Alper Canıgüz: "Sürpriz sanat içindir, halk için değil."

Alper Canıgüz: "Sürpriz sanat içindir, halk için değil."


Twitter'da Paylaş
0

"Neticede, hiçbir zaman hakkını veremediğiniz bir hayatın koca bir inkâr biçiminde geçip gittiğini görmek, acı veriyor."

Alper Canıgüz’ün şu sıralar okuduğu kitap hangisi? Ünlü yazardan bir katil çıkar mıydı, peki sürprizleri sever mi? Alper Canıgüz’le Kan ve Gül romanını, ana karakter Aziz üzerinden X kuşağını konuştuk. Buyurunuz efendim.

Serap Çakır: Çok kızacaklar bana ama bunu söylemek zorundayım. Doksanlı yılların gençlerini ben “proje” insanı olarak görüyorum. Bir sürü projeleri var ama hayata geçirilmiş tek bir somut işleri yok. Bunun çok fazla örneği var diyeyim en azından. Kan ve Gül’ün Aziz’i de böyle bir adam. O kuşak neden harekete geçemedi?

Alper Canıgüz: Bunun önemli istisnaları vardır muhakkak ama genel olarak ne dediğinizi anlıyorum. Murathan Mungan’ın “Çember” şiirini bilirsiniz; “Ya dışındasındır çemberin / Ya da içinde yer alacaksın” der. Sanırım biz, kendi içindeyken kafası dışında kalmış bir kuşak olageldik çokça.

SÇ: 80 darbesinden sonraki ilk genç kuşak diyebiliriz onlar için ve aynı zamanda 90’ların tüm kirli/politik oyunlarına da şahit oldular. Kaybedilmeler, beyaz toroslar, karanlık bir devlet… Ben Aziz’in orta yaşlara geldiğinde bunları da hazmedememiş bir adam olarak kendini yitik/ kaybetmiş hissettiğini düşündüm. Siz ne dersiniz?

AC: 80 darbesiyle birlikte, o dönemki çocukların bir üst jenerasyonla ilişkisi de çok ciddi bir şekilde kesildi. Bilinçli bir tercihti bu. Ben o yıl Dârüşşafaka’ya girmiştim ve mesela lise sınıflarıyla görüşmemiz yasaktı! Abi ve ablalarla biraz içli dışlı olanlar idareye çekilir, disiplin cezasıyla karşılaşırdı. Belki biraz da bu yüzden, o kuşağa ait bir kısım insan neye şahit olduğunu da tam olarak anlayamamıştır. Çürük bir temel üstüne sağlam bir bina kurulamıyor elbette, haklısınız.

SÇ: Bir yandan da Aziz, çevremizde gördüğümüz pek çok insanın bir aynası aslına bakarsanız. Geçmişine takılı kalmış, başarısızlık duygusuyla kavrulup duran. İnsan geçmişini kabullenip yoluna neden devam edemez?

AC: Herhalde hayatının hiçbir dönemini hakkıyla yaşayamamış olmaktan kaynaklanan bir duygudur bu. Kerhen belirlenmiş ve size dayatılmış sınırlar içinde yaptığınız seçimlerin sonuçlarını kabullenmek konusunda daha gönülsüz oluyorsunuz, başınıza gelenleri kendiniz dışında birilerine, bir yerlere ihale etmek kolaylaşıyor. Neticede, hiçbir zaman hakkını veremediğiniz bir hayatın koca bir inkâr biçiminde geçip gittiğini görmek, acı veriyor.

SÇ: Keyifli bir dedektiflik hikâyesinin içinde buluyoruz kendimizi Aziz’i takip ederken, kendi geçmişine gidiyor ve bir cinayeti çözmeye çalışıyor. Sanki o cinayeti çözse, hayatının akışını eline alabilecek. Kara dejavusu da bu bence romanın. Bu mu?

AC: “İnsan tabiatında, mana aramak gibi bir maluliyet söz konusu, malumunuz,” diyor ya Aziz hikâyenin bir yerinde. Sözünü ettiğiniz, Aziz’in geçmişe dönüşüne yüklediği olası bir anlam; ondan da pek emin değil aslında. Yaşadığını, bildiğini zannettiği şeyleri aslında ilk kez farklı bir gözle görüyor ve gerçekte olup bitenleri anlamaya başladıkça onlara yüklediği anlamlar da bir bir yıkılıyor.

