Oggito Logo

Ne Haber

Bilim Teknoloji

Ekonomi

Liste

Söyleşi

Öykü

Video

20 Şubat 2026

Edebiyat

Bir Ölümsüzlük Meselesi

Ayzer Bilgiç

Paylaş

3

1


Yazarların özel hayatlarıyla pek ilgilenmem. Onları yazdıklarıyla tanımak, bilmek, yazım tekniklerini anlamaya çalışmak daha fazla ilgimi çekiyor.

Georgi Gospodinov’u başucu yazarım ilan ettim. Şu aralar onun yazdıkları bana çok iyi geliyor. İlk olarak yaklaşık üç yıl önce Zaman Sığınağı1 adlı romanını okumuştum. Murat Gülsoy ve Ayfer Tunç’un bu kitaba ilişkin yapacakları Diyaloglar söyleşisi öncesinde. Notlar almış, beğendiğim yerlere ayraçlar koymuş, sevdiğim cümlelerin altını çizmiştim. Hem konusunu oldukça ilginç bulmuştum hem de yazarın sade ve muzip anlatımını sevmiştim. Nedense sonrasında başka kitabını okumadım. 

Üç yıl aradan sonra Gospodinov’un Bahçıvan ve Ölüm2 adlı kitabını kendime yılbaşı hediyesi olarak aldım, hemen okumaya başladım. Bir solukta da bitirdim. Babasıyla ilgili anılarını, sona eren hayatı için duyduğu hüznü, yasını paylaştığı bir roman olmasına rağmen, Gospodinov’un duru, parlak, yer yer esprili anlatımıyla yeniden buluşmak ruhumu dinlendirdi. Roman beni de kendi anılar denizimde yolculuğa çıkardı. 

Son dönemde şunu fark ettim, okuduğum kitap bana hitap etmiyorsa atlaya zıplaya okuyorum, hatta bazen oracıkta bırakıveriyorum okumayı. Ama kitabı gerçekten beğendiysem, bir şekilde bana ilham veriyor. Ya deli defterime yeni öykü nüveleri not almaya başlıyorum, ya da zihnimde anılar, yeni sahneler, karakterler cirit atmaya başlıyor. Galiba Gospodinov da bunu başaran bir yazar benim için. Zira romanın giriş cümlesi beni geçmişe götürmeye yetti. “Babam bir bahçıvandı. Şimdi bir bahçe.” 

İlk sayfanın devamında romanın başkahramanı olan babasının kitabın ortasında ölmekle birlikte, ölümü öncesi ve sonrasına ilişkin anlatacağı hikayelerde onun yeniden hayata döneceğini belirtiyor. Bu sırada Zaman Sığınağı’nın ana karakteri Gaustin’in “Geçmişte zaman tek yönlü akmaz,” sözüne atıfta bulunmayı da ihmal etmiyor. Kitabın en başına koyduğu epigraflarda da Gaustin’i görüyoruz. Kendi çapımda amatörce öyküler yazıyorum. Bir öyküyü tamamladığımda ona ilişkin zihnimde dolanıp duran konusundan, karakterler ve onların bitmek bilmeyen seslerinden, sahnelerinden kurtulduğum için rahatladığımı düşünürüm hep. Ama gördüm ki Gospodinov’un kendi yarattığı kahramanı Gaustin halâ onun yaşamının, hayatının parçası, zihninde, benliğinde var olmaya devam ediyor.  Ne yalan söyleyeyim kitapta Gaustin’i görünce ben de eski dostumla karşılaşmış gibi oldum. Yazarın babası da bu roman sonrasında bir kahraman olarak yaşamaya devam edecek. Bir ölümsüzlük meselesi. “Sadece hikâyeler hayatta kalacak. Ve babamın aramızdan ayrılmadan önce yetiştirdiği bahçe. Belki de bu yüzden hikâye anlatırız. Dünyanın ve içindeki her şeyin yerli yerinde olduğu bir başka paralel koridor yaratmak için, tehlike ve ölüm anında anlatıyı başka bir tarha yönlendirmek için,” cümleleri de sanki bunu söylüyor bize. 

Nedenini bilmiyorum, fakat benim için dildeki parlaklık çok önemli. Zaman Sığınağı’nı okuduğumda Gospodinov’un anlatımını sade ve parlak bulmuştum.   Yazar, Bahçıvan ve Ölüm’ün ilk bölümünde bunu vurguluyor. “Bu sayfalarda ışık olsun istiyorum, yumuşak, öğle sonrası ışığı.” Gerçekten öğle sonrası ışığı roman boyunca bize eşlik ediyor. En kasvetli bölümlerde bile onu görüyor ve hissediyoruz. 

Yazarların özel hayatlarıyla pek ilgilenmem. Onları yazdıklarıyla tanımak, bilmek, yazım tekniklerini anlamaya çalışmak daha fazla ilgimi çekiyor.  Anı roman okumayı bu yüzden pek tercih etmem. İster istemez yazarın özeline girmiş olmak tedirgin eder beni. Ama bu defa sevdim galiba. Çünkü yazarın babasının metastaz teşhisi sonrasında hızla ilerleyen hastalığı, vefat süreci, onunla, ailesiyle ilgili anıları aslında bize Gospodinov’un yazarlık yönü hakkında önemli ipuçları veriyor. Öncelikle babası da hikâye anlatma konusunda oldukça başarılı. Öyle ki, hastalığının aşırı acı çektiği anlarında ağrılarını hafifletmenin yolunu, giderek kısılan sesiyle anlattığı hikâyelerde buluyor. Sesi kaybolduğunda da durmayıp, elleriyle anlatmaya devam ediyor. Babasının anılarından Dinyo Dedesi’nin de tatlı bir hikâye anlatıcısı olduğunu öğreniyoruz. Galiba bu iş Gospodinovlarda kalıtsal bir yetenek. Hoşuma giden bir diğer şey babası da Gospodinov gibi esprili, muzip. En zor anında bile yüzümüzü güldürüveriyor. 

Kitapta en sevdiğim bölüm, ilk defa kanser teşhisi konduğunda babasının “Üzüldüğüm tek bir şey var. Biraz daha yaşamak isterdim, şu çocuğun beni hatırlaması için, başka bir şey istemiyorum,” dediği bölüm oldu. Yazar beni ağlattı. Ah şu ölümsüz olma arzusu. Babaannem torununun torununu görenlerin yüz yaşına kadar yaşayacağını söylerdi. En büyük isteği en küçük torunu olan benim çocuğumu görebilmekti. O nedenle evlenir evlenmez babaannem mutlu olsun diye vakit kaybetmeden büyük kızımı dünyaya getirdim. Kızım babaannemle oldukça çok vakit geçirdi. Kırklı yaşlarımdayken ben de dünyada iz bırakacak şeyler yapmam gerektiğine karar vermiştim. Çocuklarımız elbette geride bırakacağımız en büyük izimiz. Ancak daha fazlasının gerektiğini düşünerek önce akademik makaleler yazmaya başladım. Sonra öyküler girdi hayatıma. Gel gör ki bir çocuğun zihninde kalarak yaşamaya devam etme fikri daha önce akıl etmediğim bir şeydi. Büyük kızımın zihninde babaannem tonton, sevimli, olgun bir rol model olarak halâ yaşamaya devam ediyor. Tıpkı benim zihnimde olduğu gibi, varlığı bize güç veriyor. Onu hiç tanımayan küçük kızımsa ne yazık ki o anılardan yoksun. Bu arada Gospodinov’un babasının isteği gerçekleşiyor, torununun doğumu sonrasında on yedi yıl daha yaşıyor.

Beğendiğim bir diğer anı, yazarın kızı doğduğunda anne ve babasının Bulgar demiryollarının develeriyle gece boyunca yaptıkları yolculuk sonrası hediyelerle geldikleri, bebekle ilk defa buluştukları sahne oldu. Bizim toplumumuzda da aileye ilk torun geldiğinde yaşanan sahneler pek farklı değil. Aslında Gospodinov bize o kadar yakın bir yazar ki. Kapıkule’nin ötesi Bulgaristan. İki toplumun yıllarca birlikte yaşamasının verdiği ortak zevkleri, tatları, duyguları, gelenekleri romanlarında fark etmemek mümkün değil. 

Etkileyici bulduğum bölümlerden bir diğeri, durumunun ağır, günlerinin sayılı olduğunu öğrenen babasının sırayla Aziz Georgi Günü’ne kadar, kardelenler açıncaya kadar, en azından Noel’e kadar (o tarihte yirmi gün sonrası), günleri için doktorla pazarlık ettiği, erteleme istediği an. Bu bölüm sanki yazar adayları için, son derece acı, üzücü bir sahnenin nasıl aydınlık, esprili, akıcı anlatılabileceğinin güzel bir örneği. 

Doğrusu Georgi Gospodinov’a, Bahçıvan ve Ölüm romanına ilişkin olarak paylaşmak istediğim şeyler oldukça fazla. Diğer taraftan henüz okumayanlara da çok sır vermek niyetinde değilim. İtiraf etmeliyim ki yazarın diğer kitaplarını da en kısa sürede okumak istiyorum. Başucu yazarımı buldum.

Zaman Sığınağı (Gospodinov, G., Metis Yayınları, 2021)

 Bahçıvan ve Ölüm (Gospodinov, G., Metis Yayınları, 2025)

YORUMLAR

Yesim Yildirim

Deneme türüne duyduğum uzaklık bir kaç adım kısaldı sayenizde, kaleminize sağlık.

25 Şubat 2026

Öne Çıkanlar

Hayatta ve Edebiyatta YüzleşmeB. Y. Genç
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Oggito

2 Nisan 2026

Yabancı Hisse Senedi Alımı İçin En İyi..

Apple, Tesla, NVIDIA veya Microsoft gibi küresel devlerin büyüme hikayesine ortak olmak günümüzde her zamankinden daha kolay. Ancak yatırım yolculuğunuzda kârınızı maksimize etmenin en önemli adımı, doğru aracı kurumu seçmekti..

Devamı..

Yarayı Taşımak, Haritasını Çıkarmak: Y..

Feride Şenol

"İnsanları yalnızca bilinmeyen korkutur.
Ama insan bilinmeyenle yüz yüze geldi mi, o korku bilinene dönüşür."

Antoine de Saint-Exupéry

BİZİ SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN

Oggito © 2024