Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

15 Ekim 2020

Kitap

Eşitsizliğin Coğrafyası

Derya Özkan Yavuz

Paylaş

2

1


“İnsan hakları; bir fikirdir, düşüncedir. İnsanların, insan oldukları ve doğal olanakları olan insan türünün üyeleri olduğu için özel bir muamele görmeleri gerektiği düşüncesidir” (Kuçuradi, 2011, s.78).

Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi'nin (1948) 1. maddesi insanların akıl ve vicdanla donatıldığından ve birbirlerine kardeşçe davranmaları gerektiğinden söz eder. Herhangi bir hakkı insan hakkı yapan, kardeşçe muameleye ilişkin bir talep getirmesidir.

İnsanın doğal olanaklarını geliştirebilmesi için doğrudan korunması gereken haklar vardır. Yani bir devlet tarafından verilemeyecek, kişilerde kişilerce saygı gösterilecek haklar. Devlet, ancak bu haklar ihlal edildiğinde çeşitli organlarıyla devreye girer. Bu haklar kişinin güvenliğine ilişkin temel taleplerden oluşur. Bu haklara saygı gösterilmesi etik bir sorundur. İnsanların başka insanlara nasıl muamele etmeleri ve onlardan nasıl muamele görmeleri gerektiğine dair etik normlardır. Evrensel İnsan Hakları Bildirgesi bu tür temel etik normlar getirme niyetiyle oluşturulmuştur.

İnsan haklarıyla ilgili olarak yapılan uluslararası çalışmalar ve imzalanan sözleşmelere rağmen, insan haklarının korunmasıyla ilgili çeşitli sorunlarla karşılaşılmaktadır. 20. yüzyılın ikinci yarısında gelişmeye başlayan insan hakları fikrinin kavramlarının içeriğini bilgisel olarak belirlemek ve insan haklarının aynı zamanda bir ölçüt olduğunu bilmek, bu sorunları önemli miktarda azaltabilir. İnsan haklarının kişi açısından muamele ilkeleri, devlet açısından da hukukun üreteceği temel öncüller olarak görüldüğünde ortaya çıkacak sonuçlar farklı olacaktır. "Kendi haklarını değil insan haklarını korumayı isteyen ve bu bilince sahip olan kişilerin oluşturduğu—özellikle kamu görevlilerinin bu bilinçte olduğu—toplumlarda, insan hakları ihlalleri önlenebilecektir" (Kuçuradi, 2011, s.115). Kamuda özellikle bölgesel politikaları hazırlayan ve uygulayan kişilerin alanın bölgesel özelliklerinin bilgisine sahip olması ve bu bilgilerin eşliğinde insan haklarına dayalı politikalar geliştirmesi gereklidir. Bu çalışmada temel hakların kullanımında yaşanan eşitsizliğin coğrafi bakımından analizini yapmaya çalışacağım ve coğrafya bilgisine sahip olmanın insan haklarını korumak için neden gerekli olduğunu anlatmaya çalışacağım.

Türkiye’de coğrafya kelimesinden başlamak üzere, yanlış bilinen, yanlış anlaşılan birçok konu bulunmaktadır. Örneğin, görsel ve yazılı medyanın da dahil olduğu bütün iletişim kanalları coğrafya terimini bilerek veya bilmeyerek yanlış bir şekilde "bölge/mekân" karşılığı olarak kullanılmaktadır. Birçok yerde, örneğin Balkanlar’dan bahsederken: "bu coğrafyada çok çeşitli kültürler bulunmaktadır veya bu coğrafyada birçok yeni devlet kurulmuş…" örneğinde olduğu gibi coğrafya kelimesi tamamen mekân, bölge karşılığında kullanılmaya başlanmıştır. Hâlbuki coğrafya fiziki çevre ile beşeri sistem ve bunlar arasındaki ilişki/etkileşim hakkında bilgiyi ortaya koyan bir bilimdir. Coğrafyanın gerekliliği konusunda Erol Tümertekin, şu ifadeyi kullanmaktadır: "Coğrafyacılar lokasyonla ilgili hususları ve farklı yerlerde meydana gelen olayların birbirileriyle ilişkilerinin neler olduğunu bilirler. Bu yüzden de, coğrafyayı, ayrı ayrı yerlerdeki tüm fiziksel ve beşeri olguların etkileşimi ve yerler arasındaki bu karşılıklı etkilenmenin hangi kalıpları yarattığı ve mekanı nasıl organize ettiğinin incelenmesi olarak tanımlayabiliriz. İdeolojisi de, dünya hakkındaki bilgileri edinmek ve bunu toplum yararına uygulamaktır" (Tümertekin ve Özgüç, 1998). Coğrafya bilgisi kişiye dünyanın farklı ekonomilerini, kültürlerini, mekânlarını, insanlarını ve onların kendileri ile olan bağlantı ve ilişkilerini anlamasını sağlar. Paul Vidal de la Blache, coğrafyayı "insan bütün coğrafyanın esasını oluşturur" şeklinde tarif etmiştir (Akt., Erdan, 2010). Coğrafya, yapılacak planlamalar için temelde gerekli olan coğrafi bilgiyi üreterek, planlamanın sağlam temeller üzerine inşa edilmesini sağlar. Devletlerin ürettikleri tüm politikaların bu planlamaya uygun olarak yapılması ve insan haklarına dayalı bir perspektifle oluşturulması dünya genelinde yaşanan, birazdan anlatacağım pek çok problemli alanın ortadan kalkmasını sağlayabilir. Hak temelli coğrafya araştırmalarına son dönemlerde rastlayabiliriz. Coğrafya araştırmalarında yakın zamanlarda görülen bu değişim, küresel ölçekteki gelişmelerin dışında, insanların koşullarına, bakış açılarına, insan haklarına karşı uyanan ilginin de bir yansımasıdır. Coğrafya, doğası gereği, sürekli ve hızlı değişimler yaşar. Geçmişte hiç dikkati çekmeyen olaylar birdenbire önem kazanıp yeni inceleme alanları haline gelirken, geçmişte önemli olan bazı konular durağan kalıp çekiciliklerini yitirirler.

Coğrafyanın birleştirici bir yanı da vardır. Belirli ülke ya da toplumların yaşam tarzları farklı olsalar da bu yaşam tarzlarında bazen aynı bazen de büyük ölçüde ortaklıklar mevcuttur. Bir Sri Lankalı çay toplayıcısı kadının yaşamının Karadeniz’de çay tarlalarında çalışan bir kadının yaşamıyla büyük bir benzerlik gösterebileceğini; ya da şehirlerimizde yaşayan her toplumsal sınıftan kadınların diğer gelişmekte olan ülkelerdeki şehirlerde yaşayan kadınlarla büyük bir mekânsal davranış benzerliği gösterdiklerini, onlarla aynı sorunları paylaştıklarını, gelişmiş ülke kadınlarıyla aynı deneyimleri geçirdiklerini, aynı hak ihlalleri ve aynı ayrımcılıklarla yüzyüze geldiklerini düşünüyorum. Ancak bir taraftan da, dünya genelinde insanların temel haklara sahip olmaları ile ilgili kır ve kent nüfusları arasında farklılıklar bulunmaktadır. Devletlerin kırsal alanlara erişiminin yetersiz olması beraberinde pek çok insan hakkı ihlalini de getirir. Burada erişimle ilgili anlatmak istediğim, kırsal alanlarda yaşayan insanların istihdamının sağlanması, barınma hakkı ve sağlık hakkı gibi hakların sağlanması konusundaki yeterliliğidir.

"Dünyanın herhangi bir yerinde her dakikada bir, yılda 585.000 kadın doğumla bağlantılı bir nedenden dolayı ölüyor; hemen hemen hepsi de gelişmekte olan ülkelerde, çoğu da Sahra-altı Afrika ve Asya’da yaşayan bu kadınların doğumla bağlantılı ölüm olasılıkları İskandinav kadınlarından 500 kez daha yüksektir.

21. yüzyılda eşitsizliğin coğrafyası tek cümleyle Birleşmiş Milletler’in Dünya Nüfus Durumu 1997 adlı yayınından alınan yukardaki bilgiyle özetlenebilir. Bazı gelişmekte olan ülkelerde çocuklar çok ağır yükler altında. Örneğin Bangladeş’te 12 yaşında bir erkek çocuğu kendi tükettiğinden daha fazlasını üretmek, kazanmak zorundadır. 15 yaşına gelinceye kadar da kendisini yetiştiren ailesine olan maliyetinden daha fazlasını karşılamak zorunda (Barke, 1990). 1994’deki savaş ve sonrasındaki kıyımların yıktığı  Rwanda’da, halen,300.000 çocuğu temsil eden 60.000 ailenin reisi çocuklar, bunların çoğu da 10-18 yaş arasındaki kız çocukları. Kötü beslenme dünya çapında hastalık ve ölümleri belki de bütün diğer faktörlerden daha çok etkilemekte.1990’da 5 milyon ölüm olayı ile hastalıkların yüzde 15.9’u kötü beslenme sonucunda meydana geldi. Bu vakaların çoğu da Afrika ve Güney Asya’da görülürken en çok etkilenen grup henüz bir yaşını doldurmamış çocuklar oldu. Kız çocuklar ise diğerleriyle kıyaslanamayacak kadar büyük oranda etkilendiler. Gelişmekte olan ülkelerde demir yetersizliği 15-44 yaş arasındaki kadınlarda üçüncü önemli ölüm nedenidir; demir eksikliği toplam ölümlerin yüzde 4’ünün sebebi olurken, savaşlardan dolayı ölümler katlanarak artmakta. 