SÇ: Aziz hayatının aşkı, kızı Zeynep’in annesi Nergis’in geçmişte ondan gizli neler yaşadığına şahit oluyor. Bu kadar fazla gerçeği bilmek zorunda değiliz dedirtti bana Kan ve Gül. Her şeyi bilmek zorunda değiliz. Siz bilmek ister miydiniz?

AC: Hayatımızı belirleyecek, önemli bir şeyleri bilmesek de olur dediğinizi anlıyorum buradan. Yine kitabın bir yerinde Aziz, Othello’ya referansla, “… soyguna uğramış bir insan, kendisinden ne çalındığını bilmediği sürece, soyulmamış demektir,” diyor, sizin sözünü ettiğiniz noktaya işaretle. Ne yazık ki, bu yaklaşım ne Aziz’e fayda getirmiştir ne de Othello’ya.

SÇ: Romanın dili de pırıl pırıl bir zekâ kokuyor. Espriler, kişiler arasında gülümseten diyaloglar ve dumura uğratan hazırcevaplarla. Aziz akıllı bir adam dedirtiyor okura, yolunu bulacaktır bu adam. Tabii ölmezse… Polisiyenin olmazsa olmazı mıdır esprili, hazırcevap bir dil?

AC: Hazırcevap dedektif bu janr içinde sıkça karşılaşılan bir unsurdur, tabii. Ancak bazen, doğru anlatıldığında, sessizlik ya da aptalca bir cevap da son derece manalı ya da eğlenceli olabilir. Aziz’in “Terminatör” önerisini Abdül’e karşı savunmaya çalışırken ya da Nergis hiç beklemediği bir yerde karşısına çıktığında nasıl saçmaladığını düşünün. Aptal durumuna düşer ama onun bir aptal olduğunu düşünmeyiz, bunu evrensel insanlık halinin bir parçası olarak görür, onunla özdeşlik kurarız. En azından böyle umuyorum, diyeyim.

SÇ: Sevgili Alper, son zamanlarda okuduğum pek çok kitap, bir ya da birkaç şarkıyı içinde barındırıyor. Dünyaca ünlü yazarlar da yapıyor bunu. Siz de yaptınız. Bu bir moda mı mesela? Yoksa edebiyatçıları müzik besler gibi bir anlam mı çıkarmalı okur bundan?

AC: Edebiyatçıların müzikten yararlanması pek yeni bir şey değildir aslında? Kan ve Gül’de kullandığım şarkı isimlerinin müzikal bir durumu yok pek. X Kuşağı’na karşılık gelen bir grup olarak Nirvana’yı, ve onun bölümlerin içeriğini iyi tanımladığını düşündüğüm şarkılarını başlık olarak kullandım. Öte yandan, müziğin, saf bir sanat dalı olarak, sanatçı ya da değil herkesi besleyen bir yanı olduğu muhakkak.

SÇ: Size birkaç tane kısa kişisel soru sorabilir miyim? Alper Canıgüz geçmişe mi yoksa geleceğe mi gitmek isterdi?

AC: Bilemedim… Çoğu zaman tuvalete gitmeye bile üşenen biri için zor bir soru.

SÇ: Alper Canıgüz’den bir katil çıkar mı?

AC: Polisiye literatür en temelinde, belli koşullar altında herkesin katil olabileceği kabulüne dayanır, mâlum. Ben de istisnası sayılmam bunun.

SÇ: Sürprizli sonlar sizin romanlarınızın başat özelliği. Alper Canıgüz sürprizleri sever mi peki?

AC: Sürpriz sanat içindir, halk için değil; tecrübelerim bana bunu gösterdi.

SÇ: Şu an okuduğunuz kitabı öğrenebilir miyiz?

AC: Genellikle roman okurum ama şu aralar elimdeki kitap Sapiens.


Twitter'da Paylaş
0

YORUMLAR


İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR