Elbette güzel olan, Ishiguro’nun birçok önemli yazarın aksine yaşarken değerinin bilinmesi ve yazdıklarının hakkıyla anlaşılabilmesi.
2017 Yılında Nobel Edebiyat Ödülü’ne değer görülen Kazuo Ishiguro’nun Beni Asla Bırakma isimli romanı yayımlandığı yıl Time tarafından “Ingilizce Yazılmış En İyi 100 Roman” arasında gösterildi ve Alex ödülünü aldı. Kitap 2008 yılında Mine Haydaroğlu’nun özenli ve tertemiz diliyle Türkçe’ye çevrilerek YKY tarafından yayımlandı.
Beni Asla Bırakma, iki yüz yetmiş bir sayfalık, birbirini izleyen yirmi üç bölümden oluşan hacimli bir kitap. Tür olarak fantastik ile bilimkurgu arasında bir yerde duruyor. Hikâyeyi baştan sona Kathy H. isimli otuz bir yaşındaki anlatıcının dilinden okuyoruz. Kathy H. Serüven bittikten sonra geriye dönüp her şeyi anlatmaya karar veren bir anlatıcı konumunda. Neredeyse kitabın tamamı yalın, sade cümleler ve geçmiş zaman kipiyle anlatılmış. Metaforlar ve karmaşık bir dil yerine ortaokul öğrencisinin bile rahatlıkla okuyup anlayabileceği bir tarz tercih edilmiş ama bu seçim anlatımı basitleştirmek yerine daha da güçlendirmiş. Karmaşadan ve metafordan uzaklaşınca anlatılanın etkisi daha vurucu olmuş.
Romanın en önemli mekânı hatta karakterlerden biri diyebileceğimiz ana unsuru Hailsham Yatılı Okulu. Hailsham, spor ve müzik salonları olan, olanakları geniş, yemekleri kaliteli, yatakhanesi sıcak ve konforlu, çocuklara çok iyi bakılan neredeyse mükemmel diyebileceğimiz bir yatılı okul. Okulda ders dışı sanatsal faaliyetler çok yoğun, resim, müzik, şiir çalışmaları, makale yazımları gibi. Her çocuğun yatağının yanında kendisi için kurduğu mini bir sanat galerisi var. Birbirlerine resim, şiir ve çeşitli el becerileriyle ürettikleri objeleri sattıkları küçük sergiler düzenliyorlar kendi aralarında. Diğer ana karakterlerse bu okulda okuyan üç yakın çocukluk arkadaşı, Kathy, Ruth ve Tommy. Yan ama önemli karakterler ise Bayan Emily, Bayan Lucy, Madam, diğer çocuklar, gözetmenler ve öğretmenler. İlginç olan buradaki kaliteli yaşamlarına rağmen çocukların geçmişine dair hiçbir kayıt olmaması. Hailshamlı çocukların ne hafta sonu ne de yaz tatillerinde gidebilecekleri bir evleri yoktur. Çocuklar sanki oradan önce hiç var olmamış gibidir, Hailsham’a nasıl geldikleri ya da nasıl büyüyüp o yaşa geldikleri konusunda bir bilgileri yoktur.
Romana eğer belli bir gizem beklentisiyle başlanılırsa, ilk birkaç bölümün sonunda konunun nereye gittiğini anlayınca şaşırmak mümkün. Ama bölümler ilerledikçe olayların evriliş şekli gerek zihinsel gerek vicdani olarak tam bir ters köşe duygusuyla yer değiştirtiyor ilk şaşkınlığa. Kitabın hikâyesi gizemini bütünüyle sona saklayanlardan değil. Okur, bir yerden sonra olayı kavrayıp bu kavrayışla baş etmeye ve bundan sonra neler olabileceğini anlamaya çalışıyor.
Sanırım yazarın yapmak istediği tam da bu. Bu çocukları özel kılan şeyin ne olduğunu, kaderlerine neden isyan etmediklerini sorgulamamızı sağlamak. “Sonunun yıkım olacağını bile bile kaderlerini kabul etmek zorunda kalanların duygularına odaklanmak” ve anlamak. Bunun ne anlama gelebileceğiyle yüzleşmek.
Bedeninizden vazgeçebilir misiniz? Bunu mümkün kılmak için maddi ya da manevi bir karşılık belirlenebilir mi? Hikâye, kendi içinde türümüze karşı hem ahlaki hem vicdani ciddi bir eleştiri barındırıyor. Dünyaya insan olarak gelmekle kazanılan hakların sınırı nerede başlar nerede biter? Bizim türümüzün yaşaması her şeyin üstünde midir? Ya da insan türünü daha uzun yaşatabilmek için neyi, ne kadar feda edebiliriz? Türümüz buna değer mi? Ya da türümüzün uzun ve sağlıklı yaşamasının diğer canlılara ya da dünyaya bir katkısı var mı?
Aslında Ishiguro’nun kitap boyunca satır aralarında sorduğu bu soruların izi, kendisine değer görülen Nobel Edebiyat Ödülü’nün gerekçesinde de sürülebilir. İsveç Akademisi verdiği ödülün gerekçesini, Ishiguro’yu, “büyük bir duygusal güce sahip romanlarında, dünyayla bir bağlantımız olduğu yanılsamasının altında yatan dipsiz uçurumu ortaya çıkaran” bir yazar olarak tanımlıyor. Elbette güzel olan, Ishiguro’nun birçok önemli yazarın aksine yaşarken değerinin bilinmesi ve yazdıklarının hakkıyla anlaşılabilmesi.