Kadınlar için ulus ve ülke tanımayan bir sorun da şiddet olgusudur. Fiziksel bakımdan genelde daha az güçlü olan kadınların hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde aile içi ve dışı tehlikelerle karşı karşıya olma olasılıkları çok yüksek. Örneğin Avusturya’da, Birleşmiş Milletler araştırmalarına göre, 1500 boşanma olayının yüzde 60’ında kadına karşı şiddet rol oynamıştır. Tayland’da Bangkok gecekondu alanlarında yaşayan kadınların yüzde 50’den fazlası eşlerinden düzenli fiziksel şiddet görmekte. Türkiye’de de durum çok farklı değil. Hindular’da evlilikte "drahoma ölümleri"—ödemenin gecikmesi durumunda kadının "mutfak kazası" gibi nedenler gösterilerek öldürülmesi—modern zamanların kanayan yarasıdır, üstelik artarak devam etmektedir. Ancak kadına ve çocuğa uygulanan şiddet konusundaki verilerin dağınık ve belirsiz olması, bilinen gerçeklere rağmen, coğrafyacıları güvenilir haritalar oluşturmaktan alıkoymaktadır.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi 1948’de kabul edildiğinde kadın ve erkeklerin eşit haklara sahip olduğu vurgulanıyordu. Üzerinden 72 yıl geçtikten sonra bile cinsiyetler arasındaki eşitsizlikler ısrarla devam etmekte. Kadınlar için eşitliğin, dünyanın birçok yerinde vaat edilenden çok daha az olduğu görülüyor. Dünya ülkeleri arasında farklılıklar olduğu gibi, herhangi bir ülke içinde de farklılıklar var—farklılık kadınla erkek arasında olduğu gibi, kadınlar arasında da mevcut ve bazen kadınlararası eşitsizlik kadınla erkek arasındakinden daha büyük olabilmektedir. Dünyamız bir ırksal ayrılıklar, kültürel çeşitlilikler ve ekonomik eşitsizlikler dünyasıdır. Coğrafyacılar bu çeşitliliklere mekânsal olarak bakar, etnik farklılıkları, bölgesel zıtlıkları incelerler. Batıdaki insanların en çok ilgilendikleri konu eşitlik, Ortadoğu ülkelerinde yaşayanların merkezinde barış, gelişmekte olan ülkelerde yaşayanların ise ilgilerinin merkezinde ise ekonomik kalkınma bulunur. Coğrafi araştırmalarda, nasıl baktığımız büyük ölçüde neyi göreceğimizi de belirler. Bir dünya görüşü oluşturmamızı, bir bakış açısı oluşturmamızı sağlar. Örneğin coğrafi görünümler bize bir halkın kültürü hakkında çok şey anlatır. Halkın coğrafi görünümü biçimlendirme yolu yalnızca onların etnik kökenlerini değil, aynı zamanda da teknolojik düzeylerini ve ekonomik durumlarını da yansıtır. Coğrafî görünümler, aynı zamanda da, sembolik biçimlerdir. Coğrafî görünümün bir parçası olarak "ev" de insanların nasıl yaşaması gerektiği, aile bireylerinin birbirleriyle bağlantısının nasıl olması gerektiğini ve ev sakinlerinin dış dünya ile nasıl bağlantı kurmaları gerektiğini ifade eder. Örneğin, orta ve üst sınıf bir Çin evi, yüzyıllarca kadını ve onun toplumdaki yerini Konfüçyüs fikirlerine göre sembolize etmiştir. Kadın içerideki kişi anlamına gelen "nei ren" olarak anılmıştır. Ev, dış duvarlarla çevrili bir dikdörtgen içinde birbirinin yanında yer alan bir dizi avlu ve binadan oluşuyordu. Kadınlara ait kesim sokaktan en uzak köşede, penceresiz arka duvar boyunca avluya diğer binalardan ayrılmış ve yalnızca içeriden erişilebilecek şekildeydi. Bu biçim, Konfüçyüs teorisyenleri tarafından savunulan, kadının dış dünyadan tam anlamıyla yalıtımı ilkesini adeta betonlaştırıyordu (Loyd Bonnie, 1982, ss.3-6). Şehir ortamında ise kadının durumuyla ilgili olarak değinilen bir diğer ilginç nokta da "kadınların evlerinde ve tanıdıkları insandan zarar görme olasılığının çok yüksek olmasına rağmen, onların kendilerini kamu mekanlarında ve yabancı insanlar arasında çok daha zarar görebilir hissetmeleriyle" ilgilidir (Özgüç, 1998,s.74). Bu konu daha sonra da işlenmeye devam etmiş ve Pain "Kadınların korkularının coğrafyası"nı kendine konu olarak seçmiş, İngiltere’nin şehirlerinde  kadınların hangi mekanları "güvenli" hangilerini "korkulan" olarak kabul ettiklerini, hangi mekânların hangi yaşlarda, hangi hayat tarzını sürdüren kadınlar arasında nasıl değerlendirildiğini ele alıyor ve buradan yola çıkılarak "suç" ve "korku" alanlarının haritalandırılabileceğini ileri sürüyor. Bu haritadan yola çıkarak bireyin güvenlik hakkının dağılımı ile ilgili bir harita oluşturulabilir. Şehirlerde bireyin güvenliğinin artırılması gereken noktalar tespit edilebilir ve planlamalar yapılırken gerekli önlemler alınabilir.

Yakıt kaynaklarının dağılımı ile de ilgili de haritalar mevcut. Ancak bu yakıt dağılımının beslenme alışkanlıklarını ve beslenme hakkını nasıl etkilediğine ilişkin haritalar oluşturursak gerçeğin gözümüze daha net görünmesi ve bu konuda alınacak önlemlerin planlanması daha kolay sağlanabilir. Örneğin, çeşitli nedenlerle yakacak odun sıkıntısının had safhada olduğu Afrika ülkelerinde pişirilmeyen, ısıtılma ya da kaynatma ihtiyacı duyulmayan yiyecekler tercih edilmekte. Batı Afrika ve Andlar’ın bazı bölgelerinde kadınlar iki strateji geliştirdi: Pişirilecek yemek öğün sayısını iki günde bire indirmek ve odun yerine yakacak olarak tezek ve kassaya bitkisinin yapraklarını kullanmak. Yakacak temini konusunda olduğu gibi, su temini konusunda da sorumluluk yükü birçok yerde kadınların omzunda. Örneğin Afrika’da evden su kaynağına olan taşıma mesafesi ortalama 5 kilometredir. Sahra altı Afrika’da yakacak odun ve su taşıma işlemi 4 saat kadar sürebiliyor. Kuraklığın Batı Sudan’daki kadınlar ve onların faaliyetleri ile kalkınma üzerindeki olumsuz etkisini inceleyen coğrafyacı Leslie Gray, Afrika, Güney ve Güneydoğu Asya’nın büyük kısmında güvenli suya erişebilenlerin oranları oldukça düşük olduğunu gözlemliyor. 

