirlerdi: “Tamam, madem anlaştık, öyleyse küresel kapitalizmi bir yıl daha sürdürüyoruz. Hoşça kalın.”
Davos ve benzeri toplantılar ancak birer gösteri olarak algılandığında anlaşılabilir hale geliyor çünkü bunlar, kendini evrenin efendisi olarak görenlerin dramatik birer yaşam öyküsü kuşanıp onu sergiledikleri bir sahneden ibaret. Her yıl Davos salonlarında toplanıp hem kendilerini hem de birbirlerini onaylıyorlar: Biz buradayız ve önemliyiz, anlıyor musunuz? Bu arada karşılarında gerçek bir dinleyici kitlesinin olmadığını unutmayalım. Ama yaptıkları bütün açıklamalar beyhude olsa da, statü onlar için her şey ve resmen bas bas bağırıyorlar: Herkes zengin olabilir ama onca zengin arasından pek azı influencer olabilir.
Davos’un özündeki saçmalık, işte tam da bu gösteri amaçlı etkinin baştan çıkarıcı cazibesinden geliyor. Dünyayı kontrol eden yetkililerin kendi menfaatlerine uygun kararlar almak için bir araya gelmelerinde öyle çok da dikkat çekici bir şey yok, bunu her zaman yapıyorlar çünkü bu onların işi. Davos’taki kalabalığın can alıcı kusuruysa her şeyi kontrol etmenin onlara yetmemesi. Üstüne bir de iyi insanlar olmak istiyorlar. Daha doğrusu asıl dertleri iyi olmak bile değil, kamuoyunda iyi birer insan olduklarına dair güçlü bir izlenim bırakmak. Bu yüzden şirket CEO’ları ve devlet başkanlarıyla yapılan röportajlarla ekonomik ve jeopolitik tahminlere yönelik paneller, sırf bütün dünya bu acımasız plütokratların ve soğuk kanlı statü bağımlıların altın kalpli birer iyilik timsali olduğunu düşünsün diye bir yığın sosyal ve kültürel içerikle harmanlanıyor.
Orada olmalarının tek sebebi var, hayatlarınızın her alanını kontrol etmek. Ama bunu elbette sizlerin, bütün dünyanın iyiliği için yapıyorlar. Onlara güvenin. Hem düşünsenize bir, ahlakı gerçekten önemsemeseler “Kâr ve Amaç: Fırsat Eşitliğine Hız Kazandırmak” isimli bir panele katılırlar mıydı? Nasıl olsa açıklamada “eşitlik” kelimesi var, yetmez mi?
Davos’taki bu lüks düşkünü güruh hem pastam dursun hem karnım doysun derdinde. Ve bu da onların en ölümcül kusuru. Fakat asıl ironi, Davos’ta toplananların bir yandan popülist eğilimlerden ötürü endişe duyması – çünkü popülizmin İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra kurumsal kapitalizmin egemenliğine imkân veren siyasi düzeni tehdit ettiğini düşünüyorlar – öte yandan bu etkinliğin küresel eğilimleri tanımlama ve analiz etme iddiasında bulunurken bizzat popülist öfkenin ateşleyicisi haline gelmesi. Davos’taki zihinler kendi saçmalıklarına gerçekten inansalardı, sözde inandıkları şeylerin gerçek amaçları karşısında başlı başına bir tehdit olduğunu anlayıp konferansı derhal terk ederlerdi.
İsviçre Alplerinin kar örtüsü arka planda korkunç bir hızla azaladursun, bütün dünyanın gözüne sokarcasına sergilenen bu zenginliğin, neoliberal çağın bütün hatalarının belki de en güçlü sembolü olduğunu söylemek abartılı olmaz – ki bu durum muhtemelen kendini çöküşünü de hızlandıracak bir etmen.
Her yıl düzenlenen bu etkinlik, sürdürülebilirlik vaazları verirken kendini şımartmaktan çekinmeyen inzivaya çekilmiş elitlerin, demokrasi dilini kuşanan ayrıcalıkların, doğru okullara gitmiş, doğru kurumlarda işe girmiş ve bu sayede geçirimsiz bir balon içinde yaşayan, hiç deneyimlemediği bir yığın sorunla cebelleşen dünyayı da gerçek bir cehalet perdesinin ardından gören, üstüne üstelik nesiller boyunca sahip olduğu bu hakimiyeti sürdürebilmek için eylem planı yapan finansçıların, bürokratların ve entelektüellerin sembolü.
Davos’un salonlarında gerçekleşen ve hakikaten de bir değeri olan her tür iletişim, ağ oluşturma ya da bilgi paylaşımının getirdiği fayda dünyanın dört bir yanında yaşayan milyonlarca öfkeli, kötü muamele görmüş, dışlanmış ve o güvenlik koridorlarından birine asla adım atamayacak olan insanda uyandırdığı tiksinti cehennemine kıyasla sönük kalıyor. Davos katılımcıları en azından kendi menfaatleri için bu etkinliği sonlandırmalılar çünkü herkesi çileden çıkarmaktan başka bir işe yaradıkları yok.
Ama öyle bir balonun içinde yaşıyorlar ki, neyi bilmediklerinin bile farkında değiller. Davos müdavimlerinden birine içinde bulunduğu ortamın zehirli olduğunu anlatmak, Thomas Friedman’a, taksi şoförleriyle muhabbet etmenin ona insanlık hakkında şaşmaz bir içgörü kazandırmaya yetmediğini anlatmak kadar imkânsız. Fakat buradaki problem Davos’un varlığı değil çünkü orası, bazı tehlikeli insanları -biz geri kalanlardan uzakta- konforlu bir gerçeklik simülakrına hapseden faydalı bir sürgün türü – ekonomi guruları için ideal bir Matrix, Larry Summers’ın Anthony Scaramucci’ye yüksek işsizlik oranlarının niçin toplum açısından iyi olduğunu anlattığı, gözümüz kısılarak izlediğimiz bir hayvanat bahçesi. Asıl problemimiz, Davos Matrix’inin doğrudan ana bilgisayara, yani bizim gerçekliğimize bağlı olması. Bu insanların kendi küçük halüsinatif dünyalarında aldıkları kararlar zaman içinde gerçek dünyaya sızıyor ve on yıllar geçtikçe servet giderek daha yükseklere doğru transfer olurken geri kalanlar bu yükün altında eziliyor.
Her yıl Davos’tan çıkan tek faydalı şey, Oxfam’ın yayınladığı eşitsizlik raporu. Öyle ki, bu rapor her yıl Davos’un nasıl bir canavar olduğunu açıkça ortaya koyuyor. Mesela 2023 yılına ait Oxfam raporu, en zengin %1’lik kesimin, son iki yılda yaratılan bütün servetin üçte ikisini elinde tuttuğunu gösterdi. Üstelik bu kişilerden birçoğu, Davos’taki panellerden birinde nutuk atmaya gitmeden önce, konforlu ve sıcak bir dağ evinde bu haberi sükunetle sindirdi. Oysa dünyanın geri kalanı patlamak üzere. Sınıf bilinci uyanıyor, öfke artıyor. Kimileri sosyalist olacak, kimileri faşizmi seçecek, kimileri satın aldığı silahla zamanın gelmesini bekleyecek. Davos’taki tiplerse kendi yaşam tarzlarının da tehlike altında olduğunu fark etmeden “küresel risklerden” bahsetmeye devam edecekler. Davos’taki liderlerin bu engin dünyadan öğrenecekleri pek çok şey var. Ama bizim onlardan öğreneceğimiz yegâne şey, içinde bulunduğumuz bu düzenden dolayı asıl suçluların kimler olduğu, zamanı geldiğinde kimleri suçlayacağımız.
Çeviren: Fulya Kılınçarslan