Aslında coğrafyacılar uzun zamandır küresel eşitsizliğin mekânsal kalıpları, süreçleri ve sorunları üzerinde duruyordu. Kendisini etrafındaki dünyayı anlamaya, gözlemlemeye, olayları kaydetme ve analiz etme ve sonunda da önerilerde bulunmaya adamış bir bilim dalının bu tür mekânsal dengesizlik ve farklılıkları ihmal etmesi de söz konusu olamaz. Öyleyse, "bize başkalarının mücadeleleri, yaşam tarzları ve inançları ve onların kendi doğal ve yapılaşmış çevrelerini algılayış biçimlerini öğreterek başka halklara karşı anlayışlı olmamızı sağlayan" (1890’dan akt., Özgüç, 1998, s.6) coğrafyacılar neden çalışmalarında insan hakları ile ilgili sorunlar ve fikirlere uzun zaman gözlerini kapamışlardır? Ne yazık ki insan olmak farklı yerlerde farklı şeyler ifade etmektedir.

 

Anahtar sözcükler: coğrafya, eşitsizlik, insan hakları, kadın

KAYNAKÇA

Barke, M. (1990), “Workers of the World”, Geographical 6, “Analysis” bölümü, s.1-4.

Erdan, E. (2010), Kum Çayı Vadisi ve Yakın Çevresinde İlk Tunç Çağı Yerleşim Dokusu (Master's thesis, Adnan Menderes Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü).

Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi (EİHB), 1948.

Kuçuradi, İ. (2011), İnsan hakları: Kavramları ve Sorunları:-insan hakları ve hukuk-devlet-siyaset felsefesi yazıları. Türkiye Felsefe Kurumu.

Loyd, B. S., Rengert, A. C., & Monk, J. J. (1982), Women and Agricultural Landscapes. Women and Spatial Change. Dubuque: Kendall Hunt, 1-2.

Özgüç, N. (1998), Kadınların Coğrafyası, İstanbul Çantay Kitabevi.

Pratt, G. (2004), Working Feminism, Temple University Press.

Tümertekin, E., & Özgüç, N. (1998), Beşeri coğrafya. İstanbul: Çantay Kitabevi.

 

 

 

 

 

 

YORUMLAR

Ayşegül Karapınar Arif

Yazınız ilgi çekici ve güncel bir konuyu akıcı bir tarzda ele aldığınız için tebrik ederim, emeğinize sağlık. Okumamı tamamladıktan sonra aklıma takılan soruları paylaşmak istedim. Coğrafyacıların insan haklarıyla ilgili sorunlar ve fikirlere uzak kalmasında politika etkili olmuş olabilir mi? Yani bilim insanı olarak çekimser kalmayı tercih etmişler midir ya da bir tedirginlik duygusuna kapılmış olabilirler mi? Ayrıca bu bilim dalındaki araştırmacıların sahip oldukları cinsiyetler bu konuya olan mesafelerini etkilemiş midir?

18 Kasım 2020

Öne Çıkanlar

Londra Kitap Fuarı’nda Türkiye yılıOggito
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Mercan Barışkan

20 Eylül 2025

Alt Kat

Sigara uğruna…Açık bahçe kapısının tam önüne denk gelen, her seferinde lanet okuduğum o eski püskü sandalyede bir bacağımı kıvırıp altıma almış oturuyordum. Sevgi Hanım dün akşam yemek saatinde gizlice üst kata çıkıp gördüğü ilk odaya, yani benim odama girmiş, tüm sigaralarımı çalmıştı. Nasıl..

Devamı..

İstanbul’a 1 Saat Mesafede Kamp Kurula..

Oggito

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024